Ergenekon bitti mi?

Net olan bir şey var; o da ÖYM ile ilgili değişikliğin ciddi şekilde kafa yorarak, her şeyin önünün arkasının hesaplanarak yapılmadığı.

Ergenekon’u ve dava açıldıktan sonra Ergenekon’a yönelik olarak yaratılan bulanık algıyı İngilizcedeki bir deyimin çok iyi karşıladığını düşünüyorum: Elusive obvious. ‘Elusive’ elle tutulamayan, elden kayıp giden, ‘obvious’ da bariz demek. Yani apaçık ortada ama elle tutamıyorsunuz, bir yandan çok somut ama öbür taraftan da çok muğlak.
Silahlar, cephanelikler, planlar, programlar, hiçbir şey ama hiçbir şey belli bir kesimin böyle bir ‘yapının’ varlığına ‘inanması’ için yeterli olmadı. Sanki bu silahlar, cephanelikler, tarihi darbelerle, kitlesel kıyımlarla, suikastlarla, aydınlatılamamış binlerce cinayetle dolu bir ülke olan Türkiye’de değil de bir demokrasi ve insan hakları cennetinde bulunuyordu...
Bakın, Malatya Zirve Yayınevi katliamına ilişkin ikinci iddianame çıkalı on gün oldu. Bu iddianameye ilişkin kaç tane haber, makale, analiz okudunuz? Bu iddianamede, ordunun Hıristiyanları izlemek için birimler kurduğu, yetiştirdiği adamlarını Hıristiyanların içine soktuğu, bunlardan birisinin Hıristiyan topluluk içinde liderlik konumuna kadar yükseldiği ve ardından gelen ikinci bir emirle tekrar ‘Müslüman’ olup Hıristiyanlara karşı büyük bir linç kampanyası başlattığı anlatılıyor. Bu kampanyada Diyanet İşleri’nden tutun da gazetecilere, işadamlarına, ilahiyat profesörlerine kadar oldukça geniş bir kesimden destek aldığı aktarılıyor. Sadece misyoner paranoyasının değil, aynı zamanda Santoro, Dink cinayetleri ve Malatya katliamlarının ordunun içindeki belli bir birim tarafından koordine edildiği iddia ediliyor. Ve hatta, geçmişte işlenmiş olan Kışlalı, Mumcu, Üçok vd. gibi siyasi suikastların yine aynı birim tarafından ve yine toplumu manipüle etmek için işlendiği öne sürülüyor.
Benim görebildiğim kadarıyla, bütün bu okkalı lafları eden iddianame de aslında sadece resmin küçük bir bölümünü ortaya koyabiliyor. Çünkü her şeyi muhtemelen sadece bir hücrenin başı olan bir ‘itirafçının’ anlatımlarından dinliyoruz. Onun görebildiği kadarını görüyoruz ‘büyük resmin’... Ucundan iyi tutsak belki de çorap söküğü gibi gerisi gelecek... Ama medya büyük bir sessizlikle geçiştiriyor bu iddianameyi, yine sanki ‘hayali’ şeylerden bahsediliyormuş muamelesi yapılıyor...
Ben bu iddianameyi ve Malatya katliamı davasındaki gelişmeleri köşemde yazmaya devam edeceğim. Ama bu vesileyle birkaç soru sormak istiyorum. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle biz, JİTEM’i, Özel Harp Dairesi’ni, bu son Malatya iddianamesiyle ortaya çıkan TUSHAD’ı, darbeleri, siyasi suikastları ve daha pek çok melaneti üreten devlet aklı ve yapısını köklü bir şekilde dönüştürebildik mi yoksa sadece ‘köşeye mi’ sıkıştırdık? Yani bütün bunları üreten ‘mekanizmalar’ geri döndürülemez bir şekilde hasar gördü mü yoksa ‘virüs’ bünyede bir şekilde yaşamaya devam mı ediyor? Yarın uygun koşullar oluştuğunda, tekrar silbaştan aynı yere geri dönmeyeceğimizin bir garantisi var mı?
Soruları formüle etme biçimim, benim yanıtlarımın neler olduğunu da gösteriyor sanırım. Ben ‘derin devlet’ denen yapının, sadece ‘sopayla’ (davalar yoluyla) köşeye sıkıştırıldığını, gerekli hiçbir reform yapılmadığı için de o köşeden çıktığı anda çok kolaylıka eski cesametine ve gücüne dönebileceğini düşünüyorum.
Geçmişte meydana gelen suikastlar, kitlesel kıyımlar, provokasyonlar büyük oranda aydınlatılmadıkça; ‘kozmik oda’ geçmişimizdeki bütün bu kanlı olaylar bakımından kapsamlı bir şekilde elden geçirilmedikçe, jandarmanın bütünüyle ortadan kaldırılması veya kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılması gerçekleştirilmedikçe, harcamalar dahil, askerin iç işleyişi tam anlamıyla siyasi iradenin otoritesi altına girmediği sürece, her an her şeyin geriye dönme ihtimali vardır.
Ben bu köşede ‘Özel Yetkili Mahkemeler’in kaldırılması gerektiğini, bu mahkemelerin olağanüstü yargı mantığının bir ürünü olduğunu yazdım. Ancak bunun, kapsamlı bir hukuk reformu çerçevesinde yapılması gerektiğini de belirttim. Savcılık mekanizmasının güçlendirilmesi gibi öneriler getirdim bu reformlar çerçevesinde.
Yazıyı yazdığım sırada ÖYM’lere ilişkin reform paketinin detayları henüz tam olarak netleşmemişti. Ama net olan bir şey var, o da bu değişikliklerin ciddi bir şekilde kafa yorarak, her şeyin önünün arkasının hesaplanarak yapılmadığı. Sadece günü kurtarmaya yönelik tepkiler olduğu... Halbuki iyi düşünülmüş reformlarla bütün ihtiyaçları aynı anda karşılayacak adımlar atılabilir. Şu anda hükümet de Ergenekon’un tamamiyle bittiği gibi bir zehaba kapılmış görünüyor.