Açlık grevinde sorulmayan sorular

Açlık grevlerinde ölümleri engelleyen Abdullah Öcalan isteseydi, eylemcilerin sakat kalmalarını da engelleyebilirdi.

Bu satırları yazarken ciddi bir baş ağrısı yaşıyorum. Soğuk algınlığının etkisi var bu ağrıda. Ama sanırım, yaşadığım karmaşık duygular, biraz öfke, biraz duygularımı anlatma konusundaki çaresizlik de etkili kafamın zonklamasında...

Binlerce mahpus 67 gündür açlık grevindeydi. Çok şükür bugün bu işe son verdiler. Gencecik çocukların ölümün kenarından dönmelerinden dolayı rahat bir nefes aldık. Ama tamam da çok fazla sorgulanacak şey yok mu bu geldiğimiz noktada? Söylenen sözlere, açıklamalara bakıyorum ve bende mi bir tuhaflık var acaba diye sormadan edemiyorum.

Kimisi ölüm orucundakilere methiyeler düzüyor, kimisi Öcalan’a methiyeler düzüyor, kimisi her zaman olduğu gibi hükümeti övüyor. Kimse, bu kadar gencin, kaba bir iktidar oyununun basit araçları haline getirilmesini sorgulamıyor. Öcalan’ın ağzından çıkan iki cümle, binlerce insanın ölümün kenarından dönmesine yetti. Ama bu insanların pek çoğu sakat kaldı. Hayatları boyunca bu orucun izlerini taşıyacaklar üzerlerinde. Ölümleri engelleyen Öcalan isteseydi, bu insanların sakat kalmalarını da engelleyebilirdi.

21 Eylül’de kendisini ziyaret eden kardeşine, yine aynı cümleleri, yine aynı netlikte söyleyebilirdi ve o zaman, belki de açlık grevleri hiçbir kalıcı hasar bırakmadan sona ermiş olurdu. Bir cümleyle açlık grevlerini bitirebilecek kadar güçlü olan adama hiç kimse, peki bu gücünü neden daha önce kullanmadın diye sormaya cesaret edemiyor. Ve belki de, daha kötüsü, böyle bir soruyu sormak akıllarının ucundan bile geçmiyor, böylesi bir iktidar oyununu olağan karşılıyorlar...

Tabii Öcalan’dan gelen beyandan sonra, hükümetin ve Başbakan’ın neden kamuoyu önünde o kadar sert konuştuğu da anlaşılıyor. Perde arkasında görüşmeler devam ederken, sahne önünde de milliyetçi duygulara hitap ediyormuş hükümetimiz. Fakat burada hükümete de sorulması gereken sorular var. Mademki Öcalan’la belli pazarlıklar yürüterek bu işi bitirecektiniz, neden bu işin bu kadar uzamasına izin verdiniz? Neden yüzlerce gencin sakat kalmasına göz yumdunuz?

Neden hiç kimse bu soruları sormuyor?

CHP’lileri kutlamak lazım

CHP’nin Suriye’deki krizde pozisyon alışını, Esad’ın elindeki kanı görmezlikten gelmelerini eleştirebilirsiniz. Ama aylardır esir tutulan ve hayatından endişe edilen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını gidip geri getirmek gibi, insani, diplomatik ve diğer pek çok açıdan övgüye değer bir çabanın ardından, sırf Esad’la poz verdiler diye eleştirmeye kalktığınızda ayıp edersiniz ve vicdanınıza ilişkin şüphe uyandırırsınız.

Birisinin elinden gidip rehine alıyorsanız, bu kişi her kim olursa olsun onunla el sıkışır ve o anda durum neyi gerektiriyorsa onu yaparsınız. İnsan hayatı kurtarmak gibi bir misyona giriştiğinizde, ülkeme döndüğümde nasıl görünürüm acaba diye düşünmezsiniz. O tür kasıntılar içinde olacaksanız eğer, öylesi bir misyona hiçbir şekilde girişmemeniz icap eder zaten.

Bu kadar insani bir konunun bile politik çekişmenin konusu haline getirilebilmesi Türkiye için çok kaygı verici. Bu son rehine kurtarma girişimi üzerine yürütülen tartışmalar, günlük politik konuların dışında tutulacak insani konular üzerinde bile bir uzlaşmaya varamadığımızı ve kutuplaşmanın sınır tanımadığını gösteriyor. Bu da ülkenin geleceği adına kaygı veriyor...