Yaşar Kemal'in kaleminden eski Diyarbakır

Yaşar Kemal'in anlattığı "1950'lerin Diyarbakır'ı", tam anlamıyla yoksul ve bakımsız bir kent. Şimdi, Diyarbakır'ın sokaklarında dolaşırken, o kahredici yoksulluğun geride kaldığını söylemek mümkün. Ancak, 30 yılık savaşın yol açtığı göç; bu kentin en büyük sorunlarından birisi olmaya devam ediyor.

"İnsan birden irkiliveriyor. Atom bombası bu şehre düşmüş sanki. Yer yer taş yığınları, harabeler. Diyarbakır pas tutmuş. Diyarbakır, eski, çok eski bir demir kadar paslı. İlk bakışta böyle ya, insan aldanıyor. Sonra yavaş  yavaş ayılıp ısınıyor Diyarbakır'a; anlıyor ki iş böyle değil." 

İstanbul-Diyarbakır uçağında, elimde  Yaşar Kemal'in "Bu Diyar Baştan Başa" kitabı(Cem Yayınevi, İstanbul, 1976). Yaşar Abi, kitabın ilk bölümünde Diyarbakır'ı anlatıyor. Ropörtajlar, Mayıs 1951 tarihli. Yani tam 64 yıl öncesinin Diyarbakır'ı.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için, Diyarbakır'dayım. Mardin'de, Alternatif Üretim ve İstihdam Derneği'nin örgütlediği, "kadınların kendi evlerinde hazırladıkları giysilerin defilesi"ni izledim. İzlenimlerimi, yarın sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, Yaşar Kemal'den, "eski Diyarbakır" gözlemleri: "İki Diyarbakır var: Biri surun içindeki eski, öteki, surun dışındaki yeni Diyarbakır.

Eski Diyarbakır, mimarisi, evleri, kahveleri, sokakları, caddeleri giyinişi, velhasıl her haliyle, surları kadar eski."

Yaşar Abi'nin anlattığı "suriçi Diyarbakır", o yıllarda, belli ki yoksulluğun tozu dumana kattığı bir yermiş: "Evler...Kara, kirli, yıpranmış bazalttan yapılmış, kemerleri, kafesleri 'Cağ' denilen demirlerle örülmüş pencereleri, iki kat, toprak damlı evler. Bu evlerin içlerinde çok eskileri, ünlüleri var. Dördüncü Murad Diyarbakır'a geldiğinde bu evlerden birinde kalmış. Daha terütaze duruyor, dün yapılmış gibi..."

Şimdi de, Diyarbakır, bir yönüyle yoksul. Ama, o günlerdeki gibi değil. "Suriçi Diyarbakır", son yıllarda, büyük değişim geçirdi. Eski bakımsız konakların, birçoğu yenilendi. Gecekondular yıkıldı. Eski tarihi doku, kendini göstermeye başladı.

EFKARLI DİYARBAKIR

O günlerin Diyarbakır'ına dönüp, yeniden bakalım: "En geniş dört adım gelen sokaklardan geçerken efkar basacaktır. Ama durunuz. Bu erken. Korkmadan önünüze gelen herhangi bir kapıyı çalmalısınız. Kapı hemen açılır. Kapıyı açan, çoğu kara gözlü, esmer bir kadındır, ilkin afallar. Yabancı olduğunuzu anlayınca buyur eder. Diyarbakır artık kılıfından çıkmıştır. Diyarbakır, bütün sıcaklığı, samimiyeti ve güzelliği ile gözünüzün önündedir."

Yaşar Kemal'in sözünü ettiği dar sokaklar (kuçeler), gerçekten hala gizem dolu. Bir sokakta, aniden, karşınıza, restore edilmiş haliyle, Surp Giragos Ermeni kilisesi çıkabilir. Bir başka sokakta, Cahit Sıtkı Tarancı'nın konağına tanık olursunuz. Bir başka yerde, önünüze "Cemil Paşalar Konağı" çıkar, hayran kalırsınız.

Dönelim 1951 yılına: "Diyarbakır caddeleri, cadde denilir mi bilmem? Bir alem. Şehrin en kalabalık caddesi Gazi Caddesi, günbatıdan gündoğuya kadar uzanıyor. Kaldırımsız, iğri, büğrü. Bu cadde akşamüstleri çok kalabalıklaşıyor. Bütün şehrin halkı buraya yığılmış sanırsın."

Günümüzde, Gazi Caddesi, hala çok kalabalık. Giderek, yenileniyor. Eski hanlar, kafeler, kitapçılar, restoranlarla, hayata dönüyor. Ulu Cami restore ediliyor.

HANLAR: DÜN, BUGÜN...

1951 yılındaki manzara: "Gerçekten toz toprak içinde Diyarbakır. Caddelerden, sokaklardan evlerden toz fışkırıyor(...) Hanlar var yıkılmış, on metreden adamın burnunu sızlatacak derecede pis koku salan, içine balık istifi gibi eşek, katır, deve, beygir, koyun doldurulmuş hanlar. Bir bataklık ne kadar pis, ne kadar cıvıksa, işte bu hanların içi de öyle. Burada konaklayan hayvanlara yazık. Bu hanlarda, hayvanlarıyla birlikte insanlar da yatıyormuş."

Günümüze gelelim: Muhtemelen, bunlardan birisi de, Gazi Caddesindeki tarihi "Hasan Paşa Hanı"ydı. Şimdi restore edilmiş haliyle Suriçi Diyarbakır'ın etkileyici buluşma mekanlarından birisi oldu. Diğer bir çok han da artık kafeleriyle, gençlerin mekanı oldu.

Yaşar Kemal'in anlattığı "1950'lerin Diyarbakır'ı", tam anlamıyla yoksul ve bakımsız bir kent. Ancak, yeni yeni gelişmeye başladığını da, vurgulamış.

Şimdi, Diyarbakır'ın sokaklarında dolaşırken, o kahredici yoksulluğun geride kaldığını söylemek mümkün. Ancak, 30 yılık savaşın yol açtığı göç; bu kentin en büyük sorunlarından birisi olmaya devam ediyor.

İki yıldır süren ateşkes ve çatışmasızlık hali, kentin yüzünü güldürüyor. İnsanlar, hala çözülememiş sorunlar nedeniyle tedirgin olsalar da, daha umutlular.

GÜL ŞEHRİ

Yaşar Kemal, Diyarbakır için, "gül şehri" diyor: "Nereye gitsen gül...Her yan gül...Mardinkapı'da Millet parkı var. Parkta gülden başka hemen hiç bir çiçek yok. Göz alabildiğine gül. Bütün şehir gül kokuyor. Satıcılar, başlarında tablaları, bağıra bağıra gül satıyorlar. Bir tanesi, bir köylü, gül sergisi yapmış, bir destesi beş kuruşa."

Diyarbakır'ın, Yaşar Kemal'in kaleminden tam tarifi ise şöyle: "Bu akrepler payitahtı, gül şehridir, kahvehaneler şehridir."