Veli Küçük: 'Yalnız başımayım'

Ergenekon davası sanığı, bir zamanların 'etkin' ve 'yetkin' komutanı Veli Küçük, duruşma sırasında, kendisinin 'yalnız başına' olduğunu söylemiş.

Ergenekon davası sanığı, bir zamanların ‘etkin’ ve ‘yetkin’ komutanı Veli Küçük, duruşma sırasında, kendisinin ‘yalnız başına’ olduğunu söylemiş. İzleyenlere göre Küçük, kendince bazı çevrelere ‘ince bir mesaj’ vermiş.
Ergenekon davası bir süredir gözlerden uzak, kamuoyunun ilgisinden uzak bir şekilde kendi mecrasında akıp gidiyor. Aslında dikkatli bir araştırmacı gözüyle incelendiğinde; davanın dosyaları, belgeleri arasında yakın tarihimizin karanlıkta kalmış birçok gerçeğini bulmak, ortaya çıkarmak mümkün.
Ancak gündelik hayatın çekiciliği içinde, asıl gerçeklerden kopulup yüzeydekilerle uğraşmak tercih ediliyor. Ergenekon davası da birçok önemli konu gibi gerçek anlamıyla alınmıyor. Türkiye’deki kamplaşmanın kurbanı haline geldiği için, kimisine göre adaleti yerine getiriyor, kimisine göre muhalefeti tasfiye ediyor.
***
Ergenekon davasında geçmişte söylediklerimi tekrar etmek istemiyorum. Burada benim ilgimi çeken Veli Küçük’ün bir yerlere yolladığı söylenen mesajıdır.
Bu mesajı nasıl okuyabiliriz? Veli Küçük, hakkındaki suçlamalar konusunda gerçekten ‘yalnız başına’ mı hareket etmişti? Bütün bunları kendi keyfine göre ve kimseye danışmadan o mu yapmıştı? Bir zamanların ‘dokunulmaz’ komutanıydı Küçük. Emirleri kanun hükmündeydi, ‘ölüm’ hükmündeydi. Bunu yakın tarihi dikkatle izleyen herkesin bildiği kanısındayım.
Veli Küçük, JİTEM’in haşmetli yöneticisi olma yetkisini kimden ya da kimlerden almıştı? Şimdiye kadar varlığı-yokluğu bir türlü tam olarak netleşmemiş bulunan JİTEM, onlarca, yüzlerce insanın canına birtakım ‘hevesli’ askerlerin keyfiyle mi kıymıştı? Elbette ki, bu işlere karışan asker kişilerin yarattıkları vahşette, kendi içlerindeki acımasızlığın da özel bir katkısının olduğu söylenebilir. Veli Küçük sonuç olarak bunları Veli Küçük olarak belli ki severek isteyerek yapmıştır. Ayrıca bu yapılanlardan elde edilen rantın da bu kişilere özel bir güç yarattığını unutmamalıyız.
***
Veli Küçük bugün yalnız mıdır, yalnız başına mıdır? Bir açıdan bakıldığında bu soruya ‘evet’ cevabı verilebilir. Artık ortaya çıkan bilgiler, belgeler ve tanıklıklarla yargı önünde kişisel olarak hesap vermektedir. Bu hesabın faturasını da oldukça ağır bir şekilde ödemesi muhtemeldir.
Bir başka taraftan bakılırsa, Veli Küçük’lerin yalnız olmadığı söylenebilir. Onlarla işbirliği yapan,
onları bu işlerde koruyup, kollayan, terfi ettiren bir sistem de vardır, bu sistemin sorumluları da.
Veli Küçük’ün Susurluk skandalı patladığında İzmit’te Jandarma Komutanı olduğunu hatırlamakta yarar var. Birçok cinayette rol aldıkları gerekçesiyle yargılanan Özel Harekâtçılarla, Susurluk kazasında yaşamını yitiren Abdullah Çatlı’yla yüzlerce telefon konuşması yapmış olduğunu da...
Bu bilgilerin ortaya çıkmasına rağmen, Veli Küçük görevden alınmadığı gibi, terfi ettirilerek Albaylıktan generalliğe yükseldi. Tıpkı bugün onlarca cinayetin faili olduğu gerekçesiyle tutuklanıp yargılanan, Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz’ün görevinde tutulması gibi... Bu koruma ve kollamayı yapan anlayışın Cemal Temizöz’ü terfi ettirmesi de şaşırtıcı olmayacak.
Benzer şekilde Hrant Dink’in öldürüleceği kendisine ihbar edilen ve bu ihbarı hasıraltı etmekle suçlanan albay Ali Öz’ün hâlâ bir komutan olarak görevine devam etmesi de bizi şaşırtmıyor.
Şaşırtmıyor, çünkü bu isimlerin bu işleri kendi başlarına yapmadıklarını biliyoruz. Yalnız değildiler, bir sistemin parçasıydılar. Şimdi Türkiye bu ‘sistem’le hesaplaşmaya, bu yüklerden kurtulmaya çalışıyor. Veli Küçük ise kendisinin yalnız başına bırakıldığını söylüyor.
Bunda bir gerçeklik payı var. Türkiye Veli Küçük’ten bir dönemin hesabını sorarken, sistemle tam anlamıyla ve köklü bir şekilde yüzleşemiyor, hesaplaşamıyor. Sorun da buradan kaynaklanıyor.
Veli Küçük de şöyle bir psikoloji içine giriyor: “Beni buralara yollayanlar, suçlanmama neden olanlar
şimdi beni koruyup kollamıyorlar.”
Veli Küçük’ün böyle konuşabilmesinin nedeni, Türkiye’nin geçmişiyle köklü bir şekilde yüzleşememesi ve faili meçhullerin, yargısız infazların hesabının derinlemesine sorulamamasıdır. Hâlâ Sapanca üçgeninde öldürülenlerin kimler tarafından öldürüldüğü net bir şekilde ortaya çıkartılamadı.
Hâlâ bazı kritik cinayetler aydınlatılamadı.
Veli Küçük, böyle bir ortamda yargılanıyor.
Kendisinin yalnız başına bırakılmaması gerektiğini söylüyor.