Müslüman soykırım yapmaz değil mi?

İnsanlar dehşete düşmüş bir şekilde hayatlarını, ırzlarını koruyabilmek için kaçıyor. Bir kamyonetin arkasına doluşup kaçarken yere düşen bebeği almak için bile durmaya cesaret edemediklerini anlatıyor bir kadın. Ölüm veba mikrobuyla dolu rüzgârlar gibi peşlerinden koşuyor. Yakalandıklarında erkeklerin kafası kesiliyor, diri diri gömülüyorlar; kadınlara, kızlara savaş ganimeti olarak el konuluyor; bir mal gibi pazarda satılıyorlar...

Gazze’den gelen yaralıları bakan düzeyinde havaalanında karşılayan devletimiz, günlerdir aç susuz, perişan bir şekilde ölümden kaçan Ezidi’lere, Türkmenlere sınırda pasaport soruyor. Sanki insanlar, tarihin kaydettiği en büyük zulümlerden birisinden kaçmıyorlar, turistik seyahat için Türkiye’nin kapısını çalıyorlar. 

Korku ve dehşet içinde Türkiye sınırına dayanan insanlar pasaportu yok diye içeri alınmazken, IŞİD komutanı Reyhanlı’dan Washington Post’a röportaj veriyor. Artık giriş çıkışların zorlaştığını ama zamanında Türkiye’den çok yardım aldıklarını söylüyor, "Allah razı olsun" diyor.

Bütün bunlar, sadece kendisine benzeyeni mağdur, sadece nefret ettiğini fail olarak görebilen bir vicdan sayesinde olabiliyor. İnsanların korkunç bir mezalimin mağduru olarak kabul edilebilmesi için, bunu yapan İsrail olmalı, Esad olmalı, Mısır’lı darbeci olmalı. Ama eğer failler kendisine dindar diyen insanlarsa mağdurların acısı hissedilemez hale geliyor.

İşte o yüzden, Esad mezalimine son vermek için ABD'yi askeri müdahaleye davet edenler, tam da Ezidilerin, Türkmenlerin toptan yok edilmek üzere oldukları bir anda, onları bu korkunç saldırıdan ramak kala kurtaran Amerikan hava saldırılarını eleştirebiliyorlar. “ABD...orayı bombalayarak orayı düzeltebileceğini zannediyorsa yanılıyor" diyor Mehmet Ali Şahin.

Davutoğlu’nun bir türlü dili varmıyor IŞİD’çilere terörist demeye. “IŞİD...terörize bir yapı gibi görülebilir” diyor. Hemen arkasından Irak’ta Sünni Araplar dışlanmamış olsaydı böyle bir öfke birikmesi olmazdı diyor. Yarısını, Türkiye’de Aleviler, Kürtler için gösterse Türkiye’nin en büyük sorunlarının çözülebileceği bir empatiyi, anlayışı, kavrayışı, IŞİD’in ruh halini anlamak için gösteriyor müstakbel başbakanımız.

Ben bu satırları yazarken Emily Fedman’ın “The New Recruits- How Islamic Sate lures childeren to fight in Syria and Iraq” isimli, Türkiyeli çocukların nasıl Ankara’nın göbeğinden alınıp IŞİD militanı haline getirildiğini anlatan raporu henüz internette dolaşıma girmişti.

Sadece çocukları saflarına katmıyor IŞİD, Türkiye’de internet siteleriyle, yayınlarıyla propaganda yapıyor; Caferi camisi yakıyor; HDP’lileri dövüyor; işte gidip Reyhanlı’dan röportaj veriyor.
Kağıt üzerinde “terörist” örgüt olarak yazmak yerine, bu örgütün Irak'ta ve Suriye’de yaptığı tarifi zor mezalimleri birazcık, ucundan kıyısından hissetseydi bizim devletlu tayfası bunlar böyle cirit atabilirler miydi Türkiye’de?

Erdoğan’ın 2009’da El Beşir’e arka çıkmak için söylediği “Müslümanlar soykırım yapmaz” sözü işte orada asılı duruyor. El Beşir’in savaş suçları, soykırım ve toplu ırza geçmeleri organize etmekle suçlandığı Uluslararası Ceza Mahkemesi iddianamesi de işte burada duruyor.
Bütün bunlara yol açan vicdan sorunu da tam ortada duruyor. Görebilenler için...