scorecardresearch.com

Karayılan, Tahrir

14/10/2011
Türkiye kendi sorunlarına merhem bulabilirse mazlum ve mağdur bölge halklarına da giderek artan oranda ilham kaynağı olacak.

Acılarla, travmalarla, felaketlerle dolu bir evliliğin ardından, adam, ayrılmak üzere olan kadını ikna etmeye çalışıyor. Nasıl da değiştiğinden söz ediyor ona... Pırıl pırıl bir geleceğin, sıcak bir yuvanın onları beklediğinden bahsediyor. Ama ne samimi bir özür, ne geçmişte yaptığı sayısız gaddarlığa ilişkin bir pişmanlık var adamın sesinde... Kadını ikna edebilir mi geri dönmeye?
AK Parti de Kürt meselesini bu adam gibi çözmeye çalışıyor bence. Aslında sorunu çözmek konusunda samimi, ama sorunun tam olarak ne olduğunu anlayamıyor bir türlü.
Kürtlerin yaşadığı büyük acıları, aşağılanmayı, büyük güvensizliği anlamadan ve bütün bunlarla samimi bir ilişkilenme içine girmeden kimse Kürt sorununu çözemez.
Murat Karayılan’ın Ahmet Altan’a yazdığı mektubu okurken bu güvensizliğin ne kadar derinde yattığını gösteren şu cümlelerin altını çizdim:
“Tarihin her döneminde, Kürt halkının devletler tarafından kandırılıp oyuna getirilmesi adeta bir kader haline gelmiştir. Öyle ki, ben küçük yaşlarda köyde iken köyün yaşlılarından duyduğum ‘Devlet eşek de olsa binme’ biçimindeki söz çok ilginç, değil mi? Yine bizden önceki son Kürt direnişi olan Dersim direnişinin lideri Seyit Rıza’nın ‘Sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders olsun, ben de sizin önünüzde diz çökmedim, o da size dert olsun’ sözünü de hiçbir zaman unutamayız...”
Yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir zaman PKK’nın kullandığı şiddeti tasvip etmedim. Hele hele son zamanlarda sergilediği vahşeti hiçbir şeyin meşrulaştıramayacağını düşünüyorum. Ama Karayılan’ın sözleri, neden PKK’nın neredeyse koşulsuz bir destek aldığını anlatıyor. Neden Kürt sorununun çözülemez durumda olduğunu gösteriyor. Bu yüzden çok dikkatle okunmalı...
Devletle Kürtlerin ilişkisini temelden değişikliğe uğratmadan, bu büyük kırılmanın onarılması mümkün değil. Bu devlet ne Diyarbakır Cezaevi’ndeki vahşetin kurbanlarından, ne köyleri yakılıp çil yavrusu gibi Türkiye’nin dört bir tarafına dağılan Kürtlerden özür diledi. Köy yaktıkları için mahkemelerde hesap veren bir tek subay bile yok henüz...

***


Pazartesiden çarşambaya kadar Kahire’deydim. Kahire Amerikan Üniversitesi’nin davetlisi olarak, Türkiye’den bir grup, Mısırlı aktivist ve entelektüellerle buluştuk.
Ben gittiğimde Tahrir Meydanı boş ve sakindi. Oysa bir gün öncesinde cesetler toplanmıştı o meydandan. Bir günlük toplantımız boyunca, iki konu açıldığında havada oluşan elektriği neredeyse elinizle tutabilirdiniz. Tabii ki, son olayların da etkisiyle, bu konulardan biri, Mısır’da Hıristiyanların durumuydu. İkinci konu da ‘laiklik’ ve İslam’ın yeni rejimde yerinin ne olacağıydı. Erdoğan’ın laiklik konusunda Mısır’da yaptığı konuşmanın kalıcı bir tartışmayı tetiklediğini gördüm.
Mısırlılar ciddi ciddi ‘Türk modelini’ tartışıyorlar. Eskisiyle yenisiyle... Sivil toplumun AK Parti sonrası Türkiye modeli üzerinde ciddi bir şekilde kafa yorduğunu gözlemledim. Mısırlı bir politikacı da Mısır ordusunun ‘eski Türkiye modeli’ üzerinde çalıştığını fısıldadı kulağımıza. Onlar da Türk ordusu nasıl olup da bu kadar uzun süre hegemonyasını sürdürdü diye kafa yoruyorlarmış...
Ben, Tahrir Meydanı’nda meydana gelen son olayların da ordunun bu ‘kafa yorma biçimiyle’ yakından ilgili olabileceği sonucuna ulaştım. Biliyorsunuz, Hıristiyan Kıptilere ait bir kilisenin kundaklanmasının ardından, Hıristiyanlarla ordu karşı karşıya geldi Tahrir Meydanı’nda...
Bu çarpışmalar sırasında, Mısır medyasının bir kısmının, halkı Hıristiyanlara karşı ordunun yanında yer almaya çağıran haberler yayımladıklarını öğrenince, bunun bizdeki 6-7 Eylül olayları benzeri bir tertip olduğunu düşündüm. Sanırım Mısır ordusundan birileri Türkiye kontrgerilla tarihini bayağı sıkı bir şekilde çalışmıştı.
Mısır’ın geleceği, AK Parti sonrası ve öncesini çalışan gruplardan hangisinin galip geleceğine bağlı. Türkiye kendi sorunlarına merhem bulabilirse mazlum ve mağdur bölge halklarına da giderek artan oranda ilham kaynağı olacak. Bizim devlet eşeklikten çıkıp arabaya, uçağa dönüştü belki, ama tüm yolcuların güvenini kazanamadıktan sonra uçağın indiği yerde derin ve kalıcı bir etki yaratmanızın imkânı yok...

http://www.radikal.com.tr/1066307106630714

YORUMLAR
(14 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Nedense bazı yorumcular.... - Vaassen

Okurların bir kısmı yazılanları diğer yorumlardan soyutlayarak okuyor ve yazar'a gösterilen tepkiye iğneleme yapıldığını (sarcasm) ve yazılanın bu bağlamda okunması gerektiğini kavrayamıyorlar. Dolayısıyla yazılanla ilgili alakasız sonuçlara ulaşabiliyorlar.....

Tarih bilmeyince ya da seçici öğrenince - GA2008

Yazar yanlış anlaşılmasın diyerek "Devletle Kürtlerin ilişkisi temelden değişikliğe uğratmadan bu büyük kırılmanın onarılması mümkün değil" demiş. Yanlış anladığımı sanmıyorum ama yazarında anladıkları en azından sınırlı. Seçtiği alıntıda da belirtilen "eşek devlet" veya "son direniş" Tanzimat'tan beri Kürtlerin yerelden merkezileştirilen idareye geçişte ortaya çıkan sıkıntılarını ortaya koyuyor. Vergi vermediği sürece ve verilen somut örnekte jandarma karakolu yapmadığın sürece ilişkilerde sorun yok. Bence devlet vergi almasa, asayişi yerel aşiret reisine ve onun silahlı adamlarına bıraksa (idi)ilişki daha sağlam temellere oturacak(tı) gibi sanki. Pek tabii ki, yerel tercihler merkezi dayatmalara göre daha demokratik olacaktır kesin de... sorun şu: temelden değişecek ilişkinin hatalı tarafı olan devlet acaba o yöreden toplamadığı vergiyi o bölgeye neden hala aktarmakta, neden hala devlete biniliyor? Acaba Tanzimat'ta ortaya çıkan temel değişiklik olan merkezi(leşen) yönetim şeklini, yani devlet denen organizasyon ile ifade edilen, uygulanan yönetim olmasa bölgeye kaynak aktarımı neden yapılacak? Örneğin Selahattin Demirtaş'ın çocuklarına onun vergileriyle neden Kürtçe öğretilmiyor diye bir çıkışı vardı. Haklı da, niye bu eğitim Türkçe konuşanların vergileriyle mi gerçekleşecek? Dolayısıyla, devletin ilişkisini düzelteceği sadece Kürtler değil.

bence - edmon44

Bence herşey iyiye gidiyor çünkü bir yerlerden sızan ışık artık kendini güneş gibi gösteriyor...Şu terör meselesini de halletselerdi ki halledecekler.Ayrıca hopa daki olaylar tamamen TERÖR olayıdır...

enteresan... - desade

kimi arkadaşlar yazı yazan arkadaşları farklı yere göndermek gibi bir amaç içine girmiş.ve radikali de imana getirmek adına "bir titre kendine gel" demekden de çekinmiyor.radikalin çizgisini iyi veya kötü burda bütün düşüncelere yer veriyor ise eger bunu eleştirmek nasıl bir hasta mantık ürünüdür.bırakınız yüz çiçek açsın,yüz fikir tartışsın.belki bu sayede gözümüzdeki kirli perdeyi indir ve birey olma şansını elde ederiz.

akp ve kürt sorunu - marc84

herşeyden önce kürt sorunu bir insan hakları sorununa indirgenemez bence. kürt sorunu geç uluslaşma ve devletsiz kalma sorunudur. sadece diyarbakır ve köy yakmalara indirgenemez. türkiye kürt sorunu ancak kürt milliyetçiliği ile ve kürtlerle barışırsa çözebilir. bu da, bir kürt devletini desteklemek anlamına gelir. ama akp ve diğer ümmetçi partiler bundan hala çok uzak. kendi yarana merhem ol, ondan sonra diğer insanlara ders ver. :)

yeni türkiye - yasabır

Ankara'daki Hopa eylemine 'terör' davası açıldı. Deliller: Tişört, şemsiye, kısaltılan saç... Milletvekili Kürkçü de iddianamede 'terörist'... Üstelik fazla uzağa gitmedim radikalden kopyalayıp yapıştırdım. Yeni türkiye demokraside türkiye çevresinde bir tur atıp yine 12 eylül zihniyetine geri döndü. Olan budur. Bu arada yazıdaki Ak parti = demokrasi denklemi ise demokrasinin tabiatına aykırı bunuda belirtmeden edemeyeceğim...

Sayın yazar... - Vaassen

radikal gökhanın ülkesinde bu tip yazı yazmak suçtur. Farkında değilsiniz galiba. Herşeyi herkezden daha iyi bilenlere de saygı duyacaksınız. Onların yorumlarını okluyacak ve bir sonraki yazınızda hatalarınızı düzelteceksiniz. En iyisi bu gazetede yazmayı bırakın, gidin ulusallığını tamamiyle yitirmiş bi gazete bulun kendinize. Yoksa Radikal'in başına dert açacaksınız..Radikal de artık titreyip bi kendine gelsin bakalım....