Türkiye'nin yeni gündemi: Sol parti

CHP'yi solda görenlerin sayısındaki azalmaya rağmen, CHP'yi sol parti olarak gören ciddi bir kesim var.

CHP’yi solda görenlerin sayısındaki azalmaya rağmen, CHP’yi sol parti olarak gören ciddi bir kesim var. CHP’ye oy verenlerin önemli bir çoğunluğu, kendilerini solcu olarak tanımlayan ve CHP’yi de (ona olan tüm tepkilerine rağmen) solcu bir parti olarak algılayan insanlardan oluşuyor.
Ben, uzun bir süreden beri, CHP’nin sol parti sayılamayacağını düşünenlerdenim... Türkiye’nin halkçı, özgürlükçü, demokratik, AK Parti’ye solun evrensel değerleri açısından muhalefet eden, AB standartlarında bir ülke arzulayan bir sol partiye duyduğu ihtiyacı çok uzun zamandan beri dile getiriyoruz... Yeni olmayan ve şiddetini uzun bir süreden beri arttırmakta olan bu ihtiyaç, son günlerde çok somut etkiler göstermeye başladı.
CHP, bir süreden beri, korkudan beslenen, korkular üzerinden muhalefet yapan bir parti konumunda. Hatta ‘korkunun dilini hortlatan parti’ olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin korku ve gerilim türlerinden farklı türde bir muhalefete duyduğu ihtiyaç, kendini son günlerde daha şiddetli bir şekilde hissettirmeye başladı. Türk siyasi yaşamının korku ve gerilim öğelerinden uzak duran, gerçekçi bir muhalefet senaryosuna ihtiyacı var.
Ufuk Uras, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, solun evrensel değerleri konusunda duyarlı aydınlar, siyasetçiler, sendikacılar, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri, bir süreden beri ‘yeni’ bir sol parti kurmak üzere çaba sarf ediyorlar. Bu çabalar, şimdiye kadar daha çok bir ön yoklama niteliğindeydiler. Kendine göre bir tempo içinde ilerliyorlardı.
Onur Öymen’in Alevi kitlesinin yaralarını kaşıyan, onları inciten ve Dersim katliamını haklı gören konuşması, ardından başta Baykal olmak üzere CHP’nin Onur Öymen’e sahip çıkması; partileşme beklentisini iyice artırdı. Bugüne kadar CHP’ye ‘kerhen’ oy vermiş bazı kesimler, ‘katliamı savunan’ partiye oy vermelerinin artık mümkün olmadığını açıklamaya, tepkilerini açıktan ifade etmeye başladılar.
İlk olarak en duyarlı kitle harekete geçti: Aleviler...
Dersim ve yöresinin insanlarının, CHP’nin yaşamlarındaki en büyük acıyı ifade eden katliamla özdeşleşerek karşılarına çıkmasını içlerine sindirmeleri mümkün olamazdı. Tepki yaygınlaştı. Gösteriler, istifalar sürüyor ve böyle giderse uzun süre devam edecek.
‘Yeni bir sol parti’ çalışması, ‘Onur Öymen Vakası’ndan bağımsız olarak başlamış bir çalışma. Böyle bir ihtiyacın olduğunu bilen, soldaki seçenek yokluğundan sıkıntı çeken kesimler bir süreden beri bir araya geliyorlardı. Bunlar arasında Alevi topluluğunun önde gelen isimleri de bulunuyordu. ‘Onur Öymen Vakası’ süreci hızlandırdı.
***
Bu ‘vaka’, kendi yakın tarihimizi yeni baştan okumamızı ve yeni baştan algılamamızı teşvik edici
bir etki yaptı.
Cumhuriyet tarihi, resmi tarihte iddia edildiği gibi ‘imtiyazsız, sınıfsız bir kitle yaratma’ yolculuğu muydu? ‘29 Kürt isyanı’ diye nitelenen ve binlerce Kürt’ün yaşamına ve milyonlarcasının yerinden yurdundan edilmesine neden olan olaylar bu tarihin içinde değil miydi? ‘Varlık Vergisi Kanunu’ adıyla faşist bir kanun çıkararak 1942 yılında bu ülkenin gayrimüslim azınlıklarını çalışma kamplarına yollayıp, mülksüzleştirenler bu ülkenin yöneticileri değil miydi? 
Bu tür sorulara resmi cevapların dışında cevaplar aramak, solculuğun olduğu kadar, sağduyunun, mantığın ve 21. yüzyılın da gereği... Sol, er ya da geç, ‘resmi söylem’i korumaktan kurtulup, evrensel ‘doğa’sına uygun olan yatağa akacak, yani ‘resmi söylem’i eleştirme misyonunu üstlenecek.
CHP’nin cumhuriyet tarihine yaklaşımı, uzun zamandan beri, resmi ezberlerin savunmasını temel alıyor. Tarihe böyle bir gözle bakılınca, bugünü doğru okumak ve anlamak da imkansızlaşıyor. Tarihimizi yeni baştan değerlendirmenin, resmi ezberlerden kurtularak ona  nesnel bir gözle bakmanın zamanı geldi. Avrupa Birliği üyeliğini hedefleyen bir ülkenin, kendi tarihiyle yüzleşmekten kaçınarak korku ve gerilim filmlerini andıran bir atmosferde yaşamak gibi bir lüksü yok.
***
Türkiye’nin halkçı, özgürlükçü, gerçek anlamıyla sol bir partiye ihtiyacı, belki de ‘yakın tarih’ boyunca görülmüş olan en yüksek düzeye ulaşmış durumda. Herkesin birleştiği ana noktaları öne çıkartan, ayrılıkları değil birliği ön planda tutan; demokrasi isteyen, kendisini solda, demokrasi cephesinde gören her yurttaşın benimseyebileceği,  ülkemizdeki adaletsizlikleri, haksızlıkları, eşitsizlikleri ‘ana meselesi’ olarak algılayan, bütün bunların yanısıra da, marjinal sosyalist jargona sıkışmaktan kaçınan bir partiye ihtiyaç var. Büyük bir değişim ve dönüşüm yaşayan Türkiye’nin dertlerine çare aramayı temel amacı olarak gören, aktif, dinamik, gerçekçi ve değiştirici bir partiye acil ihtiyaç bulunuyor.
Birçok kişi, bunun için geç bile kalındığını düşünüyor. Ama siyasette hiçbir şey geç değildir.
Şimdi kolları sıvamanın zamanı...