Zanqirt'e Bilgeköy deyince

Mardin'in Mazıdağı ilçesinin Bilgeköy'deki katliam haberini duyduğumda, içimi kaplayan derin bir acının yanı sıra o köyün adının neden...

Mardin’in Mazıdağı ilçesinin Bilgeköy’deki katliam haberini duyduğumda, içimi kaplayan derin bir acının yanı sıra o köyün adının neden ‘Bilgeköy’ olduğu merakına kapıldım. İnternete girdim ve Mardin’in köylerinin isimlerini gözden geçirmeye başladım.
Bir internet sitesinde, Mardin’in köylerinin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki adlarıyla, yeni adları yan yana yer alıyordu. Mazıdağı ilçesinin eski adının Şemrex olduğu yazılıydı. Bilgeköy’e baktım onun adı da ‘Zanqirt’miş. 44 kişinin öldürülmesine sahne olan köyün adının bilge yani âlim sözcüğünden türetilerek Bilgeköy olarak değiştirilmiş olması tarihin garip bir cilvesi olarak tanımlanabilir.
Mardin’deki yöre köylerinin tamamının adının Türkçeleştirildiğini gördüm. Bu köylerin eski adları muhtemelen geçmiş tarihten kalma ve bu yöredeki halkların koyduğu isimlerdi. Bu yörede Kürtler, Süryaniler, Araplar, Keldaniler, Ermeniler ve daha birçok halk yaşamıştı. Hâlâ bu halkların bir kısmı burada yaşamaya devam ediyor. Zanqirt adı kim bilir hangi tarihten, hangi kültürden miras kaldı...
Bu köyler,  belli ki ulus-devletin kuruluşu sırasında veya yakın tarihimizde ismen ulusallaştırılmışlardı. Buralara yol yapılmadan, elektrik, su götürülmeden, okul yapılmadan önce isimler değiştirilmişti. Anadolu’nun dört bir yanına yol su elektrik yerine ‘isim değiştirme hizmeti’ sağlandı yıllar boyunca. Bu ‘olağanüstü’ hizmet,
en küçük köylere kadar ulaştırıldı.
Anadolu’da insanın en çok canını sıkan, tepki göstermelerine neden olan şeylerden birisi köylerin, kasabaların adlarının ‘uluslaşma’ kapsamında değiştirilmesi. Tarsus’un yaylası olan, binlerce yıldan bu yana Namrun diye anılan ve daha sonra ilçe haline getirilen yerleşim yerinin adının yakın tarihte ‘Çamlıyayla’ya dönüştürülmesi tüm Tarsuslular gibi benim de canımı sıkar. Tarsuslular ve Namrunlular bu yeri Namrun olarak adlandırmayı bir kültürel miras olarak sürdürürler. Mardin’in köylüleri de sanırım benzer bir tepkiyi gösteriyorlardır. Köylerini eski adlarıyla anıyorlardır.
***
Zanqirt’teki kitle katliamı, son derece geniş kapsamlı bir toplumsal, tarihsel ve kültürel problematiğin parçası. Orada bir köy var uzakta.
Adı Türkçeleştirilerek modern devletin içine alındığı düşünülen bir köy orası.
O köy, ‘çağdaş devlet’in elinin uzanabildiği bir yerde olmakla birlikte; anlaşılıyor ki, çağdışı bir toplumsal ilişkiler ağı içinde yaşamını sürdürmesine kimse bir şey demiyor. Orada devletin silahlandırdığı korucular, öfkeleri kabarınca kendi akrabaları olan insanları gözlerini kırpmadan öldürebiliyorlar.
Köydeki değişim acaba yalnız adla mı sınırlı kalmıştır? Belki gerçek bir değişim de istenmemiştir. Bu örgütsel yapı içinde devlete bağlı olmaları yeterli görülmüştür.
***
Köyde PKK’ya karşı koruculuk sistemi de kurulmuştu. Köylüler bu anlamda bir kez daha devletleştirilmiş, silahlandırılmıştı. Köyler, korucu olanlar ve olmayanlar olarak bölününce, devletin silahını taşıyan korucular başka bir şiddet odağı olarak yöredeki şiddet ortamını daha da boğucu hale getirmişlerdi.
Şu soruların üzerinde durmak zorundayız: Bu katliam bir ‘korucu’ katliamı mıdır? Koruculuk sistemi bu bölgede hangi felaketlere neden oldu? Koruculuk sistemi nasıl ıslah edilecek?
Bu büyük katliam, belki hepimizin düşünce ufkunu aşan, analizi güç bir olay. Yörede katliam için uygun bir ortam olduğunu belirtmeye bile gerek yok. Bu yöre, binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği, devletin bazı güçlerinin çukurlara cesetler doldurduğu bir yöre. Buradaki cinayetlerin faillerinin yakalanamadığını, hesap sorulamadığını cümle alem biliyor.
Kürt sorununun çözümsüzlüğü en çok bu yöre insanının canını acıtıyor. Güneydoğu’daki şiddet ortamı en çok kadını baskı altına alıyor. Bölgenin demokratikleşmesi ve kadının özgürleşmesi, devletle örgüt arasına sıkışan yörenin barışa kavuşmasıyla mümkün.
Zanqirt’i Bilgeköy yapınca sorunlar çözülmüyor, bu çarpık değiştirme anlayışı, sorunları daha da büyütüyor.