Sol, PKK, şiddet

"PKK kadar yaygın şiddet uygulayıp eleştirinden bu kadar az nasiplenen başka bir örgütün dünyada var olduğunu zannetmiyorum."

Geçenlerde iki bin kişiyi öldürdüğünü övünerek söyleyen Çakal Carlos ve IRA (İrlanda Kurtuluş Örgütü) ilkgençliğimin büyük kahramanlarıydı. Onlara ilişkin haber, kitap artık ne bulursam, huşu içinde okuduğumu hatırlıyorum. 1980 askeri darbesinin hemen ardından lisede okuyan sol görüşlü bir genç olarak, onların hikâyeleri fantezi dünyama bir kaçış, bir tür sağaltımdı benim için.
Başlarda IRA’nın, Carlos’un kullandıkları yoğun şiddeti sanırım hiçbir şekilde sorgulamıyordum. Onlar ne de olsa büyük bir dava için hayatlarını feda etmiş kahramanlardı...
Ancak üniversitede okumaya başladıktan sonra... Bu ‘şiddet’ meselesi fena halde kafamı kurcalamaya ve canımı sıkmaya başlamıştı. Önüne ‘devrimci’ kelimesi konunca ‘şiddet’ başka bir şeye mi dönüşüyordu hakikaten? Kim karar verecekti neyin meşru neyin gayri meşru olduğuna?
Devrimci halay
Şimdi tam zamanını hatırlamıyorum ama üniversitede okurken kulağıma gelen bir olay, bende derin izler bırakmıştı. Devrimci bir grup, polis operasyonunun ardından cezaevine düşüyor. İçeride bir sorgulama başlıyor, nasıl oldu da hücremiz çökertildi diye. En sonunda içlerinden bir çocuk itiraf ediyor, polisin yaptığı işkencelere dayanamayıp arkadaşlarının isimlerini verdiğini... Bunun üzerine çocuğu yargılayıp öldürmeye karar veriyorlar. Öldürüyorlar da... Ardından bir de cesedin etrafında ‘devrimci’ halay çekiyorlar...
İnsanı araçlaştıran, şiddeti fetişleştiren bu arkaik ‘sol’ anlayış, şüphesiz ki belli gruplar tarafından sorgulandı ve bir kenara bırakıldı. Belli sol grupların da bu zihniyetle bir akrabalığı hiçbir zaman olmamıştı zaten. Ama Türkiye’deki pek çok sol grubun, şiddetle olan ilişkilenme biçimlerini hiçbir şekilde sorgulamadıklarını düşünüyorum.
Bence bugün PKK’nın sol gruplardan aldığı destek ve gördüğü sempatinin, solun şiddetle olan ilişkisini sorgulamamış olmasıyla yakından ilgisi var.
PKK kadar yaygın ve ayrımsız şiddet uygulayıp ‘muhaliflerin’ eleştirisinden bu kadar az nasiplenen başka bir örgütün dünyada var olduğunu zannetmiyorum.
Diyelim ki askerlerle çarpışmaları “Bu bir savaş” diyerek meşrulaştırıyorsunuz; sivillere yönelik saldırıları, adam kaçırmaları, PKK’nın örgüt içi infazlarını nasıl açıklıyorsunuz kendinize?
Amaca giden her yol mubahtır, öyle mi? İşkenceciler de tıpkı sizin şiddeti meşrulaştırdığınız gibi meşrulaştırıyorlar işkenceyi. Onlar da ulvi bir amaç için bireyi feda ediyorlar, işkenceleriyle toplumu koruyorlar... Ama nasıl işkence sonunda kirli bir dünya yaratıyorsa şidet de aynısını yapıyor.
İkircikli tavır
Soldan ikinci bir grup daha var ki onların PKK sempatizanlığı oldukça ciddi psikolojik tahlil gerektiriyor. Bunlar bir adam karısına bir tokat atsa ortalığı ayağa kaldıracak kalem erbapları, hayatlarını kendilerince ince etik ve ahlak ölçüleri üzerine inşa etmiş aydınlar.
Bunlardan da bir tek satır olsun PKK eleştirisi duyamıyoruz. PKK’ya benim ergenlikte IRA’ya yaptığım muameleyi yapıyorlar, devrimci bir romantizm halesiyle sarmalıyorlar onu.
Bu ikinci grubun tamamen bilinçaltı motivasyonlarla hareket ettiğini düşünüyorum. PKK’yı, kendilerini AKP’den kurtaracak tek güç olarak görüyorlar, neredeyse elde kalmış tek kale... Bilinçaltında böyle bir motivasyon olunca, artık PKK’nın bütün günahları görünmez hale geliyor.
Şiddet kendi dünyasını yaratır. Onu uygulayanlar ve seyirci kalanlar için... PKK’lıların Suriye’de bir ellerinde Öcalan, bir ellerinde Esad fotoğraflarıyla yürümeleri, sürekli kendini meşrulaştıran ve hiçbir şekilde sorgulanmayan bir zihniyetin nereye varacağını çok güzel gösteriyor aslında...
Bu keskin, bıçkın ‘muhalif’ pozlarını vermeden önce hepimiz aynada suratlarımıza bakalım. Orada, şiddetin yazılmamış tarihini göreceğiz...