'Küçük adamlar' göreve çağırıldı

Sizler 28 Şubat'ta çok çile çektiniz, o zaman size karşı kullanılan dilin bugün aynen seküler kesime karşı kullanıldığının farkında mısınız?

Şimdi şeylerin adını koymak lazım. Demokrasi veya hukuk devleti dediğiniz bir yerde devlet evin içine burnunu sokamaz. Devletin evin içine baktığı yer ancak bireylerin ellerini ayaklarını kımıldatmalarına izin verilmeyen bir kundakla sarıldıkları faşist ve totaliter rejimlerde olabilir. Ancak o rejimlerde, devlet ibadet yerine, eve burnunu sokar ki insanları mutlak bir kontrol altında tutabilsin. O rejimlerde devlet, hep çocuk kalan toplumun babası rolüne soyunur. Onlar için neyin iyi neyin kötü olduğuna o karar verir. Onların ‘iyiliği’ için özgürlüklerini kısıtlar.
Türkiye’nin hukuk sistemi Başbakan’ın dediği tarzda bir yasa çıkarılmasına izin vermiyor. “Evin içinde kızlı-erkekli mi yaşıyorlar, ben buna bakarım” dediğiniz bir yasayı çıkarabilmek için anayasayı ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası hukuk sözleşmelerini alıp bir kenara atmanız gerekir. Yani şu andaki hukuk sistemini bütünüyle değiştirmeden insanların evlerinin içine girecek öyle bir yasayı çıkaramazsınız.

Çıkmayacak da zaten.

Çıkmayacak ama bu, genç insanların hayatlarının cehenneme çevrilmeyeceği anlamına gelmiyor. Başbakan’ın sözleri her mahallede görev bekleyen küçük ‘führer’lere çoktan ulaştı bile. Kendi hayatlarındaki mutsuzlukları, başkalarının hayatını cehenneme çevirerek örtmeye çalışan her düzeydeki ‘küçük adam’ sefer görev emirlerini aldılar ve uygun adımlarla nöbet yerlerine ilerliyorlar. İşte Üsküdar’da bir tanesi apartmanın girişine “Kızlı-erkekli yaşayanları polise ihbar edin” diye yazmış bile. O küçük adamın sesi çok daha gür çıkacak bundan sonra; onun ihbarı üzerine eve gelen polis bir suç uydurup öğrencilerin ensesinde boza pişirecek ki küçük führer onu da şikâyet etmesin!
Bu tartışmaya “Kadın-erkek nasıl yaşamalı” gibi, toplumun bütün farklı kesimlerinin kendilerine göre farklı değer yargılarına sahip olduğu bir yerden dalan herkes, kutuplaşma tuzağına hizmet eder. Tartışılacak konular onlar değil.
Tartışacağımız konular çok çeşitli: Neden bizim Başbakanımız tam başörtülü kadınların Meclis’e girmesinin, bu büyük problemin halledilmesinin hemen ardından toplumu yeniden gerecek böyle bir tartışmayı gündemimize getiriyor? Neden bunları arka arkaya getirerek başörtülü kadının özgürleşmesiyle seküler insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasının atbaşı gittiği gibi, çok tehlikeli bir fikri getirip toplumun bilinçaltının dibine bırakıyor?

Neden bu ülkede küçük kızların ırzına geçilmesi, kadınların şiddet görmesi bizleri gençlerin aynı evde kızlı-erkekli yaşamalarından daha az ilgilendiriyor?

Sayıştay’ın, medyanın, Meclis’in, kısacası siyasal iktidarın üzerindeki bütün denetim mekanizmalarının devre dışı kaldığı bir yerde, dikkatlerimiz bireylerin hayatları üzerine çekilerek kamu gücü üzerinde kuramadığımız denetimi, korunmasız insanlar üzerinde kurmamız mı isteniyor?

Bu ülkenin muhafazakâr insanları üniversitede okuyan çocuklarının polis tarafından denetlenmesine razılar mı gerçekten? Polis, yaşadıkları evlere sorgusuz sualsiz girip yatak odalarına kadar baksın mı genç çocukların? Bugün bu bahaneyle eve burnunu sokan devletin orada duracağını mı zannediyorsunuz? Sizler 28 Şubat’ta çok çile çektiniz, o zaman size karşı kullanılan dilin bugün aynen seküler kesime karşı kullanıldığının farkında mısınız? Buna gönlünüz razı geliyor mu?

Küçük ‘führer’ler göreve çağrılırken gerçekte gözümüzden neler kaçırılıyor? Bu saçma tartışmalar nelerin üzerini örtüyor? Benden bu kadar, diğer soruları da siz sorun!