'Yeraltındaki' CHP'liler ve sosyal demokratlar yollarını ayıracak mı?

Sosyal demokratların 1930'larda yaşamaya devam eden 'ulusalcılarla' birlikte yürümek konusundaki ısrarları hepsini aşağıya çekiyor.

CHP’nin ulusalcı üyeleri toplumun içinde bulunuyorlar, bizimle birlikte yaşıyorlar ama sanki göremediğimiz bir zar onları kuşatıp, toplumdan, gerçeklerden koparıyor. Dünyada, Türkiye’de olup biten hiçbir şey onlara ulaşamıyor; toplumdan gelen mesajlar bu görünmez zara çarpıp yere düşüyor. Birlikte yaşıyor gibi görünüyoruz ama sanki onlar, Emir Kustrica’nın Underground (Yeraltı) filmindeki gibi, bir sığınağın içinde, tamamen dünyadan kopmuş bir şekilde yaşamlarına devam ediyorlar. Hâlâ dışarıdaki dünyayı 1930’ların dünyası zannediyor olmalılar.
Ben yazımı yazarken henüz başını örten vekiller Meclis Genel Kurulu’na gelmemişlerdi. Ama herhalde genel başkanlarının uyarılarından sonra ya tepkilerini görmeyeceğiz veya çok yumuşatılmış bir şekilde ifade edilecek bu tepkiler. Ancak ilk tepkiler, fare görünce kontrolsüz bir şekilde tırnaklarını çıkaran kedininki gibi, gerçek niyeti, arzuyu net bir şekilde ortaya koydu. Güçleri yetse tıpkı Merve Kavakçı’ya yapıldığı gibi, başörtülü vekilleri yaka paça Meclis’ten kovarlardı.

Gayrimüslimlere malları iade edildiğinde, Kürtlerin dil hakları azıcık olsun tanındığında, başörtülü kadının prangaları kırıldığında hep onları görüyoruz itiraz ederken. Toplumun özgürleşmesinden o kadar korkuyorlar ki verdikleri her tepkiyle, ülkenin gerçek sorunlarını biraz daha görünmez hale getiriyorlar; dindarları, muhafazakârları o kadar korkutuyorlar ki, AK Parti’den tamamen soğumuş insanların bile, yeniden onun etrafında kenetlenmesini sağlıyorlar.

Kırk yıl düşünseniz, bazı CHP’lilerin başörtülü vekillerin Meclis’e gelemeyeceğini söylediklerindeki kadar AK Parti’ye yardım edecek, onun yıpranan demokratik imajını onaracak bu kadar ‘yaratıcı’ bir çıkış herhalde öneremezdiniz. İnsanların özgürlüklerini kısıtlama yönündeki sınır tanımaz bu istek, AK Parti iktidarı sayesinde topluma dayatılmaya çalışılan bazı başka şeylerin ciddi ciddi tartışılmasını da engelliyor. Mesela okullardaki seçimlik din derslerinin, seçimlik olmaktan çıktığını, zorla dayatıldığını söylüyor pek çok insan. Bireylerin özgürlüklerini kısıtlama derdinde olanlar, kamusal bir güç kullanılarak yapılan bu tür dayatmalara inandırıcı bir şekilde itiraz edebilirler mi? Onların itirazları toplumun geniş kesimlerine ulaşabilir mi? Herhangi bir etki yaratabilir mi?

İşin acı tarafı, bu ulusalcı grubun CHP’deki gerçek sosyal demokratların sözleri üzerine de bir ipotek koyuyor olmaları. Onların iradesi, sosyal demokratların iradesini ve bütün bir partiyi rehin alıyor. Aslında başörtüsü konusunda parti içinde yaşanan son tartışmalar, bu iki gruba artık gece ve gündüz gibi birbirlerinden ayrıldıklarını ve yola farklı mecralarda devam etmeleri gerektiğini de gösterebilmeli.
Türkiye’nin gerçek sorunlarla ilgilenen, gerçek muhalefet partilerine ihtiyacı var. Sosyal demokratların 1930’larda yaşamaya devam eden ‘ulusalcılarla’ birlikte yürümek konusundaki bu anlamsız ısrarları, hepsini birden aşağıya çekiyor. Türkiye’de demokrasinin kök salmasının önüne geçiyor.

İngiltere’de Tony Blair fi tarihinden kalan Marksist ‘ilkeleri’ parti tüzüğünden çıkarma cesareti gösteremese İşçi Partisi asla iktidara gelemezdi. AK Parti, Saadet Partisi’ni geride bırakıp yoluna devam etmese asla bu büyüklüğe ulaşamazdı.
Umarım bu son başörtüsü tartışmaları, sosyal demokratlara, ulusalcılarla yollarını ayırmak zorunda olduklarını net bir şekilde göstermiştir!