'Kanlı Türk' ve Hrant!

Hükümet Türkiye'nin onurunu kurtarmak istiyorsa, Fransa'ya karşı kompleksli tavırlar sergilemek yerine Dink'i öldüren katilleri bulmaya çalışsın.

Ben dindar birisi değilim. Kürt değilim. Gey değilim. Hıristiyan değilim. Ermeni değilim. Roman değilim. Ama bütün hayatımı bu insanların haklarını savunarak harcadım.”
Bunlar, 18 Eylül 2009 tarihinde Today’s Zaman gazetesinde yayımlanan ‘Bloody Turk’ (Kanlı Türk) başlıklı yazımın giriş cümleleriydi. Yazının devamında 1998 yılında Londra’da, hayatımda ilk kez Ermeni diyasporasıyla karşılaşmamı anlatıyordum. Orada, Kürtlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtıkları davalar üzerinde çalışmak için bulunmama rağmen karşılaştığım Ermenilerin gözünde insan hakları savunucusu kimliğimin nasıl gölgede kaldığından ve ‘Türklüğümün’ nasıl da beni tanımlayan bir numaralı etikete dönüştüğünden söz ediyordum. Bir zamanlar onların atalarını ölüme göndermiş, büyük acılar çektirmiş devlet zihniyetinin beni de tehdit ediyor olmasının bu Ermeniler için bir önemi yoktu. Ben de eni sonu “Kanlı bir Türk’tüm” işte...
Yazının devamında, Ermeni kırımlarını İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiğini, dünyada tüm soykırımların onları gerçekleştiren siyasi hareketlerle birlikte anılmasına, örneğin Yahudi soykırımı için ‘Naziler yaptı’ denmesine rağmen Ermeni soykırımı için ‘Türkler yaptı’ demenin de bir başka tür ırkçılık olduğunu söylüyordum. “Türklerin benimsedikleri külli inkâr tavrı, Ermenilerin bütün Türkleri yaftalamasına yol açıyor. Ama maalesef bazı Ermeniler adalet aradıklarını zannederken iflah olmaz birer ırkçıya döndüklerini fark etmiyorlar” diye devam ediyordu yazı...
Yazıya gelen tepki, benim beklentimin çok ötesindeydi. Belli ki arı kovanına çomak sokmuştum. Aldığım yüzlerce mesajın yanı sıra yazı haftalarca internet forumlarında tartışıldı; İngilizce ve Fransızca makaleler takip etti bu tartışmaları... Aldığım tepkilerin bir kısmı gerçekten korkunçtu. Türklerin barbar olduğundan bahsediyordu bazı Ermeniler. Tarih boyunca hep kan dökmüş bir ırk değil miydi Türkler? Bazı Ermenilerin farkında olmadan ırkçılık yaptıklarına ilişkin eleştirim, ırkçılığın daniskası laflarla dolu mesajlarla protesto ediliyordu.
Bunları neden anlattım? Biz daha tarihle yüzleşmemizin en başındayız. Türkiye toplumu 1915 olaylarına ilişkin külli inkâr tavrını bırakıp samimi bir yüzleşmeye giriştiğinde, bu yüzleşmenin belli bir aşamasında ‘Ermeni diyasporasıyla’ da karşılaşacak. Yani 1915’teki korkunç olaylar hiç olmamış gibi yaşayan bizler, hafızamızı kazanmaya başladığımızda, Anadolu’dan kovulup dünyanın dört bir tarafına yayılmış ve bütün hayatlarını 1915 olayları sanki dün olmuş gibi yaşayan bu insanlarla karşılaşacağız. Fransa’da meclisten geçen ‘inkâr yasasını’ da, dünyanın dört bir tarafında tartışılan ‘Ermeni soykırımı’ yasa tasarılarını da bu insanlar gündeme getiriyor. Bu öylesine zor bir karşılaşma ki... Adı hiç anılmayan kardeşlerin de bizimle aynı evde yaşadığını, onların evden kovulup atıldığını hissetmeye çalışacak olan bizler, bütün hayatlarını o evden atılma anı üzerine kurmuş, tamamımızı katil olmak ve bu suça ortak olmakla itham eden, tanımadığımız, bilmediğimiz akrabalarımızla karşılaşacağız.
Bu kederli karşılaşma anında, elimizden tutacak olan, artık bir avuç kalmış olan Türkiyeli Ermenilerden başkası değildir. Bu ‘soykırımı inkâr’ yasası ilk defa Fransa gündemine geldiğinde, o zaman ‘Türklüğe hakaretten’ yargılanan rahmetli Hrant Dink’in o yasayı protesto eden sözleriyle sakinleşebilmiştik. Bugün yine aynı şey olmadı mı, Orhan Dink’in sözleri nasıl da gazete manşetlerini süslüyor, görüyorsunuz...
Dışlanmasını bilgeliğe, acısını derin insan sevgisine dönüştürmüş bir Anadolu dervişiydi Hrant. Bizim nasıl ve neden inkâr ettiğimizi, Ermeni diyasporasının nasıl ve neden mağduriyet üzerinden bir kimlik inşa ettiğini, nefretin onlara getirdiği maliyeti iyi anlıyordu; bunları her iki toplumun da anlayabileceği bir dille, hiç kimseyi kırıp dökmeden anlatabiliyordu. Geçmişte aslında neler olduğunu kalben anlatmaya çalışırken Topal Osmanlar’ın, Bahaddin Şakir’lerin bugünkü mirasçıları tarafından kalleş bir cinayetle öldürüldü. Onun ensesine sıkılan kurşun, bu toplumun gelecek umuduna sıkılmış bir kurşundur. Bizim kendimizle ve diyaspora Ermenileriyle barışma umudumuzun köküne bir saldırıdır Dink cinayeti.
Bugün Hrant Dink cinayeti davasının 23. duruşması yapılacak. Başladığı günden bu yana bir arpa boyu yol gidemedi bu dava. Hükümet Türkiye’nin onurunu kurtarmak, geleceğe dair bir umut sunmak istiyorsa eğer, Fransa’ya karşı kompleks dolu bu tavırları göstereceği yerde, enerjisini Dink’i öldüren gerçek katilleri bulmak için harcasın. Geçmiş ve geleceğimize Fransız kalmamızın anahtarı bu davada saklı çünkü...