Ağlayan Çocuk resmi

Adana'da cezaevinde tecavüze uğradığı söylenen ya da Güneydoğu'da öldürülmüş çocuklardan bahsedecektim. Ama haftaya böyle başlamayalım dedim.
Ağlayan Çocuk resmi

Ağlayan Çocuk resmini bilirsiniz. Bir zamanlar özellikle 1980’lerde çok popülerdi. Kırtasiyecilerin vitrinlerinden minibüslerin arka camlarına, birçok evin duvarından Sızıntı dergisinin ilk sayısının kapağına kadar arzı endam eylemediği yer kalmamıştı.
Ağlayan Çocuk, sadece memleketimizde görülen bir fenomen değildi. Öyle ki İngiltere’de 1950’lerden beri 250,000 adet Ağlayan Çocuk resmi satıldığını ileri sürenler var. Mesela resmin Brezilya’da da bir zamanlar, bir hayli şöhret kazandığı biliniyor. 

The Sun lanete karşı 
Ağlayan Çocuk resminin ressamı biliniyor. En çok bilinen Ağlayan Çocuk resmi ise birçok ağlayan çocuk resminden sadece biri. Bu tabloların ressamı ise 1911-1981 arasında yaşamış İtalyan Bruno Amadio. Üzgün ve ağlayan çocukları, İspanya’da bir yetimhanede gördüğü çocuklardan ilhamla çizdiği iddia ediliyor. Resimlerin ticari başarısı üzerine birçok ressamın da benzer tablolar resmetmesi sonucunda, artık hangi ağlayan çocuğu kim yapmış bulmak biraz zor. Zaten resimlerin pek bir sanat değeri olduğunu söylemek de zor. Sanat değeri olduğu söylenemez söylenememesine ama sansasyonel bir değeri de yok değil.
İngiltere’nin pek bilinen tabloid’i The Sun, 1985 senesinde ‘Ağlayan Çocuk Laneti’ haberleriyle ortalığı birbirine katmış.
Gazete, üst üste yaptığı haberlerde, itfaiyecilerin birçok yanmış evde Ağlayan Çocuk tablosunu hiçbir hasar görmemiş şekilde duvara asılı bulduğunu yazıyordu. Kısa sürede bu efsane yaygınlık kazanmış ve milli bir mesele haline gelmiş. İşler o hale gelmiş ki sonunda Güney Yorkshire İtfaiye Müdürlüğü bir basın açıklaması yapmak zorunda kalmış.
Açıklamada, yangınların elektrik kontağı gibi sebeplerle çıktığını, bazı evlerde resmin yanmamasının sebebinin üzerine basıldığı malzemenin özelliklerinden kaynaklandığı ilan edilmiş.
Fakat bu açıklama da insanları sakinleştirememiş. Sonunda The Sun, okurlarından evlerinde bulunan lanetli Ağlayan Çocuk resimlerini imha edilmek üzere gazeteye yollamalarını istemiş. Gelen yaklaşık 2500 resim, itfaiyeci uniforması giymiş üçüncü sayfa güzellerinin nezaretinde yakılmış. Haberin manşeti pek güzel: “The Sun, Ağlayan Çocuk lanetinin tabutuna son çiviyi çakıyor”.
Memleketimizde vaziyete geç de olsa uyanan Tan gazetesi, 1988 senesinde benzer bir sansasyon yöntemiyle Sakallı Bebek’in kıyamet kehanetlerini piyasaya sürmüştü. Ağlayan Çocuk’a kıyamamışız demek ki. 

Ya gerçek çocuklar? 
Bugün aslında bu yazıda başka ve gerçek çocuklardan bahsedecektim. Adana Pozantı’da cezaevinde tecavüze uğradığı söylenen çocuklardan, Bir Göz de Sen Ol inisiyatifinin bahsettiği Güneydoğu’da öldürülmüş 300’den fazla çocuktan... Bir dershane önünde patlatılarak öldürülen çocuklardan bahsedecektim. Sonra dedim ki yahu günlerden Pazartesi, haftaya böyle şeyler yazarak başlanır mı hiç?
Birbirimizi boşuna üzmeyelim değil mi?
O sebeple sinir bozucu ve ucuz bir resimde ağlayan, meleketimizde de çok sevilen bir başka çocuktan bahsedeyim dedim.
Neden bahsetseydim yani? Yılmaz Güney’in Duvar filminden mi?