Hatay'daki TIR, cemaat- hükümet çatışması

Otosansürün salgın hastalık haline geldiği bu günlerde Radikal ciddi bir gazetecilik başarısına imza atıyor.

Hatay’da üzerinde ‘insani yardım’ yazan ama jandarmaya gelen ihbarda ise içinde silah ve mühimmat bulunduğu belirtilen TIR’la ilgili haberler için Radikal’le gurur duyduğumu belirtmek isterim. Bizim gazetenin web sitesinde gelişmeleri dakika dakika takip edebilirsiniz. Hatay Valiliği jandarmaya yazdığı yazıda araçların MİT görevlilerinin kontrolü altında olduğunu, aranamayacağını söylüyor. Otosansürün salgın hastalık haline geldiği bu günlerde Radikal ciddi bir gazetecilik başarısına imza atıyor.

Ancak haberi ilk okuduğumda ‘ihbarcının’ kim olabileceği üzerine düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Konuya ilişkin hiçbir bilgi veya duyumum yok. Ama bu ‘ihbarın’ hükümet ve cemaat arasında süregiden çatışmayla yakından ilgili olabileceğini düşünüyorum. 

Cemaatle hükümet arasındaki çatışma her iki taraf bakımından da oldukça can yakıcı bir hal alsa da henüz geri dönülemez bir noktaya ulaşmadı. Taraflar, hâlâ Türkiye’nin kazançlı çıkabileceği bir şekilde bu çatışmayı sonlandırabilirler. Belli sınırlar aşıldıktan sonra ise artık hiç kimse, ne çatışmayı ve ne de meydana gelebilecek diğer gelişmeleri durdurabilir. İşte bu ‘ihbar’, hükümete ve Erdoğan’a geriye dönüşü olmayan bazı adımları attırmak için yapılmış olabilir gibi geliyor bana. Cemaati bir terör örgütü olarak ilan edip, bürokrasideki her bir üyesinin peşine düşüp onları görevlerinden uzaklaştırmak, geriye dönüşü olmayan hamlelerden bir tanesini oluşturuyor. Böyle bir cadı avının ardından Türkiye, temel insan haklarını ayaklar altına alan faşizan bir görüntüye bürünür; özellikle güvenlik bürokrasisinde oluşan boşluk kaosa yol açacak terör dalgalarını çağırabilir.

Yani ben, bu ihbarın tarafların yeterince yıkıcı bir şekilde dövüşmediğini düşünen bazı odaklar tarafından yapılmış olmasını yüksek bir ihtimal olarak görüyorum. Bu söylediklerimden, her şeyi komplo ile açıklamaya çalışan hükümet ve taraftarlarının kendilerini destekleyen çıkarımlar yapabileceğinin farkındayım. Ama bu komplocu yaklaşımın işi içinden çıkılamaz hale getiren en büyük engel olduğunu düşünüyorum. 

Bir ülkede bu kadar büyük kavga ve gerginlik varsa, herkes o kavgadan kendi lehine bazı sonuçlar çıkarmak isteyecektir. Ama siz bütün gelişmeleri ‘dış güçlere’ bağladığınızda, aslında tam da onların istediği şeyi yapıyor, yani artık gelişmeleri kontrol edemez hale geliyor olabilirsiniz.

Bu krizden çıkış için, her iki tarafın da bütün olayları tek tek ve kendi özgül koşulları içinde değerlendirmesi, sürekli olarak karşısındakinin kusurları yerine, kendi hatalarına bakması ve hukukun önünü açması gerekiyor:

1. MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması, Oslo görüşmelerini konu aldığı oranda, siyasi alana yargının mütecaviz bir müdahalesiydi. Yolsuzluk soruşturması ise yüz kızartıcı suçları konu alıyor ve burada da hükümet soruşturmayı engelleyerek hukuk alanına çok ağır bir müdahalede bulunuyor.

2. Emniyetin bütün üyeleri cemaat üyesi olsa bile bu, demokratik bir ülkede suç olamaz. Ancak emniyet görevlileri, kendi amirleri dışında herhangi birisinden emir alır veya ellerindeki istihbaratı başka birilerine verirse ciddi suç işlemiş olurlar. Cemaat, bu konuda yapılacak bir soruşturmada işbirliği içinde olmayı taahhüt etmelidir.

Kısacası taraflar, yolsuzluğun da amiri dışında başka bir yerden emir alan bürokratların da sistemden ayıklanması konusunda anlaşmalıdır. Bu krizden tek çıkış yolu, hukukun işlemesi, devletin şeffaflaşması ve demokratikleşmedir. Birbirini imha etme çabası ise sonuçta

Türkiye’nin geriye dönüşü olmayan bir yola girmesi demek olur. Birilerinin istediği tam da budur.