Adlı adınca konuşalım

Üstü kapalı mesajlar, aba altından sopa göstermeler devrini kapatmanın zamanı gelmedi mi?

Önceki gün Avni Özgürel Radikal’de ilginç bir yazı kaleme aldı. Dün de Fehmi Koru’nun bu yazıdan sitayişle bahseden bir köşe yazısı Star gazetesinde yayımlandı.

Özgürel, özetle iktidara karşı tavır alan medya patronlarının sahneden silindiğini söylüyor. Belli ki biraz da safça gördüğü bu patronların bazı kalem erbapları tarafından kullanıldığını ileri sürüyor. Yazara göre bazı köşe yazarları ve gazete yöneticileri 'oturmadığı koltuğun yetkilerini kullanmak, faturayı başkasının ödeyeceğine güvenerek sofra donatmak, kendisi dövüşecek olsa asla göze almayacağı kavga için meydan okumak' hastalığından mustarip. Onların bu hastalığının faturasını ise medya patronları ödüyor.

Nasıl ödüyorlar? Özgürel’den alıntı yaparsak şöyle ödüyorlar: “Hepsi az çok benzer hatalarla kaybedip sahneden çekildiler.”

Yani hırs içerisindeki bazı gazeteciler almışlar arkalarına patronun matbaasını, ekranını, iktidara kafa tutuyorlar. Sonunda da iktidar o patronların işini bitiriyor ve süngüsü düşmüş patronlar sahneden çekiliyor.

Yazıdaki uyarı tonu açık:
“Gazetecilikle yetinmeyip medyayı sihirli değnekle karıştırıp siyaset sahnesinin tanzimine ve o tanzimde üstlenilen rolü nakte çevirmeye heveslenmek kaybettirdi hepsine.”

Tarihten örnekler ve imalarla dolu bir yazı. Zannederim Sayın Özgürel’den daha somut örnekler istemek hakkımız. Kim hangi yazısıyla ne yaparak 'siyaset sahnesini tanzime' çalışmıştır ve kim bu çalışmasını nasıl 'nakte çevirmiştir?'

'Siyaset sahnesinin tanziminden' kastedilen nedir?

İktidarı eleştiren herkes siyaset sahnesini tanzime mi çalışmaktadır? Şayet öyleyse bunun ne gibi sakıncaları bulunmaktadır?

Yoksa kastedilen kapalı kapılar arkasında medya etiğini aşındıracak başka ilişkiler midir?

Şayet öyleyse bir yazıyla bunu ima etmek yetmez. Delilleriyle açıklanmalıdır ki biz de öğrenelim ve koca bir medya camiası şaibe altında kalmasın.

Kimi hayata tanıklık olsun diye yazar. Kimi hakikati bulmak için. Kiminin egosu şişkindir, âli fikirlerini halkla paylaşmak için yazar. Bazısı bir yazısıyla hükümetler kurup indireceğine inanır.

Bazısı mırıldanır gibi kendi kendine şikâyet ederek yazar.

Bunların hiçbiri siyaset sahnesini tanzim etme çabası değildir. Fikrini beyan etmektir. Kaldı ki kimse halihazırdaki siyaset sahnesinden memnun olmak mecburiyetinde değil. Bunu değiştirmek ve evet yeniden tanzim etmek için de yazabilir insanlar.

Özgürel bir eleştiri yazısının ne zaman bir eleştiri yazısı olmaktan çıkıp da karanlık emellere alet olan ve medya patronlarının sahneden silinmesine yol açacak bir araç haline geldiğini açıklarsa seviniriz.

Gazetecilerin siyaset sahnesini tanzim etmeye heves etmesinden daha büyük bir sorun var. O da siyasetçilerin gazetecilik sahnesini tanzim etmeye çalışması. 

Siyasetçilerin hükümet komiserlerini gazete ve televizyonlara yerleştirmesi. Koca koca başbakanların en ufak haberden rahatsız olunca kanalları ve gazeteleri arayıp posta koyması. 

Televizyondaki altyazılara bakıp şaşı olmaktan memleketi idare etmeyi unutmaları. 

Kravatlı ceketli baksanız kerli ferli adamların babası yaşındaki medya patronlarını azarlayıp ağlatmaları. 

Siyasetçilerin ve onların danışmanlarının gazetecileri ve medya yöneticilerini sustalı maymuna çevirme çabaları. 

Herhalde demokratik bir memlekette bunlar gazetecilerin siyasete musallat olmasından daha büyük tehlikelerdir.

Şu soruları yanıtsız bırakan yazılar yazmak da kendi kusurlarını görmeyen bir medya anlayışı olsa gerek: 

Kimlerin hangi fiillerini kastediyor? Kimler ne yazarak patronların sahneden silinmesine yol açmak üzere?

Medya patronlarını telefonla ağlatanlara ses çıkartmayıp iktidarın hedef aldığı patronlara imada bulunmaktan ne murat edildiğini anlıyoruz. Ama belki anlamadığımız bir şey vardır ve Avni Bey de bunu açıklar.

Üstü kapalı mesajlar, aba altından sopa göstermeler devrini kapatıp her şeyi adlı adınca konuşma zamanı gelmedi mi?