TÜBİTAK siyaset alanı olursa

Darwin?in ?Evrim teorisi?nin TÜBİTAK?ın dergisinde kapak yapılıp sonra çıkarılması büyük tartışmalara yol açtı. Böyle bir tartışma bugün neden böylesine bir duyarlık yaratıyor?

Darwin’in ‘Evrim teorisi’nin TÜBİTAK’ın dergisinde kapak yapılıp sonra çıkarılması büyük tartışmalara yol açtı. Böyle bir tartışma bugün neden böylesine bir duyarlık yaratıyor? Sebebi ortada, toplumun bir kesimi, AK Parti iktidarını bir din devleti kurmak istemekle suçluyor. Din devleti kurmak kadar aşırı bir endişesi olmayanlar da iktidarı ‘dini sömürmekle’ suçluyor.
Türkiye’de bir din devleti kurulabilir mi? Bunu tartışabiliriz. Ancak şurası bir gerçek ki, bu toplum içinde bazı çevreler ülkeyi kendi dini inançları doğrultusunda yönetmek istiyorlar. Bu çevreler kendilerini AK Parti iktidarına yakın hissediyorlar.
Bazı çevrelerin kendi inançları doğrultusunda ülkeyi yönetmek istemeleri başlı başına yasadışı bir istek değildir. Yaklaşımlar düşünce ifade etme sınırları içinde kaldıkça tehlikeli bir durum yoktur.
***
Çağdaş demokratik devletler, tartışılması, değiştirilmesi mümkün olmayan din kurallarıyla yönetilemez. Bu nedenle laiklik gelişmiş, devleti yönetmekle dini inançlar arasında sınırlar çekilmiştir.
Laiklik, Avrupa’da kilisenin siyaset alanındaki egemenliğine karşı mücadele içinde şekillendiğinden, dini bağnazlıkla çatışmıştır. Bu çatışma sırasında laiklik yanlıları da aşırı sert noktalara gitmişlerdir. Bu nedenle Fransa’daki laikliğin dini kurum ve inançlarla ilişkisi daha sert ve mesafelidir. Almanya bu noktada daha değişik bir yaklaşım içindedir.
Türkiye’de de dindarlarla laikler arasında sert dönemler yaşandı. Bu sertlik etki tepki içinde iki tarafı da katılaştırdı. Son dönemdeki Darwin tartışmalarını bu kamplaşma içinde okumak gerekiyor.
***
Bilimin kurallarıyla, dinin kuralları çok farklıdır. Dini kurallar, dini inançlar, tartışılmadan kabul edilir. Dinde asıl olan inanmaktır. Bilim ise içinde şüpheyi ve sürekli araştırmayı barındırır.
Darwin ‘Evrim Teorisi’ canlıların nasıl evrildiğine ilişkin çok önemli bir bilimsel tezdir. Bu tezin bir yanı da kaçınılmaz olarak dinin dünyanın varoluşuna ilişkin tezleriyle farklılık taşıması. Kutsal kitaplarda dünyanın ve insanlığın nasıl oluştuğuna ilişkin saptamalar bulunuyor. Darwin’in teorisi ise bilimsel açıdan canlıların gelişim sürecine ilişkin bulgulardan söz ediyor.
Bilimle dini karşı karşıya getirmek doğru değildir. Dindar bir bilim insanı, kutsal kitapların tezlerine bir inanç olarak bağlılığını sürdürebilir. Ancak eğer bu kimse bir bilim insanıysa, bilimsel araştırmalar sırasında önündeki bilgi ve bulgulara göre hareket eder, inançlarını bu araştırmalara karıştırmaz.
TÜBİTAK’ta ve TÜBİTAK’taki olayın yol açtığı tartışmada yapılan temel yanlış, bilimi kutsal kitaplara rakip görmek veya kutsal kitaplardaki inançlarla bilimsel verileri yarıştırmaya kalkmaktır. TÜBİTAK bir bilimsel araştırma kurumudur. Orada sorular sorulur, şüpheler ifade edilir, önceden sonuçlarını bilemediğimiz araştırmalar yapılır. Bunların bir kutsal inanca uyup uymaması kaygısı taşınmaz, çünkü yeri orası değildir.
***
Türkiye’deki temel sıkıntılardan birisi laikliğin de, dindarlığın da aşırı siyasallaşmasıdır. Dindarlar kendilerine siyaset alanında yer açmak isterken, inançlarını da siyaset alanına taşımaya çalışıyorlar. Laiklik konusunda aşırı duyarlı olan kesimler, laikliği bir fetiş olarak siyaset ve bilim alanına taşıyorlar ve her şeyi laiklikle ölçerek bir değerlendirme yapmaya çalışıyorlar. Kendini laiklik üzerinden tanımlayan kesimin Bilim ve Teknik dergisindeki olaya gösterdiği tepkilerin bazıları, gereğinden fazla romantik bir tondaydı. Bilimselliğin romantik bir tonda yüceltilmesi, Türk modernleşmesine özgü bir paradoks.
TÜBİTAK ne dindarların, ne de laiklerin iktidar mücadelesi alanı değildir. Orası bilim insanlarının siyaseti geri plana iterek çalışmaları gereken bir kurumdur. Bugüne kadar böyle mi oldu? Tabii ki hayır. TÜBİTAK aşırı laiklik kaygıları olanlarla, İslamcılar arasında bir iktidar kavgasının aracı haline geldi. Oraya siyaset girdi.
AK Parti iktidarı bu kadar siyasallaşmış bir kurumu kaçınılmaz olarak kendisine yakın insanların yönettiği bir yere dönüştürdü. Daha önce de tersi bir anlayış egemendi.
Bilim alanı bilime, inanç alanı inanca, siyaset alanı da siyasete bırakılsa sorunlar bu kadar içinden çıkılmaz hale gelmeyecek.