Yusuf Hayaloğlu ve Ahmet Kaya...

Yusuf Hayaloğlu?nu, daha önceleri pek fark etmemiştik; kendi haline yaşamayı seven birisiydi. Resim, heykel ve şiirdi onun tutkusu. Alçakça bir saldırıya uğrayan...

Yusuf Hayaloğlu’nu, daha önceleri pek fark etmemiştik; kendi haline yaşamayı seven birisiydi. Resim, heykel ve şiirdi onun tutkusu. Alçakça bir saldırıya uğrayan, Ahmet Kaya’nın yâd ellerde yaşamını yitirmesiyle birlikte Hayaloğlu’nun Kaya’nın parçalarındaki rolü dikkat çekti.
Kaya’nın hepimizin dilinde unutulmazlaşan, ‘Başım belada’, ‘Adı Bahtiyar’ gibi daha bir çok şarkısının yazarıydı, Ahmet’in ayrılmaz bir parçasıydı. Yusuf Hayaloğlu’yla SUTV’ye program yaparken sık sık karşılaşırdık. Benim programımdan önce onun programı vardı. Müthiş bir izleyici kitlesine sahipti. Canlı yayında telefonlar bir türlü susmuyordu.
Yusuf’un hastalığını son günlerde öğrendim. Ben de o sırada kalp ameliyatıyla meşguldüm. Yusuf’un ölüm haberini aldığımda yine yüreğime bir sızı saplandı. Tıpkı Ahmet Kaya’nın ölümünde olduğu gibi.
Gülten, çok sevdiği eşinin ardından çok sevdiği ağabeyini de yitirdi. Bunun ne derin bir acı olduğunu tahmin edebiliyorum. Yusuf Hayaloğlu, etkili ve duyarlı dizelerin yaratıcısıydı.
Ahmet Kaya’nın “Kürtçe klip çekeceğim bakalım yayımlayabilecek misiniz?” sözleri üzerine patlayan ırkçı saldırı, medyanın yalan dolan yayınlarıyla da birleşince bir ‘cadı kazanı’na kaynamaya başlamıştı. Ahmet’in yurtdışında vatan hasretiyle yanan yüreği durunca, Hayaloğlu yakın dostunun ölümüne en çok yananlardandı.
‘Gözleri intihar mavi’ kitabında Ahmet’in ölümüne şu dizelerle isyan etmişti: “Size yüzyıllardır sesini kaybetmiş/Bir türküyü söyleyecektim;/Ve yayla rüzgarı şefkatiyle/Kirpiğinizin ucundan öpecektim...
Bir masum türküydü sadece/Yüz binlerce mağdurun gönlünde;/Belki söyleriz hep birlikte/BelkiÖmahşerin birinci gününde/Nasıl sevmiştim hepinizi, nasıl böyle oldu akıbetim:/Ve nasıl çöle döndü,/O benim gül-gülistan memleketim?
İşte gidiyorum/Hiçbiriniz hiçbir
dilde anlamadınız,/ Ben başımı verdim, sizinse/İnsafsız bir linç oldu karşılığınız...
(...)
İşte gidiyorum/Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair/Belki benim için bir mısra döktürür/ Hayaloğlu diye bir şair...”
Yusuf Hayaloğlu, Ahmet Kaya’nın ölüme gidişine acısını dile getirirken, kendi içini kemiren çaresizliği de göz önüne seriyordu.
Hayaloğlu, Ahmet Kaya’yı küçümseyen, onun halkın sevgilisi haline gelmesini anlamayan, anlamakta zorluk çeken solcuları eleştirirken de solcuların açmazlarına dikkat çekiyordu: “Konuşurken solcusun/Yaşarken karambolcusun/Oportünizme bulaşmış/Tipik bir orta yolcusun/O yandasın, bu yandasın/Hovardasın hep bardasın/Artık rol yapmayı bırak/Sen entel bir magandasın/Behey sanat hırsızı/Behey üretme kabızı/Birazcık efendi ol/Bırak elinden şu sazı..”
Eleştirilerini daha ileri götürerek şunları söylüyordu: “Türkiye’de sol, bir şeyi beğendiği zaman sol olmaktan çıkar, Türkiye solu hiç beğenmeyecek. Hep eleştirecek; karakteri yapısı bu. Zaten aynı fikirde olan en fazla on solcuyu bir arda tutabilirsiniz, on birinci kişi geldiği zaman mutlaka bir bölünme olur ve yeni fraksiyon ortaya çıkar. Sol eleştiri, yalnızca beğenmeme, reddetme üzerine kurulu çünkü...”
Yalnızlıkların, başkaldırının şairi dik başlı adam Yusuf Hayaloğlu’nun genç yaşta yitirdik tıpkı Ahmet Kaya gibi...
Onu çok sevdiğimiz şu dizeleriyle uğurlamak istiyorum:
“Geçiyor önümden sirenler içinde/Ah eller
üstünde, çiçekler içinde/Dudağında yarım bir
sevdanın hüznü/Aslan gibi göğsü türküler içinde/Rastlardım avluda hep volta atarken/ Cigara içerken yahut coplanırken/Kimseyle konuşmaz dal gibi titrerdi?Çocukça sevdiği çiçeği sularken...”
Güle güle sevgili kardeşim...