Beyaz Türkler, Gezi ve 90'lar

Günümüzdeki hak ihlallerine cevvallikle tepki gösterenlerin bazıları, geçmişin günahlarına karşı sessizliğe gömülüyorlar.

Sabah dalgın dalgın Twiter’e bakarken bir arkadaşımın şaşkınlık ifade eden bir mesajı gözüme çarptı. Çarkın’ın ve Güneydoğu’da köy yakmalara katılan bir askerin ifadelerinden uzun uzun alıntılar yapmış bu arkadaşım. Attığı tweet’lere herhangi bir reaksiyon gösterilmemesinden duyduğu şaşkınlığı ifade ediyordu...

Günümüzde meydana gelen hak ihlallerinden bahsedildiğinde büyük bir cevvallikle tepki gösteren insanların bazıları, geçmişin günahları ortalığa saçılırken derin bir sessizliğe gömülüyorlar. Halbuki geçmişin failleri konuşurken, Türkiye’yi kuşatan korku imparatorluğunun koordinatlarını anlatıyorlar. Köprü altında enselerine kurşun sıkılan gencecik çocukların fotoğraflarını görüyoruz onların anlatımlarında; Kürt köylerinin acımasız bir şekilde yakılıp yıkılmasına tanıklık ediyoruz... Vatan millet edebiyatı yaparken yağlı gözleri parayla kamaşan kamu görevlilerinin perde arkasında çevirdikleri uyuşturucu ticaretini dinliyoruz. Ama bunlar toplumun bir kesiminin hiç ama hiç ilgisini çekmiyor.
Bugün meydana gelen hak ihlallerini görürken kartal gibi keskin gözlere sahip olan insanların, dünün akıl durduran suçları ortalığa saçılırken görme yetileri nasıl olup da bir köstebek mertebesine geriliyor; anlatılan bütün bu korkunç şeyler hemen görünmez hale geliyor? Bugünün demokrasi ve insan hakları sorunlarına ‘aşırı duyarlı’ olup da geçmişte meydana gelen insanlığa karşı suçları umursamama durumunun altında birkaç tane nedenin yattığını düşünüyorum:

1) Bazı argümanların zayıflamasından korkuluyor. Eğer Türkiye’de 80’lerde, 90’larda meydana gelen korkunç insan hakları ihlalleri ucundan kıyısından görülmeye başlanırsa, “Hiç bu kadar kötü olmamıştı” argümanı çöpe gidecek. Belli kesimler Türkiye’nin bütün sorunlarının bu hükümetle başladığına ve insanların başlarına en kötü felaketlerin bu dönemde geldiğine inanmak istiyorlar. O yüzden geçmişe göz ucuyla bakmak bile çok korkutucu geliyor.

2) Bu hükumet zamanında iyi şeylerin de olduğunu kabul etmek zorunda kalmak istemiyorlar. Eğer dün insanları acımasız bir şekilde öldürenler bugün yargılanıyorsa bu, bugünün başarı hanesine yazılacak bir şeydir. Demokrasi ve insan hakları, iyi şeylerin yapıldığını teslim edip, daha fazlasının yapılmasını talep ettiğimizde gelişip, iyileşebilir. Bunun yerine, bugün meydana gelen her olumlu şeyin altında bir çapanoğlu aramak ve olumlu olanı değersizleştirmek kolaylarına geliyor.

3) Geçmişin günahlarına bakmak bunların bir numaralı faili olan orduyla, onun içindeki çeteleşme ve cuntalarla hesaplaşmak anlamına geliyor. Haksızlıkların da yapıldığı ama özü itibariyle darbe girişimcilerinin yargılanıp mahkûm edildiği Ergenekon davasından bir ‘masumiyet müzesi’ yaratan kesimler için, ordu içindeki çetelerin işlediği bu korkunç günahlara bakmak hiç de cazip görünmüyor. Geçmişe o gözle bakmak, ‘İslamcı iktidar tarafından kolu kanadı kırılmış ordu’ imajını tehdit ediyor.

4) Tabii 90’lara bakmak aynı zamanda büyük oranda bu ülkede Kürtlerin yaşadığı mezalime gözünü gönlünü açmak anlamına geliyor. Bugün polisin gösterdiği en küçük bir şiddet karşısında, haklı olarak, hemen müteyakkız hale gelen Beyaz Türklerin bir kısmı, bu ülkenin Kürtlerine hayal bile edemeyecekleri kötülüklerin yapıldığını görmek istemiyorlar. Bu tür bir ‘karşılaşmanın’ getireceği kaçınılmaz zincirleme sorgulama ve hesaplaşma işine girişmek istemiyorlar.

Sözünü ettiğim bu Beyaz Türk profili, Gezi’de ellerinde bayraklar dillerinde marşlarla sokakları dolduranların arasındaydı. Gezi’yi değersizleştirmek isteyenler sadece bu profili görürken, kutsamak isteyenler de bu insanları ve onlardaki militarist ruhu görmezlikten geliyorlar. Bu seçici algılar yüzünden ne dünü ne de bugünü olduğu gibi görebiliyoruz...