Yaşar Kemal ve 'muhatap sorunu'

Yaşar Kemal'le görüşen Radikal ekibindeydim. Yaşar Ağabey, her zaman Kürt sorunundaki en duyarlı insanlardan birisi oldu . Bu yüzden hakkında çeşitli davalar açıldı, mahkûmiyetler verilmeye çalışıldı.

Yaşar Kemal’le görüşen Radikal ekibindeydim. Yaşar Ağabey, her zaman Kürt sorunundaki en duyarlı insanlardan birisi oldu . Bu yüzden hakkında çeşitli davalar açıldı, mahkûmiyetler verilmeye çalışıldı.
Ne olursa olsun, zaman onu haklı çıkardı. Yaşar Kemal’i ve onun gibi barışçı çözüm arayanları susturmak isteyenlerin, geçen yıllar içinde Türkiye’yi bir batağın içine sürüklemiş oldukları gerçeği, her geçen gün daha da genişlemekte olan bir kitle tarafından fark ediliyor.
“Bu ülkeyi evrensel demokrasi standartlarına yükseltecek adımları atın. Kürtlerin dilini, varlığını yok saymayın, onların insan olmaktan gelen temel haklarını güvence altına alın.” diyor Yaşar Kemal. Daha öncekilerde olduğu gibi bu sefer de, normal ve akılcı şeyler söylüyor... Söylediği şeyler, bu kez, daha öncekilere kıyasla nispeten daha normal karşılanıyor.
Yaşar Kemal dağdakileri de dikkate alarak şunları ekliyor sözlerine: “Bir insanı, bir halkı küçümsemek, onları insandan saymamak insanı öldürmekten beterdir. Kürtlerin dili yoktur. Onların dili dil değil ‘Kartkurt’tur. Bu olmayan Kartkurt dili de yasaktır... 80 yıl bu adamlar niçin bunca yıllar dağlardadırlar diye düşünmedik. 80 yıldır bir soluk almadı bu bölge. Kürtler isyan ettiler. Yenileceklerini bile bile. İsyanın sonunda başlarına gelecekleri bile bile. Birçok insanın bile bile ölüme gittiğini biliyorum.”
***
Bu ülkenin huzura kavuşmasını isteyenler, Türkiye’nin insan haklarına saygılı, etkin bir ülke olmasını isteyenler, geçmiş deneylerin ışığında adımlar atmak amacını dile getiriyorlar. ‘Kürt açılımı’ artık bir söz olmanın ötesine geçerek ete kemiğe bürünmeye başlıyor. Hükümetin, devletin bu çabaları geç de olsa, iyi, yerinde.
‘Kürt açılımı’ gündeme geldiğinden bu yana, bir tartışma daha gündeme geldi: Çözüm için muhatap gerekli mi değil mi? Yaşar Kemal de birçok konuya duyarlı insan da şunları dile getiriyor:
“Açılım için yapılacak olanlar bellidir. Kürtlerin insan olmaktan gelen haklarını tanımak. Gelişmiş ülkelerdeki temel hakları kabul etmek.” Bu açılım bir süredir başladı. Kürtçe TV kanalının yayına başlaması, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümü açılması konusunda çalışmalar yürütülmesi bir adımdır.
Atılacak adımların tartışılmasına ihtiyaç var. Konunun ilgililerine danışılmasına elbette ki gerek var. ‘Konunun ilgilileri’ ifadesi aklınıza sadece bürokratik-militer elit grupları, bir takım ‘yüksek kurul’ları, güvenlik güçlerini, İstanbul büyük burjuvazisini ya da Etiler sosyetesini getirmesin. ‘Konunun ilgilileri’nden kastettiğimiz şey öncelikli olarak Kürtler. Bu kez Kürtlerin ne istediğinin dinlenmesi, anlaşılması gerekiyor.
Kürtlerin kimlik talebi konusundaki farkındalığın düzeyi yükseliyor. Ama daha yolun başlarındayız, çok daha derinlikli ve kapsamlı bir farkındalık düzeyine erişilmesi gerekiyor.
***
Tabii, konu, yalnızca ‘açılım’ yapmaktan ibaret değil. Dağdakilerin indirilmesi, PKK’nın silahları bırakması işin  en önemli boyutu. ‘Açılım’ kendi başına dağdakilerin indirilmesini sağlayamaz. Daha önce de ‘eve dönüş yasası’ gibi bazı adımlar atılmaya çalışıldı. Soruna Ankara’dan bakan ve Ankara gözlüğüyle “bir yasa çıkarırız, PKK’lılar ya teslim olur, ya da birbirlerini ele verir” iddiasında bulunanlar, bu iddialarını kanıtlayamadılar. Gerçekçilikten uzak olan bu tür yaklaşımlar bir sonuç vermedi. Kan akmaya devam etti.
Bu köşede daha önce de dile getirdim... Bu çözümün yol haritasının çizilmesi için birinci dereceden muhatap, o bölgede en çok oy olan, en çok toplumsal desteğe sahip olan DTP’dir. DTP’yi muhatap almayan bir Kürt açılımı, ciddiye alınabilir bir Kürt açılımı olarak görülemez. Onlar kadar önemli olan bir diğer grup da, bölgenin Kürt milletvekilleridir. Çoğunluğunu AK Partililerin oluşturduğu bu milletvekilleri bölgedeki duyarlıkları, Kürtlerin taleplerini, tepkilerini en iyi bilenlerdir. Bir başka önemli başvuru adresi bölgedeki sivil toplum kuruluşlarıdır. Eğer bir adım atılacaksa, bu bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin diyeceklerine kulak verilmek zorundadır. Zaten hangisiyle konuşsanız benzer bir çözüm önerisiyle karşılaşacak, ortak duyarlıklara tanık olacaksınız.
‘Ben yaptım oldu’ demekle gerçek bir sonuç elde edilemez. Geçmişteki girişimlerden ortaya ne çıktığını biliyoruz. Eskinin tekrar edilmesi istenmiyorsa, bölgenin temsilcileri dinlenmeli, açılımlar dahil atılacak adımlarda onların desteği alınmalı, katkılarını sağlamalıdır.
Bölgeyi anlamayan ve dinlemeyen bir anlayışla geliştirilen çözüm modellerinin nasıl tıkandığına defalarca tanık olmuş bir insan olarak, bu modellerin tekrarlanmamasını diliyorum. “Farklı ve çözüme yönelik adımlar atılmasının çok önemli olduğu” fikrinin, bir kalıp olmanın ötesine geçmesi ve gerçekten içselleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sürekli tekrarlanan tv programlarını andıran eski tip sözlerin ötesine geçilmesi ve gerçekten yeni çözümlerin üretilmesi dileğiyle...