Yolsuzluk siyasetin yumuşak karnı

Son olayda da operasyoncular, ilk hamleyi yaparak, bir üstünlük sağladılar. Hükümet, darbe aldı.

Siyasetin en yumuşak karnıdır yolsuzluk. Hele de demokrasinin yerleşmediği, çoksesliliğin ve şeffaflığın zayıf olduğu rejimlerde; eskilerin deyişiyle ‘suiistimal’, daha da yaygın bir alışkanlık haline gelir, gelebilir.

AK Parti iktidarı döneminde yolsuzluk olmadığını, olmayacağını düşünmek abesle iştigaldir. Yolsuzluk iddiaları ne zaman ortaya çıksa, toplum, bu iddialara, haklı olarak, “Yemişler yine” şeklinde, tepkisini ifade eder. Son yaşadıklarımızın da bu kapsam içinde görüldüğünü söyleyebiliriz.

Demokrasisi gelişmemiş, ‘sivil-asker bürokrasisi siyasete ayar verme alışkanlığı içinde olan’ ülkelerde, yolsuzluk, aynı zamanda, en çok istismara açık alanlardan biridir. Yolsuzluk hem yapılır hem de ‘siyasete ayar vermek’ isteyen güç odaklarınca kullanılır. 

Son yolsuzluk operasyonuna gelirsek… “Yolsuzluk olmamıştır” denilebilir mi? Tabii ki denilemez. Buna uygun bir ortam her zaman olduğu gibi, bu siyasi iktidar döneminde de vardı ve var olmaya devam ediyor.

Toplum da bunun farkında olduğu için, yolsuzluğa karşı yapıldığı söylenen her operasyonun hazır bir psikolojik zemini var. Yani, operasyon başladığı an, psikolojik olarak, inisiyatif, operasyonu yapan tarafın eline geçmiş oluyor.

Son olayda da operasyoncular, ilk hamleyi yaparak, bir üstünlük sağladılar. Hükümet, darbe aldı. Yaklaşan seçim süreci öncesinde, ortam gerçekten değişti. Muhalefet de anlaşılabilir bir sevinç yaşadı, seçmen kitlelerine seslenebileceği yeni bir alan kazanmış oldu.
Yani şu ana kadar olanlara bakarsak, operasyoncuların, hedeflerine yaklaşmak açısından bir üstünlük elde ettiklerini, 1-0 öne geçtiklerini söyleyebiliriz.

‘Siyasi operasyon’
Gelelim, işin ikinci yüzüne: Yolsuzluk operasyonunun asıl hedefinin yolsuzluk olduğunu iddia etmek, gerçeği gizlemek veya anlamamak ya da ‘anlamazlıktan gelmek’tir. Operasyonu yapanların ve militan bir şekilde savunanların kimliğine birazcık bakan birinin, durumu anlaması zor değil.

‘Dershaneler krizi’yle yeni bir aşamaya sıçrayan gerilim, ‘yolsuzluk operasyonu’nun fitilinin ateşlenmesinin asıl nedeni. Operasyonu yapanlar ve destekleyenler, kavga ettikleri siyasi iktidarı zayıf yerinden darbelemek amacıyla harekete geçtiler.

Bu ‘siyasi hedef’ için, devlet memurları kullanıldı. Onlar kullanılırken, ‘paralel ilişkiler’ devreye girdi. Aynı örgütlenme boyutunda olan polis ve savcılar, ‘hedefe kilitlenmiş’ bir şekilde hareket ettiler. Arkalarındaki ‘medya gücü’ de son derece net bir şekilde gözler önüne çıktı.

Süreç nasıl yürüyecek
Görülebildiği kadarıyla hükümet, aldığı darbe sonrasında, bir karşı hamleye başlamayı, yargı ve polis içindeki örgütlü gücü tasfiye etmeyi planlıyor. Yeni atakların önünü kesmeye çalışıyor.

Hükümetin karşısındaki örgütlü güç, şimdi daha genişlemiş durumda. Muhalefet partileri, Gezi eylemleriyle birlikte militanlaşmış sol ve de tabii ki cemaat, şimdi aynı cephenin içinde yer alıyorlar. ‘Ana akım medya’nın önemli bir kesimini de fotoğrafa eklediğimizde, tablo iyice ilginç hale geliyor.

ABD içindeki bir kanadın ve İsrail’in, AK Parti’ye ‘ayar verilmesinden’ mutlu olacağı da bir sır değil…

Kürtler
Kritik aktörlerden biri, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, Kürtler. Onların şu ana kadar, ‘hükümeti devirme operasyonu’nun içinde yer almaya niyetlerinin olmadığı söylenebilir. Krize sokulmuş bir hükümetin, ‘çözüm süreci’ni götürmekte zorlanacağını biliyorlar. Hele de onun yerine kurulabilecek bir ‘milliyetçi koalisyon’un ne anlama gelebileceğini görmemeleri imkânsız.

Türkiye, yeni bir kavşağın eşiğinde...