Syriza "değişim" diyor... ya Türkiye solu...

Türkiye'deki "muhalefet"in yaptığı alışılagelmiş hesaba göre düşünürsek; "Yunanistan seçmeninin yaklaşık yüzde 77'si, Alexis Çipras'n partisine oy vermemiş" oluyor. Yani Syriza'ya karşı saf tutan bir yüzde 77'den söz edebiliyoruz.

Yunanistan'da Syriza'yı başarıya ulaştıran nedir diye bir araştırma yapsak, bir çok neden bulabiliriz. Temel etkenin halkın değişim isteği olduğunu söyleyebiliriz. Sistem partileri, krize çözüm üretemeyince; seçmen, sistemi değiştirmeyi savunan “radikal” ve “sıradışı” bir partiyi tercih etti. Syriza'nın başarısı, kendi halkı için bir “perspektif değişimi” olduğu gibi, dünyadaki çıkış arayan bunalımdaki toplumlar ve sol örgütler için de bir “simge” oldu. Tabii, Syriza’nın, Yunan ekonomisini nasıl etkileyeceğini, hep birlikte göreceğiz.

Ne olursa olsun, Türkiye'deki solun başarısızlığının nedenlerini araştırırken; Syriza, yeni bir dinamik olarak önümüze çıkıyor. Ülkemizde de, solun başarı gösterebilmesi için neler yapılabileceği konusu, yeniden gündemde. Syriza’nın “ideal” bir örnek olup olmadığı, kendisine yüklenen anlamları hak edip etmediği, birçok açıdan tartışılabilir. Ancak, Yunanistan ile Türkiye'deki solu değerlendirirken, benzerlikler ve farklılıklar açısından, bir beyin jimnastiği yapabiliriz.

Syriza'nın başarısının arkasında, yerleşik sisteme ve klişelere karşı çıkan görüntüsü var. Çipras liderliğindeki sol parti, alışıldık siyaset normallerine meydan okuyan bir imaja sahip.

Türkiye'deki solcular da, genel bir perspektif olarak; “rejim”e, “sistem”e karşı olduklarını söylerler. Ama ülkemiz solunda, yıllardan beri etkisini büyük oranda koruyabilen içe kapanmacı bir tutuculuk da var. Bir tür "rejim elden gidiyor" psikolojisi, belirgin.

Ülkemizdeki solun önemli bir ağırlığı -sosyalistleri ve sosyal demokratları kapsayarak söylüyorum- “sistemi ve rejimi kurtarma” refleksini sürdürüyor. "Laiklik yıkılıyor, demokratik rejim tehlikede, vatan elden gidiyor" gibi sloganlar; “değiştirici” değil, “koruyucu” bir içerik taşıyor. Türkiye’de, “sol”; özde de, görüntüde de, kendini yenilemekten uzak.

Bugünkü iktidara dair kaygılar, “statükoya sarılmacı” ve “geçmişe dönük” bir kültürü öne çıkarıyor. Hatta geçmişten beri "emperyalizme karşı" söylemlerle bilinen kesimlerde bile, "ABD ve Batı, şu AKP'nin işin bitirse de, kurtulsak" beklentilerinin öne çıktığına tanık olabiliyoruz.

Türkiye solu, “neden korkuların esiri olduk?” sorusunu, daha derinlikli bir şekilde sormak zorunda. 60'lı yılların, 70'li yılların “ideolojik refleksleri” neden hala sürdürülüyor, bunun üzerine düşünmek zorundayız.

Yunanistan'da da geleneksel sosyalist hareketler var. Bize göre daha köklü ve tarihsel bir arka plana da sahipler. Toplum artık onlara da daha az itibar ediyor. Yeni ve değiştirici çağrılar yapan bir parti, daha “tercih edilir” bulunuyor.

Yunan halkı, onlara destek verdi ve 90 yıllık statükoyu temsil eden partileri ağır biçimde cezalandırarak marjinalize etti. Papandreu'yu Meclis dışında bırakacak kadar radikal bir tercihten söz ediyoruz.

Yunan halkı bir kumar mı oynuyor, bir deney mi yapıyor yoksa mantıklı mı hareket ediyor, bunu zaman içinde daha iyi değerlendirebileceğiz… Ancak, Türkiye'deki tabloda “sol” ne kadar “solda” yer alıyor, hepimiz derinlemesine düşünmek zorundayız. Bizim Türkiye solunun genel durumu, Yunanistan'da yüzde 5 bandına sıkışıp kalmış, statükocu Komünist Partisi'nin durumuna benziyor. Hatta onlarla karşılaştırıldığında bile, biraz daha gerilerde.

'YÜZDE 77 SYRIZA'YA OY VERMEDİ!'

Yunanistan seçimleri üzerine bir hesap yapalım: Syriza, oyların yüzde 36.3'ünü aldı. Seçime katılma oranı ise 64. Bu durumda, Yunanistan halkının yüzde 23'ü, şimdiki iktidar partisi olan solcu Syriza'ya oy vermiş bulunuyor.

Türkiye'deki “muhalefet”in yaptığı alışılagelmiş hesaba göre düşünürsek; “Yunanistan seçmeninin yaklaşık yüzde 77'si, Alexis Çipras'n partisine oy vermemiş” oluyor. Yani Syriza'ya karşı saf tutan bir yüzde 77’den söz edebiliyoruz.

Böyle baktığımızda, şu çıkarımı da yapmamız mümkün: Yüzde 23 oy alan Syriza, Meclis'teki sandalye sayısının yüzde 49.6 'sını elde ederek büyük bir adaletsizliğe yol açıyor.

Şaka bir yana… Komşu ülkede baraj yüzde 3, ancak en çok oy alan partiye tanınan önemli bir avantaj var. En çok oy alan partiye, fazladan 50 sandalye veriliyor. 300 üyeli Parlamentonun 50 üyesi, yani yüzde 16.7'si , en çok oy alan partiye, “hediye” olarak sunuluyor. Bu, siyasi istikrarı sağlamaya, yani koalisyonlardan uzak durmaya yönelik bir uygulama.

ADALETSİZ SİSTEM

Türkiye'deki sistemin de, Yunanistan'daki sistemin de, adil olmadığı, toplumun değişik kesimlerinin temsilini sınırlandıran özellikler taşıdığı ortada. Tabii şunu da teslim etmekte yarar var: Yunanistan'daki yüzde 3 barajı, küçük partilerin yaşamasına (ve koşullar elverdiğinde büyümesine) olanak tanıyor. Bu yönüyle, Türkiye'deki yüzde 10 barajı ile karşılaştırıldığında çok daha olumlu bir nitelik taşıyor.

Syriza’ya dönersek… Sonuç olarak, yüzde 36'lık oy oranı, ciddi bir tercih anlamına geliyor. Zaten Yunanistan'da, bizdeki türden saçma hesaplamalar yapıldığını da sanmıyorum.

Yunanistan seçimleri, bir çok açıdan incelenmeye devam edecek.