Top atışlarından titrememek için...

Çankaya'daki karşılama töreninde şerefine atılan top ateşi Obama'yı ürküttü. Canlı yayında resmi duruşunun bozulduğunu gözledik. Gezinin en dramatik anlarından birisiydi. Top seslerinin dünyasında yaşıyorduk. Başkanlar birbirlerini hala böyle karşılıyorlardı.

Çankaya’daki karşılama töreninde şerefine atılan top ateşi Obama’yı ürküttü.
Canlı yayında resmi duruşunun bozulduğunu gözledik.
Gezinin en dramatik anlarından birisiydi. Top seslerinin dünyasında yaşıyorduk. Başkanlar birbirlerini hala böyle karşılıyorlardı.
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın ‘Kolay değil ama değişmeliyiz’ sözlerinin top atışlarıyla ne kadar ilgisi vardı tartışılabilir ama, bu ‘değişim’ çağrısının dünyaya yeni bir soluk katacak kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bush’un ardından Obama zaten bir değişimi temsil etmiyor mu?
Obama’nın ‘değişelim’ çağrısının yalnızca ABD’yi değil bütün dünyayı ilgilendirdiği söylenebilir. ABD, İkinci Dünya Savaşının ardından bir süper devlet olarak askeri güce dayalı bir siyasetin dünyadaki başrol oyuncusu görevini üstlendi. ‘Komünizmle Mücadele’ konseptini tüm dünyaya dayattı.
Kendi nüfuz alanı olarak belirlediği bölgelerde kitle katliamlarına, askeri darbelere başvurmayı bir gelenek haline getirdi. Bunun sonuçlarını çoğumuz birebir yaşadık, acısını çektik.
1990’ların başında Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte ABD’nin yeni hedefi İslam dünyası oldu. ABD, İslam dünyasındaki ‘terörist’ grupları kendisine yeni düşman olarak belirledi. İslam dünyasında boy veren Batıya yönelik örgütlü şiddet de bu yeni konsepte bağlı olarak yaygınlaştı ve etki alanını genişletti. İsrail’in Filistin’e yönelik uyguladığı ‘devlet terörü’ de İslam dünyasında terörü azdırdı, güçlendirdi. 11 Eylül saldırısı, bu sürecin zirvesi olarak dünyayı ikiye böldü.
11 Eylül’den itibaren ABD, ‘terörün merkezleri’ olarak gördüğü ülkeleri hedef aldı. Afganistan, arkasından Irak işgal edildi. Bu işgal İslam dünyasıyla Batı arasındaki uçurumu derinleştirirken İslam dünyasında büyüyen terörü de ateşledi.
Bush, sosyalizm sonrasının temsilcisiydi. İslam dünyası ile bölünme derinleştikçe ABD’ye duyulan nefret had safhaya çıktı. Örneğin Türkiye’de ABD karşıtlığı yüzde 90’lara kadar yükseldi.
ABD bazı Avrupa ülkelerini de arkasına alarak İslam dünyasındaki kanlı çatışmaların körükleyicisi rolünü üstlendi. Son Gazze saldırısı öfkeyi zirveye çıkardı.
***
Barack Hüseyin Obama’nın ABD Başkanlığına seçilmesi, bizzat kendi kimliği nedeniyle bile yeni bir duruma işaret ediyordu. Siyahtı, Müslüman bir kökü bulunuyordu. ABD’yi değiştirmek istediğini söylüyordu. Böyle dediği için yalnız ABD halkının değil bütün dünyanın sempatisini üzerinde topluyordu.
Obama, ilk büyük çıkışını önceki gün Ankara’da yaptı. Uçurumun farkındaydı ve bunu değiştirmek istediğini açıkça dile getiriyordu: “Müslüman dünyasıyla olan ortaklığımız kritik öneme sahiptir... ABD’nin Müslüman toplumlarla olan ilişkisi sadece terörizm karşıtlığı ile sınırlanamaz. Bu sürece daha kapsamlı dahil olmak istiyoruz.”
Obama, İslam dünyasıyla ilişki için yeni bir dil geliştirirken, ABD siyasetindeki değişim anlayışını da şu dikkat çekici cümlelerle dile getirdi: “Tabii ki
bazılarına güçle karşılık verilmesi yazım. Ama güç tek başına sorunları çözemez ve hiçbir anlamda güç aşırılığa alternatif teşkil edemez. Gelecek güç kullananların değil, yaratanların elinde olmalıdır. Biz de bu geleceğe yönelik birlikte çalışmalıyız.”
Bu değerlendirmeyi dünyanın en büyük askeri gücüne sahip ve bugüne kadar siyasetini güçle kabul ettirmeye çalışan bir ülkenin devlet başkanının yapması anlamlıdır ve yeni bir duruma işaret etmektedir.
ABD, güce dayalı siyasette ciddi bir başarısızlık yaşadı. Son olarak Afganistan ve Irak deneyimleri gücün bir sınırının olduğunu ve aşırı gücün de çaresiz kalabileceğini Amerikalılara gösterdi.
Bir başarısızlığın ardından seçilen Obama, zaten bu durumu değiştirmek istediği için ABD halkının ve dünyanın desteğini kazandı. Şimdi kendisini iktidara getiren genel isteğin gereğini yerine getiriyor.
“Biz değişmek istiyoruz, sizler de değişin” diyor. Bu değişim isteğinin ülkemiz açısından ne kadar gerekli olduğunu tartışmaya gerek yok.
ABD’de olduğu kadar Türkiye’de de bu yeni durumun hazmedilmesinde zorluk yaşayan kesimler var. Türkiye’de ‘güç kullanmayı’, ‘bir şeyler yaratmaya’ tercih eden anlayış hâlâ çok yaygın. Türkiye’dekilerin yaşadığı hazım zorluğunun ABD’dekilere kıyasla daha büyük olduğunu söylemek abartılı bir tespit olmayabilir.
Çukurlarından kemiklerin çıktığı bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım. Bırakalım uzak tarihimizi, yakın tarihimiz bile derin acılarla dolu.
Obama’nın bu ziyaretiyle bir kez daha görüldü ki, Türkiye yüzünü Avrupa’ya dönmüş, Avrupa’nın dikkatle izlediği bir ülke. Obama’nın dediği gibi bir ‘köprü’. Daha önce önemsemediğimiz bu tarif şimdi gerçek bir anlam kazanmaya başlıyor. Değişimin bizim açımızdan en kritik aşamalarından birisi hiç şüphesiz ‘tarihimizle yüzleşmek’ olacaktır.
Demokrasiye inanmayı başarmak, uzlaşmaya inanmayı başarmak, yaratıcılığa inanmayı başarmak kolay değil. Dünyayı militer konseptlerle algılamaktan vazgeçmek kolay değil. Ama denemek zorundayız.