Suriye ve kesin inançlarımız

Yanı başımızda giderek korkunç hal alacak bir savaş yaşanıyor. Bu savaştan kolay bir çıkış da görünmüyor.

Mısırlı din adamı Yusuf al-Qaradavi’nin Suriye konusunda kafası net, “Suriye’de cihat vaciptir” diyor. Qaradavi’nin ve daha nice din adamlarının fetvalarının ardından akın akın Suriye’ye gelen El-Kaide militanlarının kafası net; Esat’ı yıkıp yerine bir İslam devleti kuracaklar.

İran da gayet net: Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini biliyor. O yüzden bu çatışmada varını yoğunu ortaya koymaya hazır. Hizbullah gayet net: Suriye’de rejim yıkıldıktan sonra Lübnan’ın kendilerine dar geleceğini biliyorlar, vargüçleriyle savaşıyorlar Esad için.  Suudi Arabistan’ın kafası net: Bölgede Şii nüfusunu kırmanın yolunun Suriye’de Esad rejiminin düşmesinden geçtiğini düşünüyorlar.  Amerika’nın kafası karışık. İç savaşta Esad’ın öne geçmesine de El Kaidecilerin bu savaşı kazanmasına da tahammülleri yok. Müdahale etmezlerse Esad’ın kazanacağını ama müdahale ettiklerinde de bölgenin karışabileceğini düşünüyorlar. İran, İsrail’e saldırabilir; Hizbullah terör saldırıları gerçekleştirebilir; bütün bölge birbirine girebilir.

Batılı ülkelerin kafası karışık. İnsan hakları örgütlerinin kafası karışık. Suriye’de meydana gelecek gelişmelerden en çok etkilenecek ülkelerin başında olan Türkiye’nin ise hiçbir tartışmaya ihtiyacı yok gibi görünüyor. Burnumuzun dibinde belki de bütün geleceğimizi belirleyecek çok önemli gelişmeler olmak üzereyken Meclis’te bu konuda bir tartışma yürütmeye bile gerek duymuyoruz. Suriye’ye müdahaleyi tereddütsüz savunan tek ülke durumundayız. Müdahale için ileri sürülen insani, stratejik bütün gerekçelerin üzerlerinde soru işaretleri var oysa.

Bu müdahaleyi Kosova’ya yapılan müdahaleye benzetiyorlar. Kosova ve Belgrad bombalandığında Sırplar etnik temizlik yapıyorlardı. Suriye’de mezhepler üzerinden bir iç savaş yaşanıyor. Ve şu andaki durum, Esad’ın barışçıl gösterileri kanlı bir şekilde bastırdığı iki küsur yıl öncesine hiç benzemiyor. Esad’ın eli kanlı Şabiha’sının karşısında, eli hiç de temiz olmayan radikal İslamcı gruplar duruyor. Kimyasal silahları yok etmek için yapılacağı söylenen füze saldırıları muhtemelen pek çok sivilin ölmesiyle sonuçlanacak. Füzelerin bazıları başka yerlere isabet edecek; Tomahawk’lar içine yerleştirilecek misket bombaları hedeflerin dışındaki yerleri de vuracak ve kimyasal tesislere yapılan saldırılardan etrafa yayılacak maddeler yine sivillere zarar verecek.

Hava saldırılarından sonra daha fazla mülteci gelecek Türkiye’ye ve bu savaşın bölgeye yayılmasından belki de en fazla biz etkileneceğiz. Yanı başımızda giderek daha da korkunç hal alacak bir iç savaş yaşanıyor. Ve bu savaştan hiçbir şekilde kolay bir çıkış görünmüyor. Fanatik bir şekilde çatışan taraflardan birisini desteklemeyen, ‘Esadçı’ların ve ‘cihatçıların’ bugüne kadar neler yaptıklarını ve bundan sonra neler yapabileceklerini görebilenler için çok acı, çok ürkütücü bir savaş bu.

Geleceğimizi de etkileme şansı olan bu denli büyük bir insani krizde bile oturup hep birlikte bir çıkış aramak yerine, basit sloganlar, suçlamalar ve yaftalamalarla her türlü tartışmanın üzerini örtmemiz ise en az bu kriz kadar kaygı verici...