Zaman gazetesi ve Madımak acısı

Türkiye'nin demokratikleşme yolculuğunun olanaklılığının, farklı kimlik, inanç ve etnik kökene sahip değişik kesimlerin bir arada yaşamayı becerebilmeleriyle doğru orantılı olduğu konusunda artık geniş bir kesim hemfikir.

Türkiye’nin demokratikleşme yolculuğunun olanaklılığının, farklı kimlik, inanç ve
etnik kökene sahip değişik kesimlerin bir arada yaşamayı becerebilmeleriyle doğru orantılı olduğu konusunda artık geniş bir kesim hemfikir.
Türkiye’deki toplumsal farklılıklar, kışkırtmaların da etkisiyle düşmanlıklara ve büyük katliamlara neden oldu. Toplumun bütünü bu çatışmalardan acı çekti. Askeri
darbelerin ve müdahalelerin temel gerekçelerinden birisi, çatışma ortamlarıydı. O çatışmalara dikkatle bakılmış olsaydı, hepsinin arkasında bir şekilde darbeci güçlerin ve onların ‘maşa’larının rolünün olduğunun farkına varılabilirdi. Yani ‘oyun’u anlayabilirdik.
Son yıllarda, çatışmacı ortamın acısını çekmiş olan kesimler daha dikkatli davranmaya başladılar. Kışkırtmalara gelmenin ne demek olduğunu bildikleri için, çatışmacı kültürden uzak durmaya gayret ediyorlar.
1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında yaşanan toplu katliam, toplumca yaşadığımız en ağır travmalardan birisiydi. Şimdi o günlere daha dikkatle baktığımız zaman bu katliamın bir tertip olduğunu, toplumu kamplara bölerek iktidarlarını sürdürmek isteyen kesimlerin oyunu olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Sivas katliamı bir ‘devlet’ operasyonudur. Ancak bu oyunun figüranları da ne yazık ki bir kesim İslamcı’dır. ‘Oyun’un parçası olmanın yanı sıra, çok sayıda aydının ve Alevinin öldürülmesinin sorumlusu olarak büyük bir vebalin parçası haline gelmişlerdir.
Tıpkı başka bazı olaylarda ülkücülerin, solcuların benzer sorumlulukları olduğu gibi...
***
Madımak yangını bir dönüm noktasıydı. Devlet tezgâhının iyi işlediği, derin izler bırakan bir cinayetti. Alevilerin, laik kesimin yüreği yandı. İslami kesimin çoğunluğu da bu derin acıyı hissetti.   
Yeni bir barış ortamının oluşması sürecinde İslami kesimdeki değişimin merkezi önem derecesinde olduğunu düşünmekteyim. İslami kesimdeki çağdaşlaşma çabalarının kalıcı sonuçlarını önemseyenlerdenim. Bu bağlamda yaşanmakta olan gelişmelerden sevinç duyuyorum.
Alevilerin ve Kürtlerin son dönemde sistemleşen talepleri karşısında, İslami kesimde bir şaşkınlık yaşandığını gözlüyorum. İş bu alana geldiğinde yanlış reflekslerin ortaya çıktığına tanık oluyor ve üzülüyorum. Bu alan İslami kesimin yumuşak karnı gibi görünüyor. Demokrasinin ve sivil alanın önemine vurgu yaparken çok mesafe aldıklarına inandığım bu kesimlerin söz konusu alandaki zaaflarını görmelerini diliyorum.
Zaman gazetesinin Madımak acısını değerlendiren haberi gerçekleri gösteriyor mu sizce?
İşte o haberden bazı bölümler:
 “2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nde
yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü.”
Sizce orada ‘yangın mı çıkmış’tı, yoksa orada insanlar diri diri yakılmışlar mıydı?
Haberin devamında şu cümleler yer alıyor...
“Madımak Oteli’nin tam karşısında bulunan Alperen Ocakları bürosunun penceresinden merhum BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu posterinin asılmasına etkinliklere katılanlar tepki gösterdi. 1993’teki olaylar sırasında Madımak’ın hemen yanında bulunan BBP binasındaki görevliler, Yazıcıoğlu’nun talimatıyla aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu yaklaşık 40 kişinin hayatını kurtarmış ve parti binasına geçmelerini sağlamışlardı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, bazı miting katılımcılarının Yazıcıoğlu’na yönelik bu hareketini nankörlük olarak niteledi.”
Yazıcıoğlu’na yönelik ‘Gülerek yaktın, donarak öldün’ pankartını ve BBP binasına yönelik taşkınlıkları onaylamak mümkün değil. Ancak, Sivas katliamını protesto eden gösterilerin böylesine soğuk, mesafeli bir haberle karşılanmasının ne kadar doğru olduğunun sorgulanması gerekiyor. Bir kısım protestocunun tepkilerinden yola çıkılarak “nankörler” değerlendirmesinde bulunulması onaylanamaz.
Hepimizi ilgilendiren bir acı söz konusu.
Sivas katliamının  hemen ardından Erzurum’un Başbağlar köyünde başka bir katliam yaşanmıştı. PKK’nın düzenlediği söylenen bu katliam, bazı çevreler tarafından Sivas’la birlikte anıldı ve Sivas katliamına eşdeğermiş gibi sunuldu... Burada da mantıksal/algısal bir problem söz konusu: Başbağlar katliamı alçakça işlenmiş bir cinayetti. Ani bir baskındı. Sivas’taki katliam, toplumun gözü önünde, 12 saat süren ve devlet güçlerinin seyirci kaldığı, onlarca aydının göz göre göre ateşe atıldığı bir tertipti.
Zaman gazetesinin daha dikkatli davranması ve daha özenli bir dil kullanması, ülkemizin demokratikleşmesi ve ortak yaşam açısından hayati önem taşıyor. Bu özeni beklemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.