Ergenekon, Fenerbahçe,şike ve 'Alan Savunması'

Tüm oyunu, tüm karşılaşmaların adil olduğundan emin olacak şekilde yeniden kurmaya ihtiyacımız var.

Yunanlı yazar Petros Markaris’in oldukça sürükleyici bir romanı var; adı ‘Alan Savunması’. Dürüst, vazifeşinas Komiser Haritos’un maceraları anlatılıyor romanda. Haritos, çok uzun zamandan beri ertelediği tatilini yapmak için karısıyla beraber Santorini Adası’nın yolunu tutuyor. Ama işte şans bu ya, görev tatilde de yakasını bırakmıyor Haritos’un...

Adada deprem oluyor ve kimliği bilinmeyen bir ceset kayan toprağın altından çıkıveriyor ortaya. Bunu araştırmak sevimli komiserimizin kaçamayacağı bir vazife haline geliyor. Lafı fazla uzatmayayım, Haritos daha sonra araştırdığı bir mafya cinayetinin de adadakiyle bağlantılı olduğunu fark ediyor. Ve ardından pek çok olayın daha birbirleriyle bağlantılı olduklarını... Kendini ‘üçüncü lig takımlarından, paravan şirketlerden, politikacılardan örülü kirli bir mekanizmanın içinde’ buluyor. Araştırması ilerledikçe, ağın kilit noktalarında olanların tam bir ‘Alan Savunması’ uyguladıklarını, hedefi dört koldan koruduklarını fark ediyor.
Bilmiyorum romanda anlatılanlar size tanıdık geldi mi? Toprağın üzerinden kayıp, çürümüş sistemimizin kendini gün yüzüne çıkardığı büyük deprem Susurluk kazasıydı. Devlet, mafya ve siyaset arasındaki çarpık ilişkiler o kazada inkâr edilemez bir şekilde ortaya çıktı ama maalesef üzerine gidilemedi o zaman; o kadar ki, belli başlı aktörleri Meclis’te kurulan komisyonlara çağırıp, ifadelerini almak dahi mümkün olamadı.
Daha sonra malum Ergenekon süreci başladı. Biz de bu dava sayesinde Türkiye’deki pek çok şeyin nasıl birbirleriyle bağlantılı olduklarını gördük. Aslında önümüzdeki, yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir şekilde yapılanmış bir örgütten öte, bir ağ, bir network’tu. Muazzam bir alana yayılmış suç şebekelerinin faaliyetleri bir biçimde birbirleriyle kesişiyordu ve Markaris’in romanındaki gibi ‘Alan Savunması’ uyguluyorlardı. Savcıların ve polisin bütün bu network’u, bir tek suç örgütü gibi gösterme çabası bence meseleyi derinlemesine anlamamızı engelledi.

Fenerbahçe olayından örnek vereyim. Soruşturma yeni ama aslında çok somut iddialar ve suçlamalar Ergenekon dosyalarında mevcuttu. 2. Ergenekon davasında Poyraz kod adlı tanığın ifadesine göre Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi öncesi Sedat Peker, Sergen ve Tümer’i yanına çağırıp maçı kaybetmelerini istiyordu. Zaten bugünkü soruşturmada da Peker ismi ön planda. Peker’in bağlantılı olduğu isimlere ve onların bağlantılarına çok süratle bakmak bile Türkiyeyi sarmış kriminal network’u ürpertici bir şekilde gözler önüne seriyor. Peker’den Veli Küçük’e varırsınız. Ona yönelik suç iddialarına baktığınızda, Azerbaycan darbesine, JİTEM’e, Susurluk’a, Sapanca ölüm üçgenine, Danıştay saldırısına, ulusalcı derneklere, Sabancı suikastına, kızıl elma koalisyonuna, sağ ve sol terör örgütlerinin yönlendirilmesi teorisine ve pek çok şeye ulaşırsınız. Dilerseniz Mehmet Topuz transferinde Aziz Yıldırım’a aracılık eden İbrahim Cingi’den giden diğer bir hatta bakın, oradan Muzaffer Tekin’e, Kuvayı Milliye Teşkilatına uzanıyorsunuz. Bu ilişkiler Fenerbahçe’ye de özgü değil şüphesiz...

Temiz oyun için

Bütün bu suç şebekelerinin birbirleriyle olan iç ilişkilerine baktığınızda da Türkiye kriminal network haritasının akıl durdurucu görüntüsü çıkıyor karşınıza... Bu resim Türkiye’deki ‘Ergenekon Alan Savunması’nın koordinatlarını veriyor bize. Bu ‘Alan Savunması’nın içinde askerin, yargının, medyanın kirli işlere bulaşmış kısımları var, çeteler var; derin devlet dediğimiz şeyin harcı var. Sivil siyasetin köşeye sıkıştırılması var. Kirlenmiş bir sistem ve düzen var.
Yeni bir sistem kurmamız; sistemi mafyadan, şiddetten arındırmamız, şeffaf ve hesap verebilir bir hale getirmemiz gerek. Kısacası, oyuncuları dahil tüm oyunun yeniden kurulması ve tüm karşılaşmaların adil olduğundan emin olmamız gerekiyor. Kriminal örgütlerin ‘Alan Savunması’na son verip, gerçek maçları izlemenin tadına varabilmek için...

.