scorecardresearch.com

M. Şevki Eygi, 'Parklar seks mekânları...'

05/05/2012
Eygi, 43 sene geçtikten sonra, bağnazlıkta fazla bir değişme göstermediğini kanıtlarcasına eski hikâyelere yeniden dönmüş gibi görünüyor.

Son günlerde yaşadıklarımız yeni bir ‘dindarlık dalgası’ mı? Yoksa ‘klasik milliyetçi-muhafazakâr’ düşünce yapısının bu topraklardan yeniden fışkırdığı bir süreçten mi geçiyoruz?
M.Şevki Eygi’nin Milli Gazete’deki yazısını okuyunca şapkam tavana uçtu. Önce PKK’nın bir Ermeni terör örgütü olduğunu iddia ediyor. Klasik Hıristiyan düşmanlığı temasından yola çıkarak eski tarz bir üslupla bilinen ırkçı söylemi tekrar ediyor. Ermenistan’a ağır sözlerle hakaret ediyor. Facia başlıklı yazısının ikinci bölümünde ise şunlar yer alıyor:
“Sultanahmet Camii’nin avlusundaki, kapısındaki, merdivenlerindeki çıplak turist kadınlara bakınız. Seksî dekolte kıyafetleriyle kutsal camiye ne kadar aykırı düşüyorlar. Fâcia...
Sıcaklar geldi ya, parklar açık hava seks mekânları haline dönüştü. Yılışıklık son haddinde. Herkesin içinde ve ortasında öpüşenler, birbirine sarılanlar. Cinsel birleşme yapanlar... Yerlerde taşa çalınıp paramparça olmuş ar ve haya şişelerinin parçaları. Bursa Emniyet Müdürü feryat ediyor, ‘Parklar seks yeri oldu, kanun ve tüzükler müsait değil, bir şey yapamıyoruz...’ diyor. Fâcia...”
M.Şevki Eygi ismi yabancımız değil. 16 Şubat 1969’da ABD aleyhine gösteri yapan gençlere Taksim Meydanı’nda bir saldırı düzenlenmiş ve iki gösterici mitingi basanlar tarafından bıçakla öldürülmüştü. ‘Kanlı Pazar’ olarak tarihe geçen olaydan günler önce, Eygi’nin yönetimindeki ‘Babıalide Sabah’ gazetesi, dindarlara, mitinge saldırı çağrısında bulunmuştu. Eygi’nin bu çağrısına uyarak Taksim Meydanı’nda toplu namaz kılanlar, ABD aleyhtarı gösteriyi ‘Allahü Ekber’ nidalarıyla basmış, ortalığı kana bulamış ve mitingi dağıtmışlardı.
Aynı Eygi, aradan 43 sene geçtikten sonra, bağnazlıkta fazla bir değişme göstermediğini kanıtlarcasına eski hikâyelere yeniden dönmüş gibi görünüyor.
Denebilir ki Eygi İslami kesimin bütününü temsil edemez. AK Parti’yle aynı düzlemde değerlendirilemez. Zaman zaman İslami kesimi de hedef alan yazılar bile yazar. Bunların hepsinin doğru olduğunu varsaysak bile, Eygi’nin son çıkışıyla İslami kesimde son günlerde ortaya çıkan ruh hali arasında bir ilişkinin olduğu inkâr edilemez. 

Eygi’nin referansları
Eygi’nin referans verdiklerinden birisi Bursa Valisi. (Afyonkarahisar Valisi de geçenlerde içki konusunda çok tartışılan bir uygulamaya kalkıştı.) Dindarlığı sadece içki düşmanlığı, kılık kıyafetle uğraşmak gibi olgular üzerinden tanımlayan (Hilmi Yavuz’un deyimiyle ‘Gardırop Müslümanlığı’) bir yaklaşımın son günlerde yükselişe geçtiği yönündeki endişeler artıyor. Ülkedeki din duygusunun değişen boyutları üzerine konunun uzmanları daha farklı tespitler de yapabilirler elbette. Şu an bizi esas ilgilendiren, kendini dindar olarak tanımlayan kesimlerin siyaseti ve toplumsal durumu okuma biçimi. Ermenileri baş düşman gören, Hıristiyanlığı (başka bir ifadeyle misyonerliği) ‘en büyük tehlike’ sayan, Kürt sorununda ‘akılcı dil’den hızla uzaklaşan bir tutuculuk rüzgârının kendini dindar olarak tanımlayan çevrelerde etkisini giderek arttırdığı bir dönemden geçiyoruz. ‘Her alanı fethetme psikolojisi’ gibi bir ruh halini de içeren bu bağnazlık dalgası, Türkiye’nin değişim ve gelişim ihtiyacına gerçekten ters düşen bir noktaya geldi. 

% 50’yi doğru okumak
AK Parti’nin aldığı yüzde 50 oyun asıl olarak özgürlük, eşitlik ve sivilleşme özleminin ifadesi olduğunu düşünmeyi sürdürüyorum. Ancak bu yüzde 50’yi tamamen geleneksel ‘Milli Görüş’ anlayışına verilmiş bir destek gibi anlamayı seçenler var. Belki kendi öznel dünyalarında kendilerini iyi hissedebilirler ama toplumun gerçeği bu kadar basit değil. Toplumun çoğunluğunun ve AK Parti’ye oy veren yüzde 50’lik kitlenin ana talebi, ‘modern dünya’dan değil ‘Kemalist bağnazlık’tan uzaklaşmaktı.
Yanılmak insani bir durumdur. Türkiye’deki kendini dindar olarak tanımlayan bazı kesimler de toplumun gerçek talepleri konusunda bazı ‘yanlış okuma’lar yapmakta olabilirler. Bütün yanılgılar aşılabilir. Önemli olan özeleştiriden çekinmemek ve değişim iradesini sürdürmek.
M. Şevki Eygi’ye ve Eygi’lere kalırsak, yandığımız resmidir.

http://www.radikal.com.tr/1087033108703321

YORUMLAR
(21 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Neden sasiriyorsunuz? - moumou

Dini siyaset malzemesi olarak kullanan kesim zaten soylemisti: Demokrasi hedefe giderken bindigimiz tramvaydir diye. Ama sayin yazar ve akp destekcisi bircok liberal bunu gormezlikten geldi. Acaba gercekten sasiriyorlar mi? Yoksa sasirmis gibi mi yapmak zorundalar.

Yanacağımızı göremediniz yandığımızı görüyorsunuz iyi... - görece

İyi bir Türk eli yanmadan ateşin sıcak olduğunu anlamaz...

bunlar daha iyi gunlerimiz - inantissot

dindarlarin demokrasiden anladigi sey; seriata giden tramvaydir!!oraya kadar gidip inecekler olay bu. sevki eygi de,hayrettin karaman da,tasgetiren de bunlarin hepsinin dusuncesi aynidir aralarindaki fark sadece uslup farkidir.palazlandikca da sesleri daha gur cikmaya basliyor.zaten acikca biz bunlari hos goremeyiz sadece tahammul ederiz diyorlar.yani zayif olduklarinda elleri guclenene kadar ilimlilar vasitasiyla senin dinin sana benim dinim bana stratejisi, artik guclu olduklarina emin olduklarinda da hepimizin bildigi taliban yasalari.

İSÖE SENDROMU - HARAYDIN

Kendini dindar sananların bir kısmı İSÖE sendromundan raporlu( Konuşurken, yazarken, mangalda kül bırakmayıp İslamdan sonra Ömer Ebubekir kesilenler ellerine yetki geçip uygulama yaptıkları zaman İslamdan önce Ömer Ebu Cehil Ebu Leheb gibi davranmaları). Örneğin çalıştırdığı adamın sigortasını ödememek, asgari ücretten çalıştırmak.

NOKTA - hektor62

Oral Çalışlar daha ne kadar dip yapacak merak ediyorum. Eygi' yi eleştirirken inatla destek verdiği AKP ve RTE' nin Alevilere bakışı M.Şevki Eygi' nin bakışından çokmu farklı.

artık yazmasanız - consensus

oral çalışlar artık yazmasanız da akp ye katılıp kültür bakanı falan olsanız daha dürüst bir iş yapmış olursunuz...yazdıklarınızın özeti şu;akp yi doğru yolundan engellemeye çalışanlar var hem içinde hem dışında bu kadar...

... - pierre woodman

Güzel günler görmemizin ölçütü Oral Çalışlar'ın kendi yazdığı şeye inandığı gündür arkadaşlar! 2010: Bu olayların (1 Mayıs 1977) devlet içindeki güçlerle bağlantılı olduğundan şüphemiz yok. Zaten öyle olmasaydı, şimdiye kadar büyük ölçüde aydınlanmış olurlardı. 2012: Olayın (1 Mayıs 1977) önceden devlet tarafından planladığına ilişkin yeterince güçlü bir veriye sahip değiliz.