Mısır ve Suriye halklarına nasıl yardım edebiliriz?

Suriye'deki katliamı kınama şiddetimizi beğenmeyenler, dış politikayı televizyondan maç izler gibi izlememizi istiyorlar.

Mısır’da darbe olduğundan beri, hepimiz bir ‘demokratlık’ sınavındayız. Türkiye’nin Ortadoğu politikasını eleştiren bir-iki laf edecek olsanız, hemen sosyal medyada öfkeli parmaklar sallanmaya başlıyor. Ne darbeseverliğiniz ne İslamofobikliğiniz kalıyor.
Ben, Mısır’dakine darbe diyorum. Darbe aşağılık bir iştir diyorum. Darbeciler katliam yapıyor diyorum. Peki, bunları dememle bir şey değişti mi şimdi? Mısır üzerinde bir etkim olabildi mi?

Mısır’daki, Suriye’deki katliamları kınama şiddetimizi beğenmeyenler, dış politikayı televizyondan bir maçı izler gibi izlememizi istiyorlar. Heyecanla bağırıp çağıracağız, hop oturup hop ayağa kalkacağız televizyonun başında, ama gerçekte maça etkimiz sıfır olacak. Sesimiz stada bile yetişmeyecek.

Gerçekten etki edebileceğimiz bir alan var oysa; o da kendi ülkemizin uluslararası aktör olarak bu oyuna ne ölçüde, nasıl katkı ve etkide bulunduğuna bakmakla, bunları eleştirmekle mümkün.
Buradan, yani Türkiye’nin yapıp ettikleri noktasından bakınca, oldukça sorunlu bir alan görünüyor. Gelin son zamanlarda kullanılan bazı argüman ve tutumlara yakından bakalım.

Cinayeti çözmek
Başbakan, Mısır darbesinin arkasında İsrail’in olduğunu söyledi. Cinayeti beş kişi işlemiş ve siz sadece bunlardan birinin peşine düşmüşseniz, o cinayeti çözebilir misiniz? Başbakan, Fransa’da yapılan bir toplantıdan söz ediyor, İsrail’in rolünü göstermek için. Ben daha fazlasını söyleyeyim. 19 Ağustos’ta John Hudson, Foreign Policy dergisinde İsrail Lobisi’nin (AIPAC-Amerikan İsrail Kamu İlişkileri Komitesi) Amerikan hükümeti üzerinde, Mısır’a yardımların kesilmemesi için lobi faaliyeti yürüttüğünü yazdı. Yani İsrail’in Mısır’daki darbeyi desteklediği çok açık. Peki sadece İsrail mi destekliyor darbeyi? AIPAC’ın perde arkasından yürüttüğü lobi faaliyetini Suudi Arabistan açık açık bütün dünya kamuoyunun önünde yürütüyor. AB ve Amerika’yı Mısır’a mali yardımı kesmeme konusunda uyarıyor. Bunun da ötesine geçip, cuntaya 5 milyar dolar yardım sözü veriyor. Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de katkılarıyla bu yardım paketi 12 milyar dolara ulaşıyor. Amerika’nın kesip kesmeyeceği tartışılan yardım ise hepi topu 1.3 milyar dolar. Erdoğan sadece İsrail’in adını anarak, sadece bu ülkeye posta atarak, gerçekten bir şey mi yapmış oluyor şimdi?

Çifte standart
Erdoğan ve hükümet dönüp dolaşıp Batı’nın ikiyüzlülüğünden, duyarsızlığından, çifte standardından bahsediyor. Şüphesiz bunların bazıları haklı eleştiriler. Peki, biz bu ikiyüzlülüğü, bunu yapanların yüzüne çarpabilecek bir durumda mıyız? Mesele sadece bizim de ciddi çifte standartlarımız olmasının da ötesinde. Bahreyn’de göstericiler katledildiğinde çıtımız çıkmamış, katliamcı Sudan Devlet Başkanı’nı başımızın üstüne koymuşuz, Suriye’de ‘muhaliflerin’ yaptığı katliamlara tamamen gözlerimiz kapalı. Ama hepsinden daha önemlisi, kendi geçmiş suçlarımızdan gelen korkular nedeniyle atamadığımız adımlar var. Mısır’da darbeciler halkı katlediyor, yaptıkları şeyin uluslararası hukuktaki adı ‘insanlığa karşı suç’. Suriye’den korkunç fotoğraflar geliyor, çoluk çocuk demeden insanlar gazla öldürülmüş. Bu işi Esad’ın adamları yapmışsa, artık işi soykırım düzeyine vardırdılar demektir. Türkiye alnı ak bir ülke olsa Birleşmiş Milletler’i ayağa kaldırır; tıpkı geçmişte Ruanda ve Yugoslavya için olduğu gibi, Suriye ve Mısır için de bir ceza mahkemesi kurulması konusunda girişimde bulunur. Bunu başaramazsa bile BM’nin aczini, Batı’nın ikiyüzlülüğünü yüzlerine vurur. Geçmişten gelen korkuları nedeniyle, tıpkı İsrail ve Amerika gibi Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımayan bir Türkiye, bu adımları nasıl atabilir?

Dış politikayı TV’den maç izler gibi izleyip, coşkulu destek vermemizi isteyenlerin gözlerini kapattıkları ‘acı gerçekler’ yukarıdakilerle de sınırlı değil. Al Jazeera gibi birkaç yayını müstesna tutarsanız, dünyada saygınlığı olan neredeyse tüm yayın organlarından bambaşka bir Türkiye görüntüsü yansıyor. Bu, ciddi demokratik sorunları olan, medyanın baskı altında tutulduğu, hükümet karşıtı gösterilerin şiddetle bastırıldığı bir ülkenin görüntüsüdür. Bu olumsuz imaj, dış politikada sadece Sünni ajanda takip eden bir görüntüyle birlikte pekişiyor. Bütün bu görüntüyle birlikte, etrafındaki ülkelerin iç çatışmalarında açıkça taraf olmuş bir Türkiye ‘etki gücünü’ büyük bir hızla yitiriyor.
Bütün bunlar üzerine kafa yorarsak, Mısır’da, Suriye’de ve bütün etrafımızda acılar içinde kıvranan insanlara sahiden yardım edebilme imkânına kavuşuruz diye düşünüyorum.

Düzeltme ve Özür
Türkiye’deki müthiş gergin ortamdan ben de payıma düşeni alıyorum. Gerginlik bizlerin de kestirmeden hükümler verip haksızlık yapabilmemize neden oluyor. Geçen yazımda, bana Twitter’dan son derece banal ve kaba mesajlar gönderen birisinin ‘Başbakanlık danışmanı’ olabileceğini ima eden bir şeyler yazdım. Bunun doğru olmadığı anlaşılıyor. Söz konusu kişinin profilini incelemeden, bazı mesajlarını Başbakan’ın bazı danışmanlarının retweet’lemesi üzerine kestirmeden ulaştığım bu hatalı sonuç için okurlarımdan ve Başbakanlık’tan özür diliyorum.