1915: Katiller ve kahramanlar

1915'e dürüstçe bakıp, her şeyi açık açık konuşmaya başlasak, katillerle özdeşleşmeyi bırakıp, gerçek kahramanlarla tanışacağız.

Kahramanlar totaliterdir”. Uzun yıllar oldu Gündüz Vassaf’ın ‘Cehenneme Övgü’sünü okuyalı ama bu cümle beynime kazınmış. Ne zaman ‘kahraman’ kelimesini duysam, ‘totaliter’ kelimesini yanına iliştirmeden yapamıyorum.
Vassaf, ‘kahramanlar’ aracılığıyla nasıl da özgürlükten kaçtığımızı ve düzeni yeniden ve yeniden nasıl ürettiğimizi anlatıyor. Kahramanlar insani zaafları olmayan, gözü pek, fedakâr insanlar olarak sunuluyorlar bize, onlar aracılığıyla itaat pratiklerini yeniden üretiyoruz. Onlar, ‘liderler’, ‘askerler’, ‘din büyükleri’, ‘devrimciler’, ‘özgürlük savaşçıları’ ve diğerleri... Her grubun kendi meşrebine göre kahramanları var. O kahramanlar gibi olmaya çalışırken tam da içinde bulunduğumuz ‘düzenin’ istediği adamlar oluveriyoruz...
Son zamanlarda, ‘totaliter’ olmayan bir kahramanı keşfettim gibi geliyor bana. Bu ‘kahraman’ tanıdığımız ‘diğerlerine’ pek benzemiyor. Hele biz Türkiyeliler onu hiç tanımıyoruz. Çünkü onu ‘tanımak’, bizim hiç de alışık olmadığımız bir ruhsal süreçten geçmeyi, utanmayı, sıkılmayı, vicdan muhasebesini, büyük bir sorgulamayı gerektiriyor...
Ortada büyük bir paradoks var. Onu tanısak, çok zenginleşeceğiz, ruhlarımız huzura kavuşacak. Ama onu gerçekten tanıyabilmek için önce büyük bir huzursuzluğun, gelgitlerin, derin ruhsal türbülansların içinden geçmemiz gerekiyor.
‘Onun’ var olduğunu yabancı filmleri izlediğimiz için biliyoruz. Steven Spielberg’ün ‘Schindler’in Listesi’ni ya da Terry George’un ‘Hotel Ruanda’sını izlerken onun hayatına tanıklık ediyoruz. Ama içinde yetiştiğimiz kültür bu kahraman türünü tam olarak anlamamızı engelliyor.
Bütün bir toplum ve devlet bir ‘suç’ işlerken dolayısıyla da artık o suç, ‘gündelik hayatın’ olağan bir parçası, yeni statükonun alametifarikası haline geldiğinde, bazı insanların tamamen kendi kişisel vicdanlarına dayanarak bu suça iştirak etmeyi reddetmesinin ne demek olduğunu bilmiyoruz.
Bizim de Oscar Schindler’lerimiz vardı. Ama onlar için bir film çevrilmedi bu ülkede. Onların ismi tarih kitaplarında geçmiyor. Onlar, bizim resmi tarihimiz için hâlâ ‘vatan hainleri’.
Ben 1915 trajedisiyle yüzleşmememizin en büyük kayıplarından birisinin onları tanımaktan mahrum bırakılmamız olduğunu düşünüyorum. Aslında hepimizin bilinçaltında 1915’in suçluluk duygusu var. Ama biz, bu ülkede başka türlü davranmış, sırf vicdanı öyle emrediyor diye, bütün bir toplumun suç ortağı haline getirildiği o büyük alçaklığa alet olmamış, emirleri reddetmiş, Ermeni komşularını evlerinde saklamış o insanların hikâyelerini bilmiyoruz. Onları tanımıyoruz.
Ermeni komşularını evinde bir yıl saklayan Urfalı Hacı Halil’in, sekiz kişiye fazladan ekmek almak için neler yaptığını, evinin kapısını kapattığı anda, dışarıdaki dünya hakkında neler hissettiğini, içinde yaşadığı toplumla ilişkilerinin nasıl değiştiğini, Ermenileri evlerinde saklayanlar için çıkarılan ölüm fermanına ilişkin yaşadığı korkuları bilmiyoruz. Bütün bunları bilip hissetmemiz için ilk önce tarihimize ilişkin yalan ırmaklarını geçip, o katliam havasını, bu ülkede yaşanan büyük trajedileri hissetmemiz gerekiyor.
Bu merhaleleri geçebilsek, sadece Hacı Halil’i değil, tehcir emirlerini yırtıp atan, bu nedenle idam edilmiş ve sürgüne gönderilmiş şerefli Osmanlı bürokratlarını da tanıyacağız. Konya Valisi Celal, Ankara Valisi Hasan, Kastamonu Valisi Reşit, Basra Valisi Ferit, Yozgat Valisi Cemal, Kütahya Valisi Faik, Basra Valisi Bedii, Lice Kaymakamı Hüseyin, Batman Kaymakamı Sabit beyler, toplum olarak ruhsal esenliğe giden yolda bize rehberlik edecekler...
Acıya katlanıp, tarihimize dürüstçe bakabilsek, bu ülkenin dindarları, Boğazlayan’da Ermenileri kesen katillere, “Masum insanları öldürmek Kuran’da yoktur” diye karşı çıkan Müslümanların onurlu geleneğini sahiplenecekler...
1915’e dürüstçe bakıp, her şeyi açık açık konuşmaya başlasak, katillerle özdeşleşmeyi bırakıp, gerçek kahramanlarla tanışacağız. Tabii büyük ıstırap ve yasın ardından...
Gerçekten kahramanlarımız olacak. Yoksa onlara başka bir isim mi versek. Ne dersin sevgili Gündüz Vassaf?