Türkiye İslam Cumhuriyeti

Türkiye'nin bundan böyle bir 'İslam Cumhuriyeti' olup Batı'yı düşman ilan ettiğini ve ardından dünyada neler olabileceğini bir düşünün.

Henüz daha ‘Arap Baharı’ falan başlamamıştı. Amerikalı bir arkadaşımdan bir mail aldım. Arkadaşım, mail’ine bir de makale iliştirmişti. Makale, klasik bir “Türkiye doğuya kayıyor” hikâyesiydi. Yazara göre “Erdoğan’ın gizli bir ajandası vardı” ve Türkiye eninde sonunda bir İslam cumhuriyetine dönüşecekti.
Yazıda benim açımdan ciddiye alınacak bir şey yoktu. Fakat arkadaşımın gönderdiği iki satır not üzerine epey düşündüm sonradan. Arkadaşım tabii Türkiye’yi çok tanımadığı için makalenin içeriğini tartabilecek durumda değildi ama makalede söylenenlerin doğru olmasının nelere yol açabileceğini değerlendirmişti: “Eğer Türkiye bir İslam devletine dönüşürse bunun çok ciddi küresel sonuçları olur” diyordu. Makale uyduruktu uyduruk olmasına ama arkadaşımın çıkarımı da yabana atılır gibi değildi.
Ben sonradan bu düşünceyle kafamda epey bir oynadım. Şimdi olup olmayacağını bir kenara bırakın ve eğer böyle bir şey olursa, sonuçlarının neler olabileceğini beraberce düşünelim. Türkiye, bundan böyle bir ‘İslam Cumhuriyeti’ olduğunu ve daha önceki ‘kâfir’ hükümetler tarafından üstlenilmiş uluslararası yükümlülükleri artık ‘tanımadığını’ deklare ediyor. AB adaylığından çekiliyor. Tüm uluslararası üyeliklerini sonlandırıyor. ‘Şeriat yasaları’nı uygulamaya başlıyor. ABD ve Batı’yı ‘Türkiye İslam Cumhuriyeti’nin düşmanları ilan ediyor. “Yok canım bu kadar da olamaz” diyorsunuz. O zaman hadi biraz daha yumuşatalım. Ilımlı bir İslam modeli olsun bizimkisi. Şeriat yasaları falan çok daha esnek uygulanıyor ama sadece ‘İslami rejimi’ kabul eden siyasi partilerin yarışabileceği bir ‘parlamenter sistem’ kuruyoruz vd.
Bunların olduğunun ‘ertesi günü’, dünyada neler olabileceğini hayal edin. Bir kere artık bu, Batı için aksi ispatlanması mümkün olmayan bir şekilde, Müslüman bir ülkede demokrasinin yürümeyeceğinin kabulü anlamına gelir. Türkiye’deki rejim değişikliğinin yaratacağı psikolojik ve siyasi etki 11 Eylül’ü küçük bir ‘detaya’ dönüştürür. Batılı zihniyet dünyasında artık bütün Müslümanlar ıslah olmaz birer fundamentaliste dönüşür ve harbiden dört dörtlük bir ‘uygarlıklar savaşı’ başlar.
AKP iktidara geldikten bir süre sonra dünyada ve Türkiye’de pek çok insanın kafasında, Türkiye’de bir rejim değişikliği meydana gelebileceği düşüncesi yer aldı. Halen daha bunu muhtemel görenler var. Bu düşüncenin taraftarlarına göre, tıpkı İran’da olduğu gibi, Türk İslamcılar da kendilerini yeterince güçlü ve güvende hissetmeye başladıktan sonra düğmeye basacaklar ve rejimi değiştirecekler. İran’da da tam böyle olmamış mıydı zaten?
Aslına bakarsanız ben de eğer Türkiye’ye ‘şeriat’ gelirse bunun aynen İran modeliyle geleceğini düşünüyorum. Fakat sanırım İran’a ‘şeriatın’ nasıl geldiği konusunda büyük bir anlaşmazlık var aramızda. Bence ‘İran İslam Devrimi’ 1978’de değil, İran başbakanı Muhammed Musaddık’ın devrildiği 1953 darbesiyle başladı. Musaddık ne şeriatçıydı ne de fundamentalist. Tek suçu İran’daki tüm petrol rezervlerinin tamamını elinde bulunduran British Petrol’ü kamulaştırmak oldu. CIA hemen başarılı bir darbeyle Musaddık’ı iktidardan indirdi ve yerine ‘Şah’ı getirdi. Şah tam 25 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yönetti ve tüm muhalefeti ezdi. Rejim muhaliflerinin inim inim inletildiği bir dönemdi bu.
Türkiye’ye de ‘şeriat getirmek’ istiyorsanız aynısını yapmanız lazım. Hükümeti bir askeri darbeyle devirin. Herkesi hapishaneye tıkıp işkencelerden geçirin ve bunu bir 25-30 sene sürdürün. Evet ondan sonra ciddi bir ‘radikal İslam’ tehdidini karşınızda bulabilirsiniz. Dünyada ve Türkiye’deki oryantalist kafaların görmek istemediği tam da budur aslında. Sürekli baskı ve dış müdahalelerle bütün bu coğrafyada fundamentalist hareketleri sürekli olarak kendileri besledi ve hiçbir zaman normalleşmeye izin vermediler.
Şimdi bütün bunlar nereden aklına geldi derseniz? İran’a yapılacak askeri müdahale artık somut bir olasılığa dönüştü. Uluslararası silah kartelleri Amerikan şahinlerini sıkıştırıp duruyorlar. Bahane İran’ın ‘nükleer silahları’, asıl gerekçe ise bu kartellerin Amerikan ‘savaş lobisi’yle aralarındaki simbiyotik ilişki. Tıpkı yıllar önce bu ülkede bir ‘İslam devleti’ kurulmasına yol açtıkları gibi, şimdi de ona gençlik aşısı yapmaya hazırlanıyorlar. Bir kere daha, maalesef...