Tehditle, yok saymakla nereye...

"HDP'yi yok etme" siyasetinin, meselenin çözümüne bir katkı sunması söz konusu olamaz. Çözümün Türkiye içinde ve Türkiyeli çözümü açısından, HDP'nin yakaladığı destek önemli.

Hürriyet'e yönelik saldırılar kabul edilemez, makul görülemez. Nasıl Murat Sancak'a sıkılan kurşunlar, basın özgürlüğünü ilgilendiriyor, bütün toplumun yaşam hakkını tehdit ediyorsa, Doğan grubuna yönelik yapılanlar da hak ihlalidir. Gazete köşelerinden muhalif medyaya "şunu susturacaksın, bunu atacaksın" diye komutlar vermek, hatta ölüm tehditlerine başvurmak, içinde yaşadığımız krizin tırmanmasından başka bir işe yaramaz; bu şiddet dili kesinlikle mahkum edilmelidir. 

HDP Genel Merkezine, değişik il ve ilçelerdeki parti binalarına, Kürtlerin işyerlerine yönelik vandalizme varan saldırganlık da, son derece tehlikeli. Tereddütsüz olarak şiddetin karşısına dikilmemiz gerekiyor.

SAĞDUYUYU KORUMAK

PKK saldırıyor, can yakıyor. Gençlerimiz toprağa düşüyor. Sokaktaki gerilim, doğal olarak, her geçen gün biraz daha tırmanıyor. Gündelik, yüzeysel ve fanatik değerlendirmelere saplanmak yerine, bölgedeki gerçekliği anlamaya çalışmak gerekiyor. Ancak, makulu savunmak da, insanları yeniden çözüm ortamına davet etmek de, her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

Şu olguyu da görmek önemli: PKK saldırılarına karşı devlet suskun kalamaz. Onlarca güvenlik görevlisinin yaşamını yitirdiği bir ortamda, kimse devlete "silahları sustur" diyemez. Hiçbir devlet, şehirlerde "artık burada devleti tanımıyoruz" açıklamaları eşliğinde, silahlar havaya kaldırılarak, hendek kazılarak, yollara barikatlar kurularak, "özyönetim" ilan edilmesini kabul edemez.

PKK SİLAHLARI SUSTURMALI

PKK'nın silahları susturmasını istemek, bir çözüm umudu için yollar aramak çabasından, vazgeçmemeliyiz. Evet burada atılacak ilk adımın, PKK'nın silahları tek taraflı susturmasıyla başlayacağını düşünmeye devam ediyorum.

Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü için meşru zeminde siyaset yapılacak ortamı geri dönülmeyecek ölçüde tahrip etmemek de, aynı oranda önem taşıyor. HDP'ye 6 milyonu aşan oyla destek veren seçmenlerin temel tercihi, sorunun yasal ve meşru zeminde çözülmesi yönünde. Büyük çoğunluğu Kürt olan bu seçmenler, çözümü Türkiye'nin içinde gördükleri için, sandığa gittiler.

Çözüm süreci de, meselenin barışçı bir şekilde çözümü ve silahların bırakılması adına bir çabaydı. Üç yıla yakın devam eden çatışmasız ortam, önemli bir imkandı. Çözüm süreci devam edebilseydi, hem Türkiye’de hem bölgenin diğer ülkelerinde, daha barışçı bir atmosfer oluşabilirdi.

Ne olursa olsun, Kürtler bu imkanı kullandılar: HDP'nin böylesine yüksek bir oy oranıyla Meclise girebilmesi, bu sakin ortamın ürünü, yani “sivil çözüm hedefi”nin sonucu.

HDP ARADA KALDI

7 Haziran seçimleri öncesi ve sonrasında, çözümün iki tarafı olan AK Parti ve HDP'nin arası açıldı. Bunun nedenlerini bu köşede birkaç kez değerlendirmeye çalıştım. HDP, "Tayyip Erdoğan nefreti cephesi"nin içinde yer alarak, uzlaşma imkanlarını büyük ölçüde imkansız hale getirdi. Selahattin Demirtaş'ın 7 Haziran gecesindeki "Yalnızca AK Parti'yle olmayız" açıklaması, aradaki mesafeyi, bir kez daha ortaya koydu.

Bu gergin ortam içinde PKK harekete geçti. Meşru siyasi zemini altüst edecek yaygın saldırılarla, siyasetin güvenlik boyutunun öne geçtiği yeni bir dönemin kapısını açtı.

HDP, iki arada bir derede kaldı, PKK'nın çizdiği yeni stratejinin içinde hareketsiz hale geldi, işlevsizleşti. “PKK saldırılarına karşı çıkışları”, inandırıcı bulunmadı. “PKK'nın gölgesinde bir örgüt” algısını, toplumun büyük bir kısmının gözünde, kıramadı. Yani sözünün ağırlığı eskiye oranla azaldı.

HEDEF HALİNE GETİRMEK

İktidar çevreleri de, toplumun önemli bir kesimi de, şimdi HDP'yi hedef almış durumda. Eski yöntemleri savunanlar ortalıkta  boy göstermeye başladılar. HDP'nin kapatılması, ya da siyaseten etkisiz hale getirilmesi hesapları da, bazı çevrelerde öne çıkıyor.

HDP gerçekten zor bir dönemden geçiyor. Cizre'de olduğu gibi bir çok şehirde özyönetim ilan eden aktör, PKK. İnisiyatif onların elinde. HDP'nin seçilmiş meşru yönetimlerinin oralarda fiziksel bir insiyatifi yok. HDP  artık birer insani drama dönüşen bu kentlerdeki durumu, çaresiz şekilde, sahiplenmeye çabalıyor.

PKK, bölgesel hesaplarla daha ilişkili bir yol izliyor. HDP ise, Türkiye'deki gelişim ve dönüşümün ürünü olan bir yapı. Yani, Türkiyeli bir zemine sahip. Siyasetini, hatalarını, köşeye sıkışmışlığını, yanlış değerlendirdiği noktaları konuşabilir, tartışabiliriz.

Ancak, konunun meşru zeminde bir (veya birden çok) temsilcisinin olmasına ihtiyacımız var. “HDP'yi yok etme” siyasetinin, meselenin çözümüne bir katkı sunması söz konusu olamaz. Çözümün Türkiye içinde ve Türkiyeli çözümü açısından, HDP’nin yakaladığı destek önemli.

Çözümse hedef, o çözümün bir parçası olarak, “HDP'nin varlığını sürdürebilme imkanı” ortadan kaldırılmamalı.