Şaki devlet istemiyoruz!

Onun vicdan muhasebesine içtenlikle saygı duyuyor ve takdir ediyorum. Ayhan Çarkın'ı, benim '2011 yılının insanı' namzetim olarak sunuyorum.

Bizim devlet işlediği suçlara bir biçimde toplumu da ortak etmeyi başardı her zaman. Ama suçu beraber işleyerek yaptı bunu, ama suçun nemalarını dağıtarak... Ya da işlediği suçlar hakkında konuşan herkeste bir suçluluk duygusu yaratarak...
Mesut Yılmaz’ın, Yunanistan’daki orman yangınlarını bizim derin devletin tezgâhladığı yönündeki beyanları komşuda deprem etkisi yarattı ama biz konuşamıyoruz. Neden? Suçluluk duyuyoruz çünkü. Bu işi deşelersek Türkiye zor duruma düşebilir, tazminat ödemek zorunda kalabilir. E zaten ‘misilleme olsun’ diye yapılmış! ‘Yunanistan PKK kamplarına ev sahipliği yaptığı için’ bizimkiler cezalandırmış onları...
Halbuki Yunanistan PKK kamplarına, bizim devletin işlediği başka suçlar sayesinde ev sahipliği yapabiliyordu. O dönem yaygın ve sistematik işkence vardı Türkiye’de... Köyler yakılıyordu, insanlar kaçırılıp infaz ediliyordu. O nedenle de Türkiye’nin hiçbir ‘iade’ başvurusu hiçbir Avrupa ülkesi tarafından kabul edilmiyordu. Yunanistan da o ortamda uluslararası bir kınanma korkusu olmadan PKK’ya kol kanat gerebiliyordu. Bizim devlet, cayır cayır işkence yapması sonucu oluşan bir durumla mücadele etmek için gidip cayır cayır orman yakıyormuş... Şimdi biz de “Aman ha ülkemiz zarar görür” diyerek bunu görmezlikten geleceğiz, bizden beklenen bu...
Ermeni meselesi de gelip tam da aynı noktaya dayanmıyor mu zaten? Bu meseleyi daha açık konuşursak, tazminat ödemek zorunda kalacağımız ima edilmiyor mu? Tam da bu nedenle fazla sesimizi çıkarmamamız istenmiyor mu bizden? Tam da bu nedenle “Dersim’i konuşalım” diyenler, iş Ermeni meselesine gelince sus pus olmuyorlar mı? Sadece sus pus olmakla da kalmayıp, bir de bu işi açıkça konuşalım diyenleri arsız bir şekilde ‘Ermenilere yalakalık yapmakla’ suçlamıyorlar mı?
Çeteleşmiş bir devletten kurtulmanın, bu ülkenin bir hukuk devletine kavuşmasının bedelinin paha biçilemez olduğunu düşünüyorum ben... Eğer bizim hukuk devleti olmaya giden maceramızın, bu uzun yolun bir kavşağında, ciddi tazminatlar ödemek gibi bir bedel duruyorsa, hiç düşünmeden bu bedeli ödeyelim, derim. Benim ailem gayrimüslim mallarının talan edilmesinden hiçbir şekilde nemalanmadı. Ben küçükken kira vererek oturduğumuz Yunan evi nedeniyle bir günahımız varsa Allah taksiratımızı affetsin. Eğer Türkiye tazminat ödeyecekse, ben kendi adıma, en az gayrimüslim mallarının talan edilmesinden zengin olanlar kadar vergi ödemeye hazırım.
Türlü türlü yollarla aklımızı çeliyorlar bizim. Balkanlar’dan kovulan Müslümanlara kim tazminat ödeyecekmiş? Sen kovduğun gayrimüslimlere haklarını geri verebilecek kadar kendine güvenliysen, o Müslümanların haklarını da sonuna kadar kovalarsın zaten. Kendi yaptığın haksızlıkları dile getiremediğin için başkalarının yaptıklarını da onların yüzüne vuramıyorsun. Cezayir’de işlenen soykırımı ancak bir şantaj kartı olarak elinde tutabiliyorsun, hepsi o kadar...
Bütün bu yaşananların en kötü etkisi, hepimizi kötü anlamda birer ‘politikacıya’ çevirmiş olması. “Ucu nereye giderse gitsin, ben haksızlıkların üzerine gideceğim” diyemiyoruz. Bir yerlerde tökezliyoruz hepimiz. Öyle ya da böyle İttihatçıların suç ortağına dönüşüyoruz bir yerlerde...
Yılın son yazısını yazdığıma göre, geçen yıla ilişkin de bir şeyler söylemem gerekiyor sanırım. Bu bağlamda ben de benim yılın insanı adayımı açıklayayım. Geçenlerde Oral Çalışlar biraz çekinerek de olsa Ayhan Çarkın’ı ‘yılın adamı saymanın çok mu abartılı’ olacağını sordu. Bence hiç de abartılı olmaz. Çarkın geçmişte büyük suçlar işlemiş, büyük günahlara ortaklık etmiş olabilir. Bana bugün yüreğinin ta dibinden konuşuyor gibi geliyor. O yürek yanıyor. En son, mağdurların aileleriyle ‘göz göze gelmek istediğini’ söyledi. Çarkın, bir insanın kendisine verebileceği en büyük cezayı vermiş, kendisini vicdanının kor ateşlerinden geçiriyor.
Bunu yaparken de bütün Türkiye’ye, ucu nereye varırsa varsın, nasıl adalet aranacağını gösteriyor. Tabii ki yalnız bırakılıyor bu yolculukta, söyledikleri duymazlıktan geliniyor. Ben onun bu vicdan muhasebesine içtenlikle saygı duyuyor ve takdir ediyorum. Ve Çarkın’ı, benim ‘2011 yılının insanı’ namzetim olarak sunuyorum. Tüm okurlarıma hayırlı seneler diliyorum...
Not: Uludere’de 35 sivilin katline ilişkin haberi yazı bittiğinde öğrendim. Sivillerin öldürülmesi, ne savaş hukukunda ne terörle mücadelede kabul edilebilir. Sorumluların derhal tespit edilerek cezalandırılması tek tesellimiz olacaktır.