Son hamle:Tahliye operasyonu...

Devlet içinde örgütlü bir yapı; yediği darbelere rağmen, etkili bir güç olarak varlığını hissettiriyor. Yargı içindeki 'uygulama kabiliyeti'nin, devam ettiğini gösteriyor.

Gazete manşetlerine bakarak durumu anlamaya çalışıyorum. Cemaat'in çizgisindeki gazeteler, gelişmeyi şöyle veriyor: Zaman: "Suç işliyorlar", Bugün: "Hukuk cinayeti", Taraf: "Adalet yok hükmünde", Millet: "Adalet rehin" başlıklarıyla çıkmış. Gayet açık ve net bir 'ortak tutum' var.

Bir gece yarısı, ‘mahkemeler arası operasyon’ yoluyla, "Paralel Yapı" soruşturmasından tutuklu Hidayet Karaca ve 77 kişinin tahliyesinden söz ediyorum: Cemaat çizgisindeki gazeteler, demeç aldıkları hukukçuların açıklamalarını da yayınlıyorlar. Bu yorumlar; “savcıların, tahliye veren bir mahkemenin kararını yok sayamayacağı” doğrultusunda.

İki gündür kamuoyunu meşgul eden bu tartışma; bu yazının yazıldığı sırada da, devam ediyordu. İlk haber, “HSYK’nın bu kararın oluşmasını sağlayan hakimler hakkında soruşturma açmış olması”ydı. Haberlere göre, tahliyeyi sağlayan bu iki hakim, görevden alınacaktı.

Bunu izleyen haber ise, “tahliye kararının oluşmasını sağlayan hakimlerin kararlarında ısrar ettiklerine” dairdi. Tahliyeyi veren hakimler, kararı uygulamayan savcılar hakkında, suç duyurusunda bulunmuşlardı.

OPERASYONCULAR

17-25 Aralık 2013 tarihindekine benzer bir olay yaşadığımızı söylemek mümkün. Devlet içinde örgütlü bir yapı; yediği darbelere rağmen, etkili bir güç olarak varlığını hissettiriyor. Yargı içindeki ‘uygulama kabiliyeti’nin, devam ettiğini gösteriyor.

"İstersem, değişik hukuki oyunları kullanarak, adamlarımı cezaevinden çıkarmayı başarabilirim" mesajını veriyor. Tıpkı 17-25 Aralık operasyonlarındaki gibi, bazı gözü kara (ve kendini feda etmeye hazır) hukukçuların, amaçlarına kilitlenebileceğini gösteriyor. Cemaat, yine, “hedefe ulaşmanın kıyısından” dönüyor.

BU GELİŞMEYİ NASIL OKUMALIYIZ?

Son tahliye operasyonuna gelince (operasyon diyorum, çünkü, bunun siyasi amaçlı ve örgütlü bir hamle olduğunu görmek mümkün): Bu, devlet içindeki paralel yapılanmanın bir hamlesi olarak görünüyor. Tersini iddia etmek, bunun doğal bir hukuk süreci olduğunu öne sürmek ise; bana 'siyaset yapmak' gibi geliyor.

MEŞRU MU?

"Paralel Yapı", devlet içinde örgütlü ve hala güçlü. Böyle bir yapılanmayı, bir siyasi sistemin kabul etmesi, meşru görmesi mümkün değil. Hükümete tepki ve öfke duyanların; sorunu 'adalet meselesi' gibi gören/gösteren refleksleri, nasıl değerlendirilebilir?

Hükümete (yargıya müdahaleleri dahil), değişik alanlardaki icraatları nedeniyle kızabilir, eleştiriler yöneltebiliriz. Gerçekten de, müdahalelerin yaşandığını, yargı sisteminin arzulanan kalite ve dengeye ulaşamadığını görebiliyoruz... Ancak, devlet içinde örgütlü bir gücün, daha önce diğer davalarda yaptıklarını, bu kez kendi adamlarını kurtarmak için yapmasını; bir "hukuki eylem" olarak kabul edemeyiz.

Bu davadan yargılananlar için değişik hukuki değerlendirmeler yapmak, tutuklanmalarını eleştirmek, birçok yönden “sistem eleştirisi”ne gitmek mümkün. Bunlar, (siyasi anlamda) yararlı tartışmalar olarak da görülebilir... Görüş farklılıkları, bizi ancak zenginleştirir.

Kabul edilmesi mümkün olmayansa; yargıyı bir örgütün operasyon alanı olarak gören, bu algıyı da normalleştirmeye çalışan anlayış.

NORMAL OLMAYAN

Yargının içinde, tabii ki, değişik siyasi tercihleri olan hukukçular bulunacak. Bunlar arasında, bir dini cemaate sempati duyanlar da olabilir.

Normal olmayanın ne olduğuna gelirsek: Bir “yapı”ya mensup olanların; yargıyı, kendi amaçları için manipüle etmeleri, normal değil… Bunun Ergenekon vb. davalarda nasıl yapıldığını bilenlerin, bu konuda yazılar yazıp, eleştirilerde bulunanların; son salıverme operasyonunu, "adalet " diye açıklamaya kalkıştıklarını görebiliyoruz.

Garip ve paradoksal bir tutarsızlık, giderek klasikleşiyor.

Tabii, “adil yargı” konusunun ülkemizde ciddi bir sorun olmasıyla, bir kez daha yüzyüze geldiğimizi de, ayrıca kabul etmeliyiz.