Öcalan ve 'gücün suiistimali'

Hükümet, PKK'nın önde gelen figürlerinden gelen tehditkâr açıklamaları hemen her zaman politik bir manevra olarak görüyor.

Bazen iki tane kelime saatlerce sürecek bir konferansta anlatılamayacak olanı insanın önüne getirip bırakıyor. Kafanıza kazınıyor bu sözler, iz bırakıyor. Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirildiği gün duyduğum bir çift söz gibi...

1999’un şubat ayı, o bitmek bilmeyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi duruşmalarından (olgu bulgulama-fact finding) birisine katılıyoruz Ankara’da. Duruşmaya ara verilince dışarıya çıkıp gazeteleri okumaya başladım. Öcalan’ın devasa resimleri bütün gazetelerin birinci sayfalarını süslüyordu. Tam Öcalan’ın elleri kelepçeli, gözleri sımsıkı bağlı bir şekilde Türk bayrakları önünde poz verdirildiği o meşhur fotoğrafa bakıyordum ki, dava arkadaşım, İrlandalı Avukat Profesör Kevin Boyle yanıma geldi. Şöyle bir saniye için omzumun üzerinden önümde duran Öcalan fotoğrafına baktı ve aklıma sıkı sıkı kazınan o kelimeler döküldü ağzından: “Abuse of power” (Gücün suiistimali).

Rahmetli Kevin, bir gün Kürt meselesiyle bütünüyle yüzleşildiğinde, insan hakları avukatı olarak Türkiye’de heykeli dikilecek bir adamdır. O ve arkadaşları olmasa Kürtlerin maruz kaldıkları korkunç insan hakları ihlalleri, asla bu kertede AİHM gündemine gelemezdi. O keskin zekâsıyla, Öcalan’a yapılan muamelenin adını hemen oracıkta koyuvermişti. Aradan geçen 14 yıl boyunca Türkiye devlet aygıtı Öcalan’la ne yapacağını bir türlü bilemedi. Bütün bu 14 yıl boyunca defalarca kalıcı barış imkânı ıskalandı ve bugün yine ıskalamanın kenarında bulunuyoruz. Çünkü devlet zihniyeti, Öcalan’a bayrak önünde fotoğraf çektirilen o günlerden bu yana çok büyük bir değişime uğrayamadı. Kosterler arızalanırken, avukatlarla görüşmeler kısıtlanırken, İmralı’ya gidecek olanlar belirlenirken, hep o bildiğimiz refleksler işliyor. 

Cengiz Çandar’ın dünkü Radikal’de belirttiği gibi, AK Parti gerçekten bu meseleyi çözmek istiyor ama bu, çözmek istediği meseleyi yeterince bildiği anlamına gelmiyor. Çözmek istemesi, klasik devlet reflekslerinden kurtulduğu anlamına gelmiyor. Bu istek, kapsamlı bir barış planının varlığına işaret etmiyor.

Âkil insanlar iyi bir fikirdi ama maalesef bu insanların söyledikleri uçtu gitti. Demokrasi paketi önemli ama Kürt sorununu çözmenin çok uzağında. Aslında hükümetin bütün bu süreçte tek güvendiği şeyin Öcalan’ın örgüt üzerindeki gücü olduğunu görüyoruz. Tabii burada ambivalans bir tutum var; Öcalan’ı Kandil ve Kürt hareketi karşısında bir kontrol ve denge aracı olarak gören hükümetin, Öcalan’ın bu konumunu güçlendirecek hiçbir adımı atmaması son derece düşündürücü.

Hükümete yakın gazeteler İran başta olmak üzere, bazı bölge ülkelerinin PKK’yı barış sürecinden uzaklaştırmak için büyük bir gayret içinde olduğunu yazıyorlar. Suriye Rojava’da El Kaide ve Kürtler arasında yaşanan çatışmaların PKK’yı barış sürecinden soğutucu bir etki yarattığı herkesin malumu. Cemil Bayık’ın Reuters’e yaptığı ve ‘sürecin sonuna’ gelindiğini söylediği açıklamasında, PKK’nın Rojava’daki gelişmelere atfettiği büyük önem açıkça görülüyor. Pazartesi günü yazdığım gibi, Hakan Fidan’a yönelik ABD basınında art arda çıkan yayınlar, Obama hükümetine AK Parti’yi dışlayan bir dış politikanın dayatılmak istendiğini gösteriyor. Bütün bu gelişmeler, zaten kırılgan olan barış sürecini daha da kırılgan hale getiriyor. PKK’nın tekrar silaha sarılmasını bekleyen büyük bir koalisyon orada duruyor.

Hükümet sözcüleri Bayık ve PKK’nın diğer önde gelen figürlerinden gelen tehditkâr açıklamaları hemen her zaman politik bir manevra olarak görüyorlar. Bu, çoğunlukla doğru. Ama bölgenin içinde bulunduğu yeni dengeler ve PKK’nın silaha sarılmasından medet uman bu kadar çok aktörle birlikte, hükümetin çözüme giden yolda ciddi adımlar atmadığı her gün, Türkiye’nin ve kendilerinin aldığı riski katlanarak büyütüyor.

En önemli adımlardan birisi de barışı, Öcalan ve Kürtler üzerinde hegemonik semboller ve dil kullanmaktan daha fazla istemekten geçiyor. Gücün suiistimal edildiği yerde, ne gerçek bir güç oluyor ne de kalıcı bir barış kurulabiliyor.