Karayılan, Tahrir

Türkiye kendi sorunlarına merhem bulabilirse mazlum ve mağdur bölge halklarına da giderek artan oranda ilham kaynağı olacak.

Acılarla, travmalarla, felaketlerle dolu bir evliliğin ardından, adam, ayrılmak üzere olan kadını ikna etmeye çalışıyor. Nasıl da değiştiğinden söz ediyor ona... Pırıl pırıl bir geleceğin, sıcak bir yuvanın onları beklediğinden bahsediyor. Ama ne samimi bir özür, ne geçmişte yaptığı sayısız gaddarlığa ilişkin bir pişmanlık var adamın sesinde... Kadını ikna edebilir mi geri dönmeye?
AK Parti de Kürt meselesini bu adam gibi çözmeye çalışıyor bence. Aslında sorunu çözmek konusunda samimi, ama sorunun tam olarak ne olduğunu anlayamıyor bir türlü.
Kürtlerin yaşadığı büyük acıları, aşağılanmayı, büyük güvensizliği anlamadan ve bütün bunlarla samimi bir ilişkilenme içine girmeden kimse Kürt sorununu çözemez.
Murat Karayılan’ın Ahmet Altan’a yazdığı mektubu okurken bu güvensizliğin ne kadar derinde yattığını gösteren şu cümlelerin altını çizdim:
“Tarihin her döneminde, Kürt halkının devletler tarafından kandırılıp oyuna getirilmesi adeta bir kader haline gelmiştir. Öyle ki, ben küçük yaşlarda köyde iken köyün yaşlılarından duyduğum ‘Devlet eşek de olsa binme’ biçimindeki söz çok ilginç, değil mi? Yine bizden önceki son Kürt direnişi olan Dersim direnişinin lideri Seyit Rıza’nın ‘Sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders olsun, ben de sizin önünüzde diz çökmedim, o da size dert olsun’ sözünü de hiçbir zaman unutamayız...”
Yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir zaman PKK’nın kullandığı şiddeti tasvip etmedim. Hele hele son zamanlarda sergilediği vahşeti hiçbir şeyin meşrulaştıramayacağını düşünüyorum. Ama Karayılan’ın sözleri, neden PKK’nın neredeyse koşulsuz bir destek aldığını anlatıyor. Neden Kürt sorununun çözülemez durumda olduğunu gösteriyor. Bu yüzden çok dikkatle okunmalı...
Devletle Kürtlerin ilişkisini temelden değişikliğe uğratmadan, bu büyük kırılmanın onarılması mümkün değil. Bu devlet ne Diyarbakır Cezaevi’ndeki vahşetin kurbanlarından, ne köyleri yakılıp çil yavrusu gibi Türkiye’nin dört bir tarafına dağılan Kürtlerden özür diledi. Köy yaktıkları için mahkemelerde hesap veren bir tek subay bile yok henüz...

***


Pazartesiden çarşambaya kadar Kahire’deydim. Kahire Amerikan Üniversitesi’nin davetlisi olarak, Türkiye’den bir grup, Mısırlı aktivist ve entelektüellerle buluştuk.
Ben gittiğimde Tahrir Meydanı boş ve sakindi. Oysa bir gün öncesinde cesetler toplanmıştı o meydandan. Bir günlük toplantımız boyunca, iki konu açıldığında havada oluşan elektriği neredeyse elinizle tutabilirdiniz. Tabii ki, son olayların da etkisiyle, bu konulardan biri, Mısır’da Hıristiyanların durumuydu. İkinci konu da ‘laiklik’ ve İslam’ın yeni rejimde yerinin ne olacağıydı. Erdoğan’ın laiklik konusunda Mısır’da yaptığı konuşmanın kalıcı bir tartışmayı tetiklediğini gördüm.
Mısırlılar ciddi ciddi ‘Türk modelini’ tartışıyorlar. Eskisiyle yenisiyle... Sivil toplumun AK Parti sonrası Türkiye modeli üzerinde ciddi bir şekilde kafa yorduğunu gözlemledim. Mısırlı bir politikacı da Mısır ordusunun ‘eski Türkiye modeli’ üzerinde çalıştığını fısıldadı kulağımıza. Onlar da Türk ordusu nasıl olup da bu kadar uzun süre hegemonyasını sürdürdü diye kafa yoruyorlarmış...
Ben, Tahrir Meydanı’nda meydana gelen son olayların da ordunun bu ‘kafa yorma biçimiyle’ yakından ilgili olabileceği sonucuna ulaştım. Biliyorsunuz, Hıristiyan Kıptilere ait bir kilisenin kundaklanmasının ardından, Hıristiyanlarla ordu karşı karşıya geldi Tahrir Meydanı’nda...
Bu çarpışmalar sırasında, Mısır medyasının bir kısmının, halkı Hıristiyanlara karşı ordunun yanında yer almaya çağıran haberler yayımladıklarını öğrenince, bunun bizdeki 6-7 Eylül olayları benzeri bir tertip olduğunu düşündüm. Sanırım Mısır ordusundan birileri Türkiye kontrgerilla tarihini bayağı sıkı bir şekilde çalışmıştı.
Mısır’ın geleceği, AK Parti sonrası ve öncesini çalışan gruplardan hangisinin galip geleceğine bağlı. Türkiye kendi sorunlarına merhem bulabilirse mazlum ve mağdur bölge halklarına da giderek artan oranda ilham kaynağı olacak. Bizim devlet eşeklikten çıkıp arabaya, uçağa dönüştü belki, ama tüm yolcuların güvenini kazanamadıktan sonra uçağın indiği yerde derin ve kalıcı bir etki yaratmanızın imkânı yok...