'Terörist' olmakla suçlanan işkadını

'Tutuklanıp bir deliğe tıkıldığınızda, yaşam kalitesi olarak elinizde ne varsa alınıyor, bu yaşınıza kadar sürdürdüğünüz aralıksız eğitim ve çalışma sürecinizin size sağladığı alışkın olduğunuz saygı ve ayrıcalıklar yerini...

‘Tutuklanıp bir deliğe tıkıldığınızda, yaşam kalitesi olarak elinizde ne varsa alınıyor, bu yaşınıza kadar sürdürdüğünüz aralıksız eğitim ve çalışma sürecinizin size sağladığı alışkın olduğunuz saygı ve ayrıcalıklar yerini, emir veren, çocukluğunuzda dahi duymamış olduğunuz ‘sen’ hitaplarına bırakıyor.’
Bu satırlar, geçtiğimiz aylarda Bostancı’da polisle girdiği bir çatışmada öldürülen Orhan Yılmazkaya ile ilişkisi nedeniyle tutuklu bir kadının mektubundan. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden Sevim Öztürk’ün mektubu şöyle sürüyor: “Alçakça suçlanıyorsunuz.
Ama adliyedeki dosyanızda ‘gizlilik’ kararı olduğu için ‘ne ile suçlandığınızı’ dahi bilmiyorsunuz. Suçlu kabul ediliyor ve suçunuz kesin hükmünde bir muamele görüyor, demir demir üstüne kilitleniyor. Bir sabah evinizden alınıp ‘terörist’ diye iftiraya uğramak suretiyle, bir cezaevine kapatılmış olarak belirsiz bir geleceği beklemeye başlıyorsunuz.”
Sevim Öztürk 70 gündür tutuklu bulunduğunu belirtiyor. Haksız yere ‘terörist’ diye suçlandığını, bir işkadını olduğunu ve Orhan Yılmazkaya ile ilişkisinin onu gazeteci yazar olarak tanımaktan ibaret olduğunu da sözlerine ekliyor: “Hiçbir polisiye delil/bilgi/bulgu olmaksızın bir dosyaya dahil edilmiş olmam, bir örgüte dahil edilmeye çalışılmam ve hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın hapse atılmış olmam, aklın sınırlarının ötesinde zorlama bir hayal gücünün ürünü olmaktan bile uzaktır. Bir terör örgütü ile ilişkili olduğumun iddia edilmesine dayanak olan şey ise sadece üniversiteden arkadaşım gazeteci-yazar Orhan Yılmazkaya’yı tanıyor olmam ve onu aile evimize ‘misafir’ olarak kabul etmemdir.
“Orhan Yılmazkaya teröristmiş ve böyle bir örgüte üyeymiş, gözaltına alındığım sabah kolluk kuvvetlerinden öğrendim. Aynı kolluk kuvvetlerinin gözünde ‘Orhan’ın benden saklamış olduğu terörist yanını bilmiyor olmam beni terörist yapıyor. Şayet bir terörist dedektörü olsaydı anlayabilmek için uygun yerlere monte ederdim. Ne yazık ki böyle bir alete sahip değildim. Ayrıca terörle mücadele polislerin de sahip olduğunu zannetmiyorum.
“Sıradan bir işkadını olan ben, Sevim Öztürk, üniversiteden mezun olduğumdan beri özel sektörde dış ticaret ağırlıklı çalışan, son sekiz senedir kendi şirketinden nadiren dışarı çıkan günde 14-16 saat arası denizcilik sektöründe tabir caizse köpek gibi çalışan işkolik ben, aylık ödemeler, taksitler, mortgage, özel okul, alışveriş hengamesinden nefes almaya fırsat bulamayan, çalışarak ailesine bakan ve ama bundan gocunmayan ben, ömrünce karakolluk olmamış, legal/illegal bir partiye üyeliği bulunmayan, Orhan’la kendi ev ve iş ortamımda, kendi yaşam kaliteme uygun şartlar dahilinde görüşmüş bulunan ben nasıl oluyor da ‘terörist’ oluyorum. İnanılır gibi değil.”
Sevim Öztürk, uğradığına inandığı haksızlığı mektubunda şöyle sürdürüyor: “Orhan Yılmazkaya örgütünden birilerini tanıyor muyum? Hayır O. Yılmazkaya’nın gittiği bir yere gitmiş miyim? Hayır. Peki Emniyet Müdürlüğünde tutulduğum 3.5 gün boyunca bana bu veya buna benzer sorular soruldu mu? Hayır, numunelik bir ‘örgüt’ sorusu dahi sorulmadı. Nedeni belli ilgi ve alakam olmadığını bildikleri için.
“Orhan’ın ben sadece Egeli yanını tanıyorum. Güzel zeytinyağlı yemekler yapan, bakır cezvede nefis Türk kahvesi pişiren, arada ağdalı fallar bakan esprili yanını. ‘Hamam’ kitabını yazan nazik yanını.
“Terörle mücadele polisleri diğer tehlikeli yanını tanıyorlar. Oğlumu, ailemi riske attıklarını.
Bile bile bunu söylemiyorlar ve durumun devamına, Orhan Yılmazkaya’nın etrafımızda yer almasına izin veriyorlar. Adresinin belli olmasından onlar da memnun herhalde. Anlaşılan o ki ben ve ailem, bizler topluca oltanın ucundaki canlı solucanlar gibiyiz. Ama Bostancı’da çatışma diye haber bültenlerine düşünce,
bir polis amiri ve bir vatandaş ölünce, biz ailece ‘terörist yemi’ olmaktan ‘terörist’ olmaya geçiyoruz...
Devletin güçleri ailemizi, daha çocuklarımızı, oğlumu ölüme atmayı tercih ediyor.
“...Aklımın takatı kalmadı. 27 Nisan sabahı uyuyor olduğum evimden alındım. 30 Nisan’da tutuklandım. 70 gündür tutukluyum... Ben terörist değilim. Adını ilk kez emniyette duyduğum O. Yılmazkaya örgütüne üye değilim. Gizlilik kararı olan o dosyalar ilelebet gizli kalmayacak ve açılacak. Ama ben hiçbir şey ile evimden alındım ve tutuklandım.
“Bana ne olacak, benim vatandaş olma durumuma, vatandaşlık haklarıma ne olacak? ...1969 doğumlu, bir çocuk annesi, çalışan ve işveren olarak içinizden herhangi birini gibi olan işkadın ben Sevim Öztürk, vatandaştan teröriste dönüştürüldüm. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmuyordum. Sadece evimde uyuyordum.”