scorecardresearch.com

Ergenekon bitti mi?

02/07/2012
Net olan bir şey var; o da ÖYM ile ilgili değişikliğin ciddi şekilde kafa yorarak, her şeyin önünün arkasının hesaplanarak yapılmadığı.

Ergenekon’u ve dava açıldıktan sonra Ergenekon’a yönelik olarak yaratılan bulanık algıyı İngilizcedeki bir deyimin çok iyi karşıladığını düşünüyorum: Elusive obvious. ‘Elusive’ elle tutulamayan, elden kayıp giden, ‘obvious’ da bariz demek. Yani apaçık ortada ama elle tutamıyorsunuz, bir yandan çok somut ama öbür taraftan da çok muğlak.
Silahlar, cephanelikler, planlar, programlar, hiçbir şey ama hiçbir şey belli bir kesimin böyle bir ‘yapının’ varlığına ‘inanması’ için yeterli olmadı. Sanki bu silahlar, cephanelikler, tarihi darbelerle, kitlesel kıyımlarla, suikastlarla, aydınlatılamamış binlerce cinayetle dolu bir ülke olan Türkiye’de değil de bir demokrasi ve insan hakları cennetinde bulunuyordu...
Bakın, Malatya Zirve Yayınevi katliamına ilişkin ikinci iddianame çıkalı on gün oldu. Bu iddianameye ilişkin kaç tane haber, makale, analiz okudunuz? Bu iddianamede, ordunun Hıristiyanları izlemek için birimler kurduğu, yetiştirdiği adamlarını Hıristiyanların içine soktuğu, bunlardan birisinin Hıristiyan topluluk içinde liderlik konumuna kadar yükseldiği ve ardından gelen ikinci bir emirle tekrar ‘Müslüman’ olup Hıristiyanlara karşı büyük bir linç kampanyası başlattığı anlatılıyor. Bu kampanyada Diyanet İşleri’nden tutun da gazetecilere, işadamlarına, ilahiyat profesörlerine kadar oldukça geniş bir kesimden destek aldığı aktarılıyor. Sadece misyoner paranoyasının değil, aynı zamanda Santoro, Dink cinayetleri ve Malatya katliamlarının ordunun içindeki belli bir birim tarafından koordine edildiği iddia ediliyor. Ve hatta, geçmişte işlenmiş olan Kışlalı, Mumcu, Üçok vd. gibi siyasi suikastların yine aynı birim tarafından ve yine toplumu manipüle etmek için işlendiği öne sürülüyor.
Benim görebildiğim kadarıyla, bütün bu okkalı lafları eden iddianame de aslında sadece resmin küçük bir bölümünü ortaya koyabiliyor. Çünkü her şeyi muhtemelen sadece bir hücrenin başı olan bir ‘itirafçının’ anlatımlarından dinliyoruz. Onun görebildiği kadarını görüyoruz ‘büyük resmin’... Ucundan iyi tutsak belki de çorap söküğü gibi gerisi gelecek... Ama medya büyük bir sessizlikle geçiştiriyor bu iddianameyi, yine sanki ‘hayali’ şeylerden bahsediliyormuş muamelesi yapılıyor...
Ben bu iddianameyi ve Malatya katliamı davasındaki gelişmeleri köşemde yazmaya devam edeceğim. Ama bu vesileyle birkaç soru sormak istiyorum. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle biz, JİTEM’i, Özel Harp Dairesi’ni, bu son Malatya iddianamesiyle ortaya çıkan TUSHAD’ı, darbeleri, siyasi suikastları ve daha pek çok melaneti üreten devlet aklı ve yapısını köklü bir şekilde dönüştürebildik mi yoksa sadece ‘köşeye mi’ sıkıştırdık? Yani bütün bunları üreten ‘mekanizmalar’ geri döndürülemez bir şekilde hasar gördü mü yoksa ‘virüs’ bünyede bir şekilde yaşamaya devam mı ediyor? Yarın uygun koşullar oluştuğunda, tekrar silbaştan aynı yere geri dönmeyeceğimizin bir garantisi var mı?
Soruları formüle etme biçimim, benim yanıtlarımın neler olduğunu da gösteriyor sanırım. Ben ‘derin devlet’ denen yapının, sadece ‘sopayla’ (davalar yoluyla) köşeye sıkıştırıldığını, gerekli hiçbir reform yapılmadığı için de o köşeden çıktığı anda çok kolaylıka eski cesametine ve gücüne dönebileceğini düşünüyorum.
Geçmişte meydana gelen suikastlar, kitlesel kıyımlar, provokasyonlar büyük oranda aydınlatılmadıkça; ‘kozmik oda’ geçmişimizdeki bütün bu kanlı olaylar bakımından kapsamlı bir şekilde elden geçirilmedikçe, jandarmanın bütünüyle ortadan kaldırılması veya kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılması gerçekleştirilmedikçe, harcamalar dahil, askerin iç işleyişi tam anlamıyla siyasi iradenin otoritesi altına girmediği sürece, her an her şeyin geriye dönme ihtimali vardır.
Ben bu köşede ‘Özel Yetkili Mahkemeler’in kaldırılması gerektiğini, bu mahkemelerin olağanüstü yargı mantığının bir ürünü olduğunu yazdım. Ancak bunun, kapsamlı bir hukuk reformu çerçevesinde yapılması gerektiğini de belirttim. Savcılık mekanizmasının güçlendirilmesi gibi öneriler getirdim bu reformlar çerçevesinde.
Yazıyı yazdığım sırada ÖYM’lere ilişkin reform paketinin detayları henüz tam olarak netleşmemişti. Ama net olan bir şey var, o da bu değişikliklerin ciddi bir şekilde kafa yorarak, her şeyin önünün arkasının hesaplanarak yapılmadığı. Sadece günü kurtarmaya yönelik tepkiler olduğu... Halbuki iyi düşünülmüş reformlarla bütün ihtiyaçları aynı anda karşılayacak adımlar atılabilir. Şu anda hükümet de Ergenekon’un tamamiyle bittiği gibi bir zehaba kapılmış görünüyor.

http://www.radikal.com.tr/1092888109288810

YORUMLAR
(10 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Ergenekon - mataman

Bu kadar muazzam bir örgütlenmenin bence su anda yalniz kafasi bir ölcüde koparildi. Gerisi aynen duruyor ve eminim kendileri icin uygun zamanda eyleme yine gecerler. AKP nin en büyük eksigi yapisal reformlar ile TSK nin icindeki bu örgütü cökertememesidir

Değinmeler - ahmet aksay

Yazının ilk cümlesinde geçen "bulanık algı"nın yaratılmasında rolleri olanları yazar herhalde yargı, yasama ve yürütme olarak düşünüyordur(yazının tamamı okunduğunda bu tahminde bulunmak zor değil). "Silahlar, cephanelikler, planlar, programlar, hiçbir şey ama hiçbir şey belli bir kesimin böyle bir 'yapının' varlığına 'inanması' için yeterli olmadı." derken, yazar, bunun sorumlusu olarak, iddianamelerden söz ettiği için, sadece ilgili mahkemeleri kasdetmiş olabilir mi? Hayır. Bilhassa siyasal iktidarı ve dolayısıyla yasamayı kasdetmiş olmalıdır. Gerekli reformların yapılmadığından söz edişi, ÖYM'lere ilişkin değişiklikleri ciddî bulmaması gözönüne alındığında böyle düşünmenin isabetli olduğu anlaşılır. Ama şunu düşünmek zor mu veya mümkün değil mi: ne yapılırsa yapılsın(yürütme olarak, yasama olarak, yargı olarak), o 'belli bir kesim'in böyle bir 'yapının' varlığına 'inanması' için yeterli olur mu? O kesimin durumu ikna olmakla mı igili? Bir de yazarın hükümet hakkında bir tespiti var: Ergenekon'un tamamiyle bittiği gibi bir zehaba kapılmış göründüğüne dair. Olabilir mi? Sanmıyorum. Eğer öyleyse durum vahim demektir. Ama şu belli ki yazar kolay tahminde bulunabiliyor, kendi bakışına fazla güveniyor siyasal iktidar hakkında da, yargı reformuyla ilgili olarak da, mahkemelerin işleyişi konusunda da.

ÇIPLAK GERÇEK - nihatgol

Yazarımızın avukat olması dahi en basit hukuki gerçeği görmesine engel olamamış: İddianame, adı üstünde, iddiadır; savcılık makamının öne sürdüğü bu iddialara karşın da, sanıkların kendilerini savunma hakları vardır ve o nedenle de, bu iddialar karşısında, kendilerini nasıl savundukları da bilinmeli, eğer iddianameden yola çıkarak, imalı bir takım suçlamalarda bulunuluyorsa, savunmalar da paylaşılmalıdır. Yani, asıl olan, davanın iddianamesi değil, tutanaklarıdır. Eğer o tutanakları da okumuş olsa idiniz, bahsedilen Ergenekon iddianamesinin lime lime olduğunu, sanıkların savunmalarıyla parça parça edildiğini görürdünüz. Bu ülkede derin devlet vardır ve cinayetler işlemiştir, işlemeye de devam etmektedir. Daha 6 ay önce, devlet kendi uçaklarıyla 34 vatandaşını bombalayarak öldürdü. Bundan ötürü, kaç kişi yargı önüne çıktı? Ergenekon iddianamesinde, 28 yıldır süren kirli savaş döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerden hangi birisi yer aldı? 4 yıldır süren davada, 1 tane faili meçhul cinayet için suçlama dahi yapılmaz mı Allah aşkına? Bu kadar adam, altı üstü bir gazete bombalaması ve de danıştay baskını için mi bir araya gelmişler? Planlar yapmışlar, cephaneleri tavan arasına saklamışlar, sığmayanları yer altına gömmüşler, mutlaka ve mutlaka krokiler ve eylem planları hazırlayıp, yazılı olarak tutmuş ve bunları da yakalatmışlar ama ne hikmetse, bir tanesini bile uygulama fırsatı bulmadan, yakalanmışlar, şimdi de cezalandırılacaklar, derin devlet de çökertilmiş olacak. Bunu çökertecek olan da, Parasız Eğitim haktır pankartı açan öğrencilerde örgüt bağlantısı kurarken, Trabzon?dan kalkıp, ilk defa geldiği İstanbul?da, eliyle koymuş gibi bulduğu Hrant Dink?i öldüren katilin, hiç bir örgütsel bağı olmadığı sonucuna varan günümüz yürütme ve yargısı, öyle mi? Hadi canım sen de! Bu ülkede derin devlet vardır vehalen de cinayetler işlemektedir. Ancak, şu an devam eden, Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, OdaTV, KCK ve Zirve Yayınevi katliamları davalarının iddianamelerinde yer alan tüm suçlamalar, mahkemece onaylanıp, tüm sanıklar için mahkumiyet kararı verilse dahi, derin devletin kılına zarar gelmeyecektir. Aynen, bugün Sayın Aziz Yıldırım ömür boyu hapse mahkum edilse dahi, Türkiye?de şike ve şikecilerin kılına sazar gelmeyeceği gibi. Çünki, bu davalarda yargılanan derin devlet değil, düzene karşı çıkan muhaliflerdir. Amaç, adaleti sağlamak değil, otoriteyi sarsılmaz biçimde tesis etmek ve baş eğdirmektir. Elusive Obvious falan da değil, Çıplak Gerçek de budur!

Hukuk - pirzo

Yargılama tahminler, olası potansiyel tehlikeler veya öngörüler üzerine değil, somut deliller üzerine inşa edilir. Somut delil olmadan yüzlerce kişiyi hapse atarsanız bu er geç sizin yakanıza yapışır, bunu unutmayın. Kimin neyi potansiyel tehlike gördüğü ise o rejimin temel felsefesine göre değişir. Zamanında siyasal İslamcılar potansiyel tehlike idi, şimdi Atatürkçüler, demokratlar, aydınlar...

Panik futbolu - Kurmanbek Allahverdiyev

Son günlerde Zaman, STV ve Taraf gibi kontrgerillaya hizmet eden medya organlarinda OYMlerin kapatilma ihtimali dolayisiyla acayip bir panik havasi var. Bundan yillar önce de DGMler kapatilirken devletci-mukaddesatci/islamci-sünni-türk cenahta da böyle bir panik havasi vardi. Sayin yazar bugünkü yazisiyla bu cenahla ayni eksende hareket ettigini ortaya koymus. Bir de yazisinin yarisini Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah, vs. gibi davalarin nedense tamaminda gördügümüz ve sacma sapanligi artik onlarca defa ortaya cikmis bir gizli tanik ifadesini aynen alintilamis. Bu davalar artik ilgi cekmiyor, zira iddianamelerdeki tutarsizliklar ve mantiksizliklar dizboyu. Bence sayin yazar yakinen tanidigi ve aralarinda hukuk da olan özel yetkili savci arkadaslarina durumu birinci agizdan bildirsin.

Ergenekonu AKPye şikayet etmek - yasabır

Bu tıpkı Mussoliniyi Hitlere şikayet etmek gibi birşey! Yani anlamsız saçma ve komik bir çaba :)

Ergenekon - sekede

Yazı harika olmuş. Evet belli bir kesim görmek istemese de Cumhuriyrt tarihinin en büyük terör örgütüdür Ergenekon. Beyaz türk olmayan(Kürt, dindar, cemaat üyesi, baş örtülü, namaz kılan, ermeni, solcu) herkesle mücadele etmiş Türküye'nin gündemini belirlemiştir. İçeridekiler neden alındı diye soranlardan değilim. Dışarıdakiler neden dışarıda diye soranlardanım. Asker, polis, bürokrat muhalefet partisi yöneticisi ve hepsinden önemlisi iktidar partisi üyesi daha niceleri alınmalıydı. Bir derin devletin iktidarda adamı olmaması mümkün mü? Genel kanaatin aksine Ergenekon savcılarını AKP'nin adamı olarak görmüyorum. Hatta zannederim ki soruşturmanın ucu iktidara çıktığı için bu değişiklik yapıldı. Bakınız Hakan Fidan vakası..