Öcalan yoktu, ne vardı?

Cumartesi siyasetin sihirli gücünü fark ettim yeniden. Bitti bitiyor derken Erdoğan'ın sihirli bir dokunuşla kalplerimizi umutla doldurduğunu gördüm.

Birinin ayağına gitmek bir lideri büyütebiliyormuş. Erdoğan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nden çıkarken, girdiğinden daha büyük bir adamdı benim gözümde.

* * *

Bir dili kırık dökük konuşmak bir insanı güzelleştirebiliyormuş. Türkçe olarak ‘Yaşasın barış, yaşasın özgürlük’ diyen Barzani’nin sözlerinin yüreklerimize değdiğini hissettim. Erdoğan da dinleyicilere Kürtçe birkaç cümle söyleseydi ne kadar güzel olurdu diye düşündüm.

* * *

Şiwan Perwer ve Barzani’nin Öcalan’ın adını ağzına almamalarının, Erdoğan’ın da “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” demesinin birbirini mükemmelen tamamladığını idrak edemeyen hatırı sayılır bir grup olduğunu gördüm. Barış sadece doğunun değil batının da ikna edilmesiyle gelecek sevgili kardeşlerim.

* * *

Cumartesi günü barış için devasa bir adım atılırken muhalefet liderlerinin en ilkel ‘vatan, millet, Sakarya’ edebiyatına sarılmaktan başka hiçbir şey yapamadıklarını, bir tuğlanın üzerine bir tuğla koyamadıklarını, hamaset içinde boğulduklarını gördüm ve hakikaten üzüldüm.

* * *

Kürtçe şarkı söyleyecek diye lince uğrayan Ahmet Kaya’nın vatan hasretinden öldüğü günün yıldönümünde, Diyarbakır’da insanların ellerinde Kürdistan bayraklarıyla Barzani’yi karşılamalarının ne kadar olağanüstü bir değişime işaret ettiğini görmezlikten gelen epey bir insan olduğunu fark ettim.

* * *

Cumartesi günü siyasetin sihirli gücünü fark ettim yeniden. Bitti bitiyor, öldü ölüyor derken Erdoğan’ın sihirli bir dokunuşla kalplerimizi umutla doldurduğunu gördüm.

* * *

Cumartesi günü bu sihirli dokunuşu yaptı diye, Erdoğan’a eleştirilerimizi geri almamızı isteyenler olduğunu, bizim de kendileri gibi dünyayı siyah ve beyaz olarak görmemizi talep ettiklerini fark ettim yeniden. Sanki cumartesi günü olduğu gibi özgürlük için bir adım attığında yanında, özgürlüklerimize göz diktiğinde karşısında olmamızın bir çelişki gibi algılanmasına şaştım kaldım.

* * *

Erdoğan, “Farklılıklara, gazetecilere, sanatçılara tahammül edemeyenler barışı getiremezler” dediğinde, heyecanlandım; belki ağzından çıkan bu sözler, kendi kulaklarına da ulaşır diye umutlandım.