Yargıtay, Balyoz için 'gri' dedi

Yargıtay kararı, her şeyi siyah ve beyaz olarak görme temayülündeki kutuplaşmış yapımıza bir merhem sunuyor gibi görünüyor.

Yargıtay’ın kısa kararına bakıldığında, bir kısım sanığın beraat kararını onadığını; bazı sanıklar hakkında yeterli delil bulunmadığı için beraatlarına karar verilmesinin gerektiğini söylediğini; bazı sanıkların eylemlerinin sadece ‘suç için anlaşma suçu kapsamında kaldığını’ ve bu nedenle beraatlarının gerektiğini belirttiğini ve en nihayetinde de elebaşı durumunda olduğu kabul edilenler bakımından cezaların onanmasını emrettiğini görüyoruz.

Şüphesiz ki, bütün bunları Yargıtay’ın nasıl gerekçelendirdiği önemli. Ancak ilk bakışta, Yargıtay’ın Balyoz’a ilişkin kamu vicdanında oluşan bazı sıkıntıları giderdiği izlenimi ediniliyor.

Burada özellikle, sanıkların bir kısmını, aleyhlerindeki delillerin tatmin edici olmaması nedeniyle beraat ettirmesi ve yine bazıları için sadece bir ‘anlaşma suçunun’ söz konusu olduğunu belirtmesi oldukça önemli. Yani bir anlamda Yargıtay kamuoyunda oluşan iki eleştiriye hak vermiş bulunuyor. Bazı sanıklara ilişkin tek delilin, isimlerinin bazı ‘kâğıtların’ üzerinde yazılı olmasından ibaret olduğu söylenmişti. Yargıtay, yanlış saymadıysam 25 kadar sanığın durumunu bu şekilde değerlendirmiş. Yani bu kişiler bakımından ilk derece mahkemesinin gerekçe olarak sunduğu delilleri ‘yetersiz’ bulmuş.

Sayabildiğim kadarıyla 63 diğer sanık hakkında da, bunlar sadece ‘suç işleme konusunda anlaşmışlar’ ama işlemeye girişmemişler diyor. Ceza hukuku terminolojisiyle söyleyecek olursak, bu sanıkların ‘icra hareketlerine’ girişmedikleri, dolayısıyla da suça teşebbüs etmediklerini söylüyor. Yani diyor ki, bunlar aslında darbe yapmak istemişler ama bunun için harekete geçmemişler. Tabii hangi sanıklar bakımından, neden böyle bir değerlendirme yapıldığını gerekçeli kararda görmek enteresan olacak. Ancak kararın bu kısmıyla, sadece darbe hayali kurmanın suç olmadığı söylenmiş oluyor.

Ve en nihayetinde de cezaları onaylananlar var. Nüanslı, sanıkların durum ve koşullarını birbirinden ayırt eden bir Yargıtay kararıyla karşı karşıyayız.

Aslında bu kararı bir şekilde daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun Balyoz sanıklarının yaptıkları başvurular üzerine verdikleri kararların bir sentezi gibi de okuyabiliriz. AİHM, Çetin Doğan’ın yaptığı başvurunun ardından darbe iddiasının somut delillere dayandığını belirterek Doğan’ın ‘makul suç şüphesi bulunmadığı’ yönündeki başvurusunu reddetmişti. Bunu Yargıtay’ın bir kısım sanığın mahkûmiyetini onaylaması olarak okuyun.

Yargıtay’ın, Balyoz’un bir darbe girişimi olduğu ve bazı sanıkların bu darbeyi gerçekleştirmek için harekete geçtiklerine şüphesi yok. Öbür taraftan da BM Keyfi Tutuklamalar Grubu, sanık haklarının çiğnendiğini, sanıkların delil ve itirazlarının ilk derece mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını söylemişti. İşte öyle anlaşılıyor ki, Yargıtay bu sanıkların en azından bir kısmının bu deliller bakımından itirazlarını ciddiye almış görünüyor.

Daha da geniş bir çerçeveden söyleyecek olursak, Yargıtay kararı, Balyoz davasını hayali bir yargılama gibi görenlere de davanın tamamen adil olduğunu iddia edenlere de bir itiraz gibi görünüyor. Ortada somut bir darbe planı ve bunu icra etmek için harekete geçmiş sanıklar var diyor Yargıtay. Ama bu yargılamanın bazı sanıklar bakımından pek de adil yürütülmediğini sözlerine ekliyor.

Bu haliyle, Yargıtay kararı, her şeyi siyah ve beyaz olarak görme temayülündeki aşırı kutuplaşmış yapımıza ve toplumsal yaramıza bir merhem sunuyor gibi görünüyor. Umut edelim ki, gerekçeli karar bütün bu söylediğim beklentileri karşılayacak düzeyde incelikli olsun.