Namusunuz batsın

Nasıl oluyor da 'evlilik' denen şey, insanların kızlarının gördükleri binbir türlü işkenceye göz yummalarına vesile olabiliyor?

Babam beni evlenmeye zorladı, ama sonra beni kurtardı” (“Dad forced me into marriage, but then saved me”). Cumartesi günü The Guardian gazetesinin yayımladığı röportaj-haberin başlığıydı bu. 25 yıldır İngiltere’de yaşayan Türkiyeli bir ailenin kızlarını zorla evlendirmelerinin hikâyesi anlatılıyordu bu haberde.

Sara Batuk (gazete diğer bazı şeyler gibi ismi de değiştirmiş olmalı) 17 yaşındayken İngiltere’de bir çocukla flört etmeye başlıyor. Baba, kızının bir erkekle çıkmasını ailenin onurunu kıran bir davranış olarak değerlendirmiş. “Türkiye’ye tatile gidiyoruz” diye kandırmışlar Sara’yı. Türkiye’ye gelir gelmez de, geri kaçmasın diye pasaportuna, telefon defterine el koymuş ailesi. Sonra hemen bir ‘kısmet’ bulup çabucak evlendiriyorlar.

Sonrası bir kâbus. Sara şöyle anlatıyor: “Ali 2003 yılında Türkiye’de dünyaya geldi. Babam tarafından zorla evlendirildiğim, insan kisvesi altındaki hayvanın tekrar tekrar tecavüzüne uğradığım, sürekli olarak dayak yediğim ve hakarete uğradığım Türkiye’de geçirdiğim dört yıldan geriye kalan tek iyi şey Ali’ydi.”

Sara evlendikten hemen sonra kocasının ailesinin yanına taşınıyor. Kocasının ailesinin evinde bir köle muamelesi gördüğünü anlatıyor. “Gece kocana karılık yapacaksın. Gündüz de benim hizmetçimsin” demiş kaynanası. Geceler kocanın tecavüzleri, gündüzleri de ailenin aşağılamasıyla geçmiş.

Türkiye’de kim bilir kaç milyon kere tekrarlanan bu hikâyeyi okuyunca insan bazı şeylere hayret ediyor. Hadi anlıyoruz, anlaşılmaz bir kadın düşmanlığı var bizim ülkede. Öfkeler, aşağılık duyguları, hayata ilişkin hırslar hep kadın bedeni üzerinden boşaltılıyor. Asla yetersizlik duygularıyla yüzleşmeyen erkeklerimiz, bütün komplekslerini, gökyüzünde öfkeyle kabarmış bulutların, yerdeki bir elektrik direğinin üzerine hışımla inmesi gibi, güvenle toprağa boca ediveriyorlar. Erkeklerin anneleri de, ezilen kadınla değil de oğullarıyla özdeşleşip bütün bu insanlık dışı işlere ortak oluyor.

Ama nasıl oluyor da bizim annelerimiz-babalarımız binbir emekle büyüttükleri kızlarını bir işkence çemberinin içine bu kadar kolayca bırakabiliyorlar? Baba, kızı sevdiği bir adamla sevişecek korkusuyla, onu hiç sevmediği bir adama gözü kapalı verebiliyor. Kendi isteğiyle sevişmesin diye, onu bir tecavüzcüye teslim edebiliyor. Nasıl oluyor da, ‘evlilik’ denen şey, insanların kızlarının gördükleri binbir türlü işkenceye göz yummalarına vesile olabiliyor?

The Guardian’daki bu hikâyeyi sayfasına koyan Facebook arkadaşım, “Bu hikâye Ortadoğu’nun hali pür melaline ayna tutuyor” diye yazmış. Coğrafi olarak nereye ayna tutuyor bilmiyorum, ama hikâyenin bizim acıklı, ikiyüzlü ahlak anlayışımıza bir pencere açtığı kesin.
Hikâyenin sonrası bir nebze olsun içimize su serpecek nitelikte. Sara’nın annesi kızını ziyaret edince durumu anlamış. Baba, kızını kaçırmaya karar veriyor. Bu defa da “İngiltere’ye küçük bir tatile gel” diyor kızına. Damat ve ailenin onayını almak için de ‘İngiltere’de Sara’nın üzerine bazı banka hesapları’ olduğu ve ancak parayı kendisinin çekebileceğine dair bir hikâye uyduruyorlar.
Sara, İngiltere’de havaalanına inince bayılıp kalmış: “En sonunda Heathrow Havaalanı’na varınca yere yığılıp kaldım. Güvende olmanın verdiği rahatlama ve beni kurtaranın da, bu korkunç duruma sokanın da aynı kişi olmasının verdiği kederli öfke omuzlarıma ağır bir yük olarak çökmüştü.”

Sara yere düşerken baba kızının elinden torununu kapmış. Ve bir daha onu hiç yere koymamış. Adam kızına yaşattıklarını bir nebze olsun hafifletmek için hem kızına hem torununa çok iyi bir baba olmuş o saatten sonra.

Türkiye’de kim bilir kaç Sara var ve maalesef onların sonları bu hikâyedeki gibi olmuyor. Maalesef...