Üzeyir Garih cinayeti ve Türkiye...

Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili olarak ortaya çıkan yeni bilgiler, korkutucu ve tüyler ürpertici. Alarko Holding?in eski yöneticilerinden avukat Doğan Kasadolu...

Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili olarak ortaya çıkan yeni bilgiler, korkutucu ve tüyler ürpertici. Alarko Holding’in eski yöneticilerinden avukat Doğan Kasadolu, aradan tam yedi yıl geçtikten sonra, büyük bir cesaret göstererek, cinayetin aydınlanması için bir dilekçeyle
mahkemeye başvurdu.
Düşünün, Üzeyir Garih öldürülüyor. O gün Ortaköy’deki Alarko sitesine gelen polis kıyafetli kişiler Garih’in torununu kelepçeleyerek kaçırıyorlar, aileden para istiyorlar. Yoksa, torunu katil olarak suçlayacaklarını söylüyorlar. Aile ölüm acısına ilaveten sesini çıkarmadan yüklü miktardaki parayı da ödüyor. İshak Alaton ve aile sessiz kalıp acılarını içlerine gömmeyi
daha uygun buluyor.
Bu gelişmeleri öğrenirken içim acıdı. Bu ülkenin yurttaşları olan insanlarımıza yapılanlardan utanç duydum. İshak Alaton ve Üzeyir Garih bu ülkenin önemli iki işadamı. İkisi de kamuoyunun yakından tanıdığı iki düşün insanı. Yahudi cemaatinin açık sözlü, etkili isimleri.
Üzeyir Garih, Yahudi’ydi, yani ‘öteki’ydi, tıpkı Hrant Dink gibi. Onları öldürmek, yetmedi paralarını almak birilerine göre, gücünü devletin bazı merkezlerinden alanlara
göre ‘helal’dir.
Bu kadar karmaşık bir cinayeti, Yener Yermez’in tek başına işleyemeyeceği bilindiği halde soruşturmanın ilerletilmemesi de işin ne kadar derin ve etkin güçlerin eseri olduğunu
gözler önüne seriyor.
Yener Yermez’in cinayeti işledikten sonra birliğine dönmesi, hele de kanlı pantolonuyla askeri birlikten içeri girmesi nasıl mümkün oldu acaba?
Yeni Şafak gazetesinden Şaban Arslan, kafalardaki bu tür sorulara cevap bulmak için önemli bir gazetecilik yaparak, Üzeyir Garih cinayetinin işlendiği dönemde katil Yener Yermez’in askeri birliğindeki komutanının Ergenekon davası sanığı Albay Fikri Karadağ olduğunu ortaya çıkardı.
Arslan’ın ulaştığı bilgiler şunlar:
Tuncay Güney’in Veli Küçük’ten aldığı cipi sahte evrak düzenleyerek satmak istemesi
üzerine başlatılan soruşturmada adı geçen teğmen Murat Oğuz ile emekli albay Fikri Karadağ, Garih’in öldürüldüğü 2001 yılında Hasdal Kışlası’nda görev yapıyorlardı. O dönem Fikri Karadağ Mekanize Alay Komutanı, Murat Oğuz da, Karadağ’ın emrinde Maliye Bütçe subayıydı. Garih’i öldüren Yener Yermez ise Hasdal Kışlası Maliye Bütçe Subayı Teğmen Murat Oğuz’un görev yaptığı birimde çay ocağında çalışıyordu. Yermez, Mekanize Alay Komutanlığı’nda 1981’e 1 tertip er olarak Fikri Karadağ’ın emrinde askerdi.
***
Evet, bir büyük ve çarpıcı cinayette ortaya çıkan gerçekler bunlar. Alarko Holding gibi etkili bir Holdingin yöneticileri, İshak Alaton gibi, ülkemizin önde gelen etkili isimlerinden birisi yedi yıldır, hiçbirimizle paylaşmadan bu ağır gerçeğin ağırlığını taşıyorlar.
Onları bu derin sessizliğe iten baskıları sanırım devlet içinden birileri de biliyordu. Öylesine geniş ilişkileri, dostları olan bir işadamı, en yakın dostunun bir siyasi cinayete kurban gittiğini öğreniyor ve acılarını içine gömüyor.
İshak Alaton’la yıllar önce yaptığımız bir söyleşide, bu ülkede azınlık olarak yaşamanın
onun hayatında yarattığı büyük travmaları anlatmıştı. Varlık Vergisi nedeniyle Aşkale’ye sürgüne gönderilen babası bir daha kendine gelememiş, aile iflas etmiş, bu nedenle kendisi genç yaşta okulunu bırakıp çalışmak zorunda kalmıştı. Kardeşi 6/7 Eylül olaylarına tanık olduktan sonra Türkiye’yi terk etmiş bir daha gelmemişti.
Türkiye işte böyle bir yer. Bu yazıyı yazarken ajans bültenlerinden Veli Küçük’ün Ergenekon davasındaki sorgusuna ilişkin haberler geliyordu.
Veli Küçük sorgusunda, kendi sorumluluk alanında Sapanca üçgenindeki cinayetler (Behçet Cantürk, Savaş Buldan’ın vb. kaçırılarak öldürüldüğü cinayetler) için, “Benim bölgemde faili meçhul cinayet olmaz” demişti.
Zaten bu ülkedekiler faili meçhul cinayetler değil ki! Failinden hesap sorulamayan cinayetlerden söz ediyoruz.
Üzeyir Garih cinayetinin aydınlanmaya doğru gitmesi, yaşadığımız dönemin ne kadar acımasız olduğunu, devletin temizlenmesi için daha ne çok demokratik enerjiye ihtiyaç olduğunu kanıtlıyor.
Mahkeme, polis ya da savcılık, ailenin ifadesini neden almadı?
İshak Alaton’un ifadesine neden başvurulmadı?