Ermeni davaları Uludere ve UCM

BDP'nin UCM'ye götürdüğü Uludere katliamı davası oradan geri gelecek ve katliamın ciddiyet ve vahametine gölge düşecek.

Ne zaman bir hukuk meselesine değinsem, başıma bir iş açıyorum. Genel Yayın Yönetmenimiz Eyüp Can bütün sevimliliğiyle ya telefona sarılıyor ya da mail’le mesaj yolluyor, “Bu konuyu biraz geniş işlesen ne iyi olur” diye... Yine aynısı olacak biliyorum ama yapacak bir şey yok. Birkaç önemli konu var ki bunlar hak ettikleri ilgiyi göremedi. Ben bunlara değindikten sonra Eyüp’ten telefon beklemeye başlayacağım, bakalım bu üçünden hangisini daha geniş ele almamı rica edecek diye... 

Ermeni meselesini çözmek için açık çek
Fransız Yüksek Mahkemesi’nin Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan yasayı iptal kararı, Türkiye’de oldukça geniş yankı buldu ve tartışıldı. Aşağı yukarı aynı sıralarda San Francisco Yüksek Mahkemesi de Ermenilerin tazminat talepleri bakımından büyük önem taşıyan bir karara imza attı ve 2000 yılında Kaliforniya eyaletinde çıkarılan bir yasayı iptal etti. Movsesian v. Victoria Versicherung davası sonucunda iptal edilen bu yasa, 1915 olayları nedeniyle Ermenilerin sigorta şirketlerine karşı Amerikan mahkemelerinde dava açmalarına olanak tanıyordu. Amerikan Yüksek Mahkemesi iptal kararına giderken yasanın, Amerikan dış politikasına, anayasaya aykırı bir şekilde müdahale ettiğini belirtti. Kararda çok dikkat çekici hususlardan biri de Obama’nın 1915 olaylarından bahsederken ‘soykırım’ ibaresinden kaçındığının belirtilmesi oldu.
Bence bu karar, Türkiye gündeminin birinci sırasına oturmalıydı ama ben hiçbir yerde kararın tartışıldığını göremedim. Karar, bir taraftan Amerika’da Türkiye’ye karşı açılmış mülkiyet konulu davaların tamamını rafa kaldırma potansiyeline sahip. Ama öbür taraftan da Türkiye’ye bu meseleyi çöz, yoksa Amerikan dış politikası değiştiğinde başka türlü karar verebilirim denmiş oluyor.
Ben bu kararı Türkiye’ye, Ermeni meselesini 2015’e kadar çözmesi için verilmiş açık bir çek olarak okuyorum. Umarım hükümet de aynı şekilde okur ve bu tarihsel prangadan kurtulmak için bazı sahici adımlar atabiliriz. 

UCM’ye taraf olma şartı
BDP, Uludere katliamını Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) götürdü. Geçen günlerde yaptıkları açıklamada başvurularının UCM Savcılığı’nca incelemeye alındığını belirttiler. Ben bunun eninde sonunda geri tepecek, üzerinde fazla düşünülmemiş bir şov olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu başvurunun hiçbir başarı şansı yok.
UCM’de bir dava açılabilmesi için şu durumlardan birinin söz konusu olması gerekiyor: Öncelikle zanlılar, UCM’ye taraf bir devletin vatandaşı olmalı. Bombalar, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından atıldı. Emri veren, bomba atan, artık kimi sorumlu tutarsanız, hepsi de TC vatandaşı ama Türkiye Roma Statüsü’ne taraf değil. Taraf olmayan bir ülke, sırf o dava bakımından mahkemenin yargı yetkisini tanıyabilir, yani Türkiye’nin “Uludere katliamı nedeniyle UCM’nin beni yargılamasını istiyorum” demesi lazım ki bunun olmayacağını hepimiz biliyoruz.
Başka bir olasılık, ‘suçun’ taraf bir devletin ülkesinde işlenmesi, yani Irak UCM’ye taraf olsaydı Uludere yine dava edilebilirdi ama bu durum da söz konusu değil. Geriye son bir şık kalıyor, o da BM Güvenlik Konseyi’nin araya girip Uludere’yi soruşturmasını UCM savcısından istemesi ki buna da imkân yok. Sonuç olarak Uludere katliamının UCM’de görülmesi imkânsız. Dava oradan geri gelecek ve uluslararası bir mahkemenin reddettiği bir olay olarak Uludere katliamının ciddiyet ve vahametine gölge düşecek.
Üçüncü bir konu olarak da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûmiyete neden olan yargıçları terfi ettirmeme yönündeki kararını ele alacaktım ki yazıişlerinden pazartesi için bir yer sıkıntısı olduğunu öğrendim. Hiçbir şekilde uygulanma şansı olmayan bu kararı da başka bir vesileyle değerlendireceğim...