Ahmet Kaya, Sivas, 1915 ve 2013

Geçmiş bir aynaya dönüşse, hepimiz bugünkü suretlerimizi, yüzlerimizi, sözlerimizi görebilsek o aynada...

Başbakan Erdoğan, içinden geldiği siyasi gelenekle, kendi parti tabanıyla bir biçimde ilişkilendirilmesi mümkün olmayan olaylarla bizleri yüzleştirme konusunda büyük bir maharet kazandı. İlk olarak Dersim katliamını önümüze getirdi. Çok da iyi yaptı, CHP’nin nasıl yalpaladığını, nasıl tarihin prangalarına takılı kaldığını gördük o sayede.

Ancak Dersim’le yüzleşmemiz, birkaç damla gözyaşı ve birkaç acıklı anının anlatılmasını bir kenara bırakırsak, pek bir yüzeysel kaldı. Ne tazminat ödendi mağdurların yakınlarına ne anıtlar dikildi hatıraları için ne katliamı anacak bir günümüz oldu ne okul kitaplarına girdi bütün o yaşananlar.

Şimdi de Ahmet Kaya’nın linç edilmesiyle yüzleştiriyor Başbakanımız bizleri. Bütün televizyon kanallarında Kaya’nın lince uğradığı akşamın görüntüleri dönüp duruyor; o geceye katılanlar utangaç, üzgün, samimi, samimiyetsiz açıklamalar yapıyorlar ardı ardına. Tımarhaneyi andıran o meşhum gecenin görüntüleri, yine tımarhaneyi andıran bir uğultu içinde konuşuluyor, tüketiliyor.

İlk taşı en günahsız olanımız atsın diyecek bir olgunluğa erişemiyoruz bir türlü. Bir insanın, bir tabu karşısında lince uğraması, biz bugün bütün tabuları aştık mı sorusunu getirmiyor beraberinde. Bir insanın, zamanın faşizan ruhunu arkasına alan bir güruh tarafından linç edilmesi, bugün, zamanın ruhunu arkasına alarak birileri başkalarına aynı şeyleri yapıyor mu diye sormamıza yol açmıyor. Birilerinin işlediği günahı ekranda görmemiz, kendi günahlarımıza bakma yönünde cesaretlendirmiyor bizleri.

Geçen gün oturdum saydım, Sivas katliamında sanıkları savunan tam 26 avukat AK Parti’de oldukça yüksek yerlere gelmiş. Yani, tıpkı CHP’nin Ergenekon sanıklarını evlat edinmesi gibi, Refah Partisi ve AK Parti de Sivas sanıklarını evlat edinmişler. Avukatların savundukları kişilerle özdeşleştirilmelerine karşıyım ama bu 26 rakamı siyasal kültürümüz bakımından çok şey anlatıyor. Başbakanımız bu 26 rakamını sesli bir şekilde sorgulamaya başladığında, hepimize müthiş bir rol modeli olacak gerçekten de.

Başbakan bu ülkenin vatandaşlarını sayarken Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Arap falan deyip bir yerlerde takılıp kalıyor. Rum, Ermeni, Süryani, Yahudi diyemiyor bir türlü. Ben onun saydığı vatandaşlar arasında yer alan birisi olarak, vatandaş olarak saymadıkları karşısında utanç duyuyorum; büyük bir haksızlığa ortak edilmiş hissediyorum kendimi.
Onları vatandaş olarak saydıktan sonra, tıpkı Dersim gibi, tıpkı Ahmet Kaya gibi, gayrimüslimlerin başlarına gelenlerden de söz etmesini diliyorum.

Bir de istiyorum ki, geçmiş bir aynaya dönüşse, hepimiz bugünkü suretlerimizi, yüzlerimizi, sözlerimizi görebilsek o aynada... Hepimizin ne kadar kolay bir şekilde linççiye dönüşebildiğimizi, ne kadar kolay şekilde insanları ötekileştirebildiğimizi görebilsek. Dün Ahmet Kaya’ya saldıranların kullandığı kavramların bugünde havalarda uçuştuğunu; bugünün muktedirlerinin de birilerini hemen ajan, vatan haini, satılmış ilan ettiklerini fark edebilsek. Belki o zaman başkasının lincini bu kadar kurcalamaktan vazgeçip içimizdeki linççiyle yüzleşmeye, samimi bir konuşmaya başlayacağız, uzun bir yola çıkacağız...