Ah Ömeroğlu ah!

Karşımızda basit bir soru var. Verdiği kararın kimin hakkında olduğunu bir unutup bir hatırlayan ombudsmana mı yoksa Çetin'e mi inanacağız?

Ombudsman’ı unutmuştuk. Ama o kendini hatırlatmayı bildi. Yüce Meclis, AKP oylarıyla kimi ombudsman seçti? Nihat Ömeroğlu’nu. Kimdi Ömeroğlu? Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyesi.
Ombudsman’ın vazifesi ne? İdarenin eylem ve işlemlerini ‘insan haklarına dayanan bir adalet anlayışıyla’ denetlemek.

Göreve şu yemini ederek başladı: “Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Pek güzel. Hem senelerce hâkimlik yapmış, belli ki hukuk biliyor. Hem de andını içmiş, geçmiş koltuğuna oturmuş.

Fakat hatırlarsınız belki, seçilmesinden önce adaylığına itiraz eden çok olmuştu. Neden itiraz edilmişti Sayın Ömeroğlu’nun adaylığına? Kendisi, Hrant Dink’in Türklüğe hakaret ettiğine dair verilen kararı onayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinden biriydi.

AİHM, Dink hakkında verdiği kararda, altında Ömeroğlu’nun da imzası bulunan kararın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtti. Elin mahkemesinin ağzı torba değil ki büzesin. Bir de üzerine ekledi ve dedi ki “Hrant Dink, bu dava sürecinde hedef haline getirilmiştir.”

İnsan haklarına dayalı adalet anlayışıyla idareyi denetleyecek ombudsman’ın Avrupa’dan tescilli bir insan hakları ihlalcisi olduğu çıkmasın mı ortaya.

Ne cevap verdi buna Ömeroğlu?

“Ben davanın Hrant Dink hakkında olduğunu bilmiyordum.”

Dava sürecinde bütün memleket davanın Dink hakkında olduğunu biliyordu ama kararı verenlerden Nihat Ömeroğlu bunu bilmiyordu.

Kimin hakkında karar verdiğinin şuurunda olmadığını söylemiş birini ombudsman seçiverdi Meclis.

Sonra mesela Hüseyin Çelik pişman oldu. Dedi ki: “Ben bilsem böyle bir adamı tercih etmezdim. Yani edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.”

Bilmiyor muydu?

Demek ki avukat Turgut Kazan’ın gazetelerde yer alan uyarılarını okumamıştı. Meclis’te CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu herkesi uyarırken başka işlerle meşguldü. “Bizim Hüseyin Bey bu işten hoşlanmaz, dur kendisini bilgilendireyim” diyen bir danışmanı yoktu. İnsanlık hali.

Neyse.

Dink davasının kararlı takipçisi avukat Fethiye Çetin, ‘Utanç Duyuyorum’ adlı kitabında dava sürecini anlattı. Kitapta bazı yargı mensuplarının kararın Dink Ermeni olduğu için alındığını söylediği aktarılıyor. Çetin, Ömeroğlu’nun kararın Dink aleyhine çıkması için çaba sarf ettiğini söylüyordu. İsmail Saymaz bunu Radikal’de haberleştirdi.

Bunun üzerine sesi soluğu çıkmayan ombudsman birden kükreyiverdi. Bir açıklama gönderdi ve özetle dedi ki “Dink, suçu sabit olduğu için suçlu bulunmuştu.”

Ömeroğlu, Dink kararının Dink hakkında olduğunu hatırlayıvermişti. Gerçi bu ilk hatırlaması değil. Ombudsman seçilip koltuğa kurulduktan birkaç gün sonra birdenbire kararın Dink hakkında olduğunu hatırladığını söylemişliği de vardı. Ama tepkiler yoğun ve haliyle Ömeroğlu mahcuptu: “Bu kararın ısrarla doğru olduğunu da iddia etmiyorum” demekteydi.

Yazık. 1 Mayıs’ta gaz kapsülüyle yaralanan Dilan Alp hakkında olumlu bir rapor hazırlamıştı kurum. Ben de “Demek ki Ömeroğlu haricinde kurumda çalışan diğer denetçilerde bir umut var” diye düşünmekte ve kurumun kararlarını takip etmekteydim. Amacım da nispeten olumlu bir yazı yazmaktı.

Sağ olsun Ömeroğlu memleket hakikatlerini yüzümüze çarpmakta gecikmedi.

Şimdi karşımızda basit bir soru var: Verdiği kararın kimin hakkında olduğunu bir unutup bir hatırlayan ombudsmana mı yoksa avukat Fethiye Çetin’e mi inanacağız?

Belki ilkokullarda kaldırıldığı gibi ombudsman’lıkta da andı kaldırmak lazım.

Bilmem Hüseyin Çelik bu konuda ne düşünür?