Yeni 'kurtarıcı'mız: Paralel devlet

Uzlaşma olanağı kalmadı. Bundan sonra, tayin edici olan, Başbakan'ın 'hamle'ye nasıl bir karşılık vereceği.

Abdullah Öcalan, son dönemde, sık sık ‘paralel devlet’ten söz ediyor. Örneğin, Yüksekova’da göstericilerin üzerine uzun namlulu silahlarla giden ve iki BDP’liyi öldüren ‘Özel Harekâtçılar’ı bu şekilde yorumladı. 5 tutuklu BDP milletvekilinin tahliyesinin, Anayasa Mahkemesi’nin açık kararına rağmen, iki hâkimin oyuyla engellenmesi de benzer bir yapılanmanın ürünü olarak değerlendiriliyor.

‘Paralel devlet’in ‘çözüm süreci’nden hoşlanmadığı, bir sır değil. Sürecin en etkili aktörlerinden Hakan Fidan’ın hedef haline gelmesi de söz konusu yapılanmanın bir ürünü olarak anlaşılmıştı.

Son ‘yolsuzluk operasyonu’ üzerine, Başbakan Tayyip Erdoğan da bir ‘yapılanma’ya dikkat çekti, ‘devlet içinde devlet’ten söz etti: “Çok çok kirli bir operasyon söz konusu. Çeteler şu anda devletin içinde devlet olma ve böyle anlayışla süreci istedikleri gibi yönetme gayreti içine girme olayıdır.”

‘Tek adam’a rağmen
Bir ülkenin yüzde 50 oyla iktidar olmuş Başbakanı, ‘devletin içinde devlet olma’dan söz ediyor. ‘Tek adam’, ‘diktatör’, ‘bilgisi olmadan kuş uçmaz’ denilen Tayyip Erdoğan, polis ve yargı yoluyla, kendilerine ‘operasyon’ yapıldığından yakınıyor.

Devlet içinde, siyasi iktidarın egemenlik alanı dışına çıkabilen, onu tehdit edebilen bir siyasi örgütlenmenin var olduğunu; ‘sıradan yurttaşlar’ olarak; devlete bütünüyle egemen olduğu sanılan bir isimden duymuş bulunuyoruz. Bu, bir kırılma noktası…

Tabii bir ‘yapılanma’nın var olduğu, bilinmiyor değildi. Zaman zaman, onun gücünü hissettirdiğine tanık oluyorduk. Ancak şunu itiraf edeyim: Hükümeti böylesine açığa düşürebilecek koca bir operasyonu, (MİT’e ve Başbakanlık’ın istihbarat gücüne rağmen ve onlara hissettirmeden) gerçekleştirebilecek birikime/yeteneğe sahip bir ‘örgütlenme’nin var olabileceğini düşünmemiştim.

Bu ‘operasyon’u izlerken hükümeti devirmeyi, Tayyip Erdoğan’ı etkisizleştirip siyaset dışına itmeyi, siyasete yeni bir düzen vermeyi hedefine koymuş bir gücün, ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabiliyoruz… Yolsuzluğun bir ‘enstrüman’, ‘hükümetin yumuşak karnı’ olarak görüldüğü ve o noktadan çalışıldığı, netlik kazanıyor… Değişik noktalardan yoklamalar yapıldı. Sonunda, belli ki en etkili ‘vuruş’un yolsuzluk noktasından yapılabileceği düşünüldü.

‘Paralel devlet’, geri dönülemez, sert bir ‘hamle’ yaptı. Uzlaşma olanağı kalmadı. Bundan sonra, tayin edici olan, Başbakan’ın, ‘hamle’ye nasıl bir karşılık vereceği, verebileceği.

İlk hamle ‘paralel devlet’ten geldiği için, inisiyatif, şimdilik onların elinde. Ancak, hükümetin elinde yürütme gücü var. Bu gücü nasıl kullanacak, ne kadar etkili kullanabilecek, bunu önümüzdeki günlerde görebileceğiz.

Amaç ‘temiz toplum’ mu?
‘Paralel devlet’, bu etkili ve yıkım amaçlı hamleyi yaparken mutlaka arkasına değişik güçlerin desteğini de almıştır diye düşünebiliriz. Bu kadar ‘derin amaçları’ olduğu anlaşılan ve hükümeti toptan hedef alan bir ‘operasyon’a girişme cesaretini tek başına bir gücün göstermesi akla pek yakın gelmiyor.

Ergenekoncular, kendilerini ‘bölücülüğe ve irticaya karşı’ bir kurtarıcı olarak konumlandırırlar ve oradan enerji almayı hedeflerler, toplumu buna ikna ederek ilerlemek isterlerdi. Uzun yıllar iktidarlarını bu gerekçelerle sürdürebildiler.

Şimdiki kurtarıcıların da ‘yolsuzluk’lara karşıtlık üzerinden kendilerine meşruiyet aradıklarını görüyoruz.

“Neler neler götürmüşler” deyimi, toplumu ikna etmek için çok haklı bir temel gerekçe olabilir. Nitekim, bu alanda ciddi bir kirlilik ve iktidar çürümesi yaşandığı da işin bir diğer boyutu. Buradan ilerleyebilirler.

Operasyoncular, ‘temiz devlet’, ‘temiz toplum’ hedefiyle mi yapıyorlar bütün bunları? Buradan, temiz topluma doğru mu ilerleyeceğiz?
İşte asıl cevap aramamız gereken nokta burası...

Devlet içinde gizlenerek çalışan ve ‘operasyon’larıyla öne çıkan bir güç ve ‘temiz toplum’...
Biraz garip değil mi...