Bizim büyük çaresizliğimiz

Erdoğan'ın yayımladığı taziye mesajı büyük bir ezberin bozulması yönünde atılmış cesur ve önemli bir adımdır.

Yazının başlığı
Barış Bıçakçı’nın şu an tam karşımda duran ama bir türlü başlayamadığım kitabından geliyor. Bugün yazı yazmaya oturduğumda kitap yine gözüme ilişti. Romanın ne anlattığını bilmiyorum ama başlık içinde bulunduğum ruh halini ve belki de Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu harikulade bir şekilde özetliyor.

Başbakan Erdoğan Türkiye tarihinde ilk defa, bu topraklarda hayatını kaybeden Ermeniler için bir taziye mesajı yayımladı. Ermeni meselesini bu ülkenin vicdanını yitirmesinin ve binbir türlü musibetin başlangıcı olarak gören birisi olarak, bu mesajı asla küçümseyemem.

Bu mesajın 2015 için bir ön alma girişimi olduğu, Erdoğan’ın kaybettiği uluslararası itibarını geri kazanmak için attığı bir adım olduğu gibi açıklamaları da çok önemsemiyorum. Bir siyasetçinin attığı adımlar mutlaka ki, siyasi motivasyonları, stratejik hesapları içerir. Altında yatan sebepler her ne olursa olsun, Erdoğan’ın yayımladığı taziye mesajı büyük bir ezberin bozulması yönünde atılmış cesur ve önemli bir adımdır. Önüne 'ama', 'fakat' falan gibi kelimeleri koymadan takdir etmeyi gerektirir.

İşte büyük çaresizliğimiz de tam burada başlıyor. Bu tabuyu yıkan Erdoğan, Berkin Elvan’ın annesini kalabalıklara yuhalatanla aynı kişi. Bu ezberi bozan kişi, Türkiye mozaiğini sayarken Kürt, Türk, Çerkez diye başlayıp Ermeni, Rum kelimelerini ağzına almayan bir başbakan. Bu kişi, bugün bu attığı adıma 'bravo' dediğimizde, yarın 1 Mayıs'ta, sadece barışçıl gösteri hakkını kullanmak için Taksim’e çıkanları dövdürtüp, o 'bravoyu' fitil fitil burnumuzdan getirecek olan insan aynı zamanda...

Bizim büyük çaresizliğimizin pek çok bileşeni var. Bu bileşenlerden bir tanesi de 'muhalefetin' tutumu. İşte bakın Erdoğan’ın 1915 mesajı karşısında MHP ne diyor? CHP nasıl, zifiri karanlıkta gözüne far tutulmuş tavşan gibi kaskatı kesiliyor. Tıpkı Kürt sorunu konusunda atılan adımlarda olduğu gibi, Türkiye’nin bu en kadim sorununda da söyleyecek bir sözleri yok, tuğlanın üzerine koyacak bir tanecik tuğlaları yok.

Kürt ve Ermeni meselesi gibi, Türkiye’nin üzerine giydirilmiş deli gömleklerinin düğmelerini açan Erdoğan, öbür taraftan internet, HSYK, MİT yasası gibi yeni prangaları ayağımıza takmaya çalışıyor. Yolsuzluk iddialarını örtbas etmek için hukuk sisteminin ümüğünü sıkıyor.

Kürt ve Ermeni meseleleri gibi deli gömleklerini bu ülkenin üzerinden çıkaracak başka bir aktör yok diye; ayaklarımıza takılan bu yeni prangalara; demokrasi diye bir tek adam rejiminin dayatılmasına; hukukun ayaklar altına alınmasına göz mü yumalım?

Bu ülke yüzyıldır rehinesi olduğu bazı sorunların cenderesinden kurtulacak diye, demokrasiyi ve hukuku mu rehine verelim bu sefer de?

Ama ben her şeye rağmen, 1915 tabusunun kırılması için attığı bu adımdan dolayı Erdoğan’a samimiyetle teşekkür etmek istiyorum. Bu topraklarda binbir zulüm görerek yaşamını yitiren Ermeni kardeşlerimize dilediği taziyenin, onların ruhlarını bir nebze de olsa rahatlattığı düşüncesiyle teselli buluyorum.

Bizim büyük çaresizliğimizden de yakın bir zamanda çıkış görmüyorum...