Türkiye Kürtleri olmadan çözüm olmaz...

Son günlerdeki gelişmelerle (DTP hakkında kapatma davasının açılması, Öcalan'ın daha küçük bir hücreye konması nedeniyle gelişen şiddet gösterileri, son olarak da Tokat'ta devriye birliğine yönelik pusuda 7 askerin...

Son günlerdeki gelişmelerle (DTP hakkında kapatma davasının açılması, Öcalan’ın daha küçük bir hücreye konması nedeniyle gelişen şiddet gösterileri, son olarak da Tokat’ta devriye birliğine yönelik pusuda 7 askerin yaşamını yitirmesi) birlikte, ‘Kürt açılımı’ zorlu bir viraja girmiş durumda.
Açmaz kelimesi yerine viraj kelimesini tercih ettim... Kürt sorununun çözümü için koşullar bütün engellemelere rağmen hâlâ elverişli görünüyor.
Türkiye toplumunun ağırlıklı iradesi, her şeye rağmen, hâlâ çözüm yönünde. Kürtlerin büyük çoğunluğundaki çözüm isteğini de gözlemliyorum, Türkler içinde de ‘çözüm olmasın’ diye düşünenlerin çoğunlukta olmadıklarını düşünmüyorum. Ölümün ve savaşın çoğunluğun isteği olması mümkün değil.
Tabii, koşullar her ne olursa olsun, ‘açılım’ın doğru bir stratejiye dayanması ve sürecin de bu strateji doğrultusunda iyi yönetilmesi şart. ‘Kürt açılımı’nın ilk adımlarının atıldığı günlerden bu yana bazı hatalar yapıldı. Bu hataların neler olduğu doğru saptanabilirse, geçmiş hatalardan dersler çıkarılabilirse ‘açılım’ yoluna devam edebilir.
***
Değişik tarafları dikkatlice dinlediğimde olayların şu şekilde gelişmiş olabileceği çıkarımını yapabiliyorum:
Hükümet, (belki de buna devlet demek daha uygun olur) PKK’nın dağdan indirilmesi ve Mahmur kampının boşaltılması için Kuzey Irak’taki Kürdistan yöneticileriyle vardığı uzlaşmayı ve ABD desteğini
yeterli gördüğü için, bu yolla PKK’nın köşeye sıkıştırılarak ‘ikna edilebileceği’ duygusuna kapıldı.
Hükümet, uluslararası konjonktürün uygun olduğuna kanaat getirdi. ABD ile, Irak hükümeti ile, Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi ile, Suriye ve İran’daki iktidarlarla, yörede sorunun çözülmesi ve PKK’nın silah bırakmasının sağlanması konusunda bazı ittifaklar sağladı.Hükümet bu ittifakları yeterli olarak algıladı.
Bu ittifaklarla sorunun çözüleceğini varsaydı.
DTP’liler ‘yol haritası’na ilişkin hükümetin kendilerini bilgilendirmediğini, AK Partinin tam olarak ne yapmak istediğini anlamadıklarını ısrarla belirtiyorlar. Brüksel’de karşılaştığım Kongra-Gel yöneticisi Zübeyir Aydar da, PKK’nın dağdan indirilmesiyle ilgili kendilerine ulaşan bir bilgi olmadığını vurguluyor.
DTP ile görüşerek tıkanıklıkların aşılması mümkün olabilirdi. Ancak, muhalefetin sert tepkileri ve milliyetçi gösteriler hükümeti eylemsizliğe itti.
Bu belirsiz ortam içinde yargı ve polis harekete geçti ve DTP’ye yönelik büyük operasyonlar yapıldı. Onlarca DTP yöneticisi hapse atıldı.
***
Öcalan’ın çağrısıyla 34 PKK’lının Silopi’den giriş yapması sırasında ortaya çıkan manzara hükümeti
iyice korkuttu ve risk alarak başlattığı açılımın duraklamasına neden oldu. Duraklama, aynı
zamanda DTP’ye yüklenilmesini beraberinde
getirdi. DTP’ye karşı ‘vur abalıya’ şeklinde tanımlanabilecek bir yaklaşım oluştu.
DTP, bütün zaaflarına rağmen, Türkiye Kürtlerinin seçilmiş meşru temsilcilerden oluşan bir parti. Kendilerine alan açılması halinde sorunun çözümüne en çok katkıda bulunabilecek olanlar onlar. Ancak oradan gelen farklı ve aykırı sesler, kamuoyu tarafından tepki görecek şekilde büyütülerek yansıtıldı. Türkiye’nin
Batısı DTP’ye karşı olumsuz yönde şartlandırıldı.
Halbuki şurası bir gerçek ki, Kürt sorunu öncelikle Türkiye’nin kendi iç sorunu. Bu sorunun birinci derecedeki muhatapları Türkiye’nin Kürtleri. Onlar içinde de en etkili güç DTP. Türkiye Kürtleri, bütün
Kürt kültürünün de bir anlamda lideri konumundalar. DTP, Türkiye’deki Kürt kimliği mücadelesinin temsilcilerinin partisi. İlk ve öncelikli muhatabın onların olması gerekiyor. PKK’nın dağdan indirilmesi içinse en önemli olanaklardan birisi Öcalan. Öcalan’ın sorunun çözümüne katkıda bulunması mümkün.
Türkiye’yi yöneten irade, bu gerçeği görmesine rağmen, bu gerçekler üzerinden hareket etmiyor.
Son günlerde ‘başka Kürtler de var, onlarla hallederiz’ gibi hayali bazı senaryolar da üretiliyor. Diyarbakır’a veya Güneydoğu’daki herhangi bir yöreye giderseniz, DTP’nin seslendirdiği kimlik taleplerinin (oy verdikleri siyasi partiden bağımsız olarak) bütün Kürtlerin ortak talepleri olduğunu görebiliyoruz.
‘İyi Kürtler/Kötü Kürtler’ ayrımıyla bir yere varmanın mümkün olmadığını artık görmek gerekiyor. Kürtlerin tamamına yakınının talepleri ortak. Değişik siyasi yöntemlere, değişik siyasi tercihlere rağmen
kimlik talepleri arasında esasta bir fark yok.
Bütün gelişmeler şu noktayı vurgulamayı gerektiriyor: Kürt açılımının başarısı, sürece öncelikle Türkiye Kürtlerini katmaktan geçiyor. Onlar olmadan bir sonuca varılamıyor.