Türkiye İran olur mu?

Bu soruya dindarların çoğunluğu, "Hayır olamaz" derken, laiklik konusunda kaygıları yüksek kesimler ise, "Olabilir, gidiş İran?a" cevabını vermeyi tercih ediyorlar.

Bu soruya dindarların çoğunluğu, “Hayır olamaz” derken, laiklik konusunda kaygıları yüksek kesimler ise, “Olabilir, gidiş İran’a” cevabını vermeyi tercih ediyorlar. Bu tartışma, durum saptaması yapmaktan çok bir siyasi kamplaşmanın sonucu olarak gelişiyor.
AKP iktidarı konusunda, olumsuz düşünceleri olanlar, “Bunlar Türkiye’yi İran yapacaklar, şeriat düzenini getirecekler” diyorlar ve bu tehlikeye işaret ederken, bu yöndeki bulguları da birer birer toplayarak bir karşı direniş örgütlemeye çalışıyorlar.
Türkiye’de dindar muhafazakârlık yeni bir olgu değil. Bu gözle baktığınız zaman gerçekten de çokça malzeme bulabilirsiniz. Ramazan ayında lokantaların kapanması, sokaklarda sigara içilememesi gibi konular her zaman bir sorun olarak karşımıza çıkar.
AK Parti, İslamcı gelenekten kök almış bir siyasi parti. Partinin lider kadrosu dindar bir kültürden geliyorlar. Bu nedenle eşleri tesettürlü. AK Parti’nin kadrolarındaki bu durumu kimse yadsıyamaz.
Son dönemde toplumda da bir dindarlaşmadan herhalde söz edebiliriz. Bunu çok kesin bir şekilde söyleyemiyorum, bir araştırma yapmış değilim. Böyle tahmin ediyorum. AK Parti’nin iktidarda olması dindar kesimlerde bir cesaret yarattı, bunu biliyoruz. Ayrıca dindarlık üzerinden bir partizanlaşmanın belediye ve devlet kadrolarında yaygınlaştığını da kimse inkâr edemez.
Türkiye’de laiklerle, dindarlar arasında bir iktidar mücadelesinin sürdüğünü de biliyoruz. Bu iktidar kavgası üç buçuk askeri darbenin de temel gerekçesi olarak öne çıktı. Askerler müdahalede bulunurken genellikle, “Atatürk’ün miras bıraktığı laik Türkiye’yi korumak”tan söz ederler.
***
Türkiye’de laiklerle dindarlar arasındaki iktidar mücadelesi 100 yıla yakın bir süredir devam ediyor. Laikliği savunanlar daha çok merkezi otoriter bir yönetim yoluyla ilerlenebileceğini, ‘din devleti’ tehlikesini aşabileceklerini iddia ederler. Bu nedenle ‘seçimler’e ve ‘halkın tercihleri’ne güvensizlik duyarlar.
Darbecilik de işte bu damardan beslenir.
Bütün bu çatışmaya rağmen, Türkiye 60 seneyi aşan bir süredir çok partili rejim deneyini yaşıyor. 1946’da başlayan çok partili rejim üç buçuk askeri darbeye rağmen olgunlaşarak varlığını kabul ettiriyor.
Çok partili rejim siyasi güçleri eğitiyor, olgunlaştırıyor. Örneğin İslamcılar zaman içinde ‘demokrasi’ konusundaki yargılarını değiştirdiler. Çok partili rejimin herkes için bir ortak yaşama olanağı olduğunu görmeye başladılar. Eski durdukları yerde durmadıklarını bizzat kendileri ifade ediyorlar.
Laikliği askere dayanarak korumaya inanan çevreler bunun bir çıkar yol olmadığını gördüler. Demokrasinin bu açıdan en önemli imkân olduğunu kabullenme noktasında adımlar atıyorlar. Askere dayanarak yaratılacak iktidarların ‘şeriat’ı önlemek konusunda bir başarı sağlamadığını zor da olsa kabul ediyorlar.
***
Türkiye, İran olur mu, sorusuna yeniden dönersek, ülkemiz gerçeği içinde şunları söyleyebiliriz. İran’da Humeyni rejimi Şah diktatörlüğüne karşı bir halk isyanının sonucu kuruldu. Şah dönemi, bir baskı ve zulüm dönemiydi. Halk sefahat içinde yaşayan despot krallık rejiminden kurtulmak istiyordu.
İslamcılar ve solcular, Şah rejimine karşı mücadele eden belli başlı kuvvetlerdi. Şahı birlikte devirdiler. Şahın devrilmesi İran’a olmayan demokrasiyi getirmedi. Zaten ne Humeyni taraftarları, ne de solcuların bir demokrasi alışkanlığı yoktu. Daha güçlü olan İslamcılar diğer siyasi güçleri tasfiye ederek tek başlarına ülkeye egemen oldular. Şah diktatörlüğünün yerini Humeyni diktatörlüğü aldı.
Türkiye’de çok partili rejim 60 yıllık bir geçmişe sahip. AK Parti seçmenler tarafından başarısız bulunduğu zaman iktidarı kaybeder. Çünkü Türkiye’de belirleyici olan halkın oylarıdır. Halk, bugün AK Parti’ye verdiği desteği daha önce başka siyasi partilere de vermişti. Yarın da bu konuda düzgün bir seçenek ortaya çıkarsa kararını değiştirebilir.
Türkiye’de parlamenter rejimin işlemesi en büyük garantidir. Çok partili rejimi tehlike olarak görenler ise genellikle darbeciler olmadı mı?
Türkiye’de 1982 Anayasası, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, demokratik bir siyasi yapının olgunlaşıp gelişmesini engelliyor. Parti liderleri birer tirana dönüşüyor, dönüşebiliyor. Temel sorun burada...
Türkiye hiçbir zaman İran olmadı, İran’a benzemedi, bugünkü koşullar da Şah dönemine benzemiyor. Türkiye’de dindarlar arasında bir anket yapılsa büyük çoğunluğu İran türü bir rejim istemez...
Türkiye’nin demokratikleşmeye hız vermesi gerekiyor...
Sorun İran’a benzemek değil, demokrasiyi yeterince geliştirememek...