Ahmet Davutoğlu'nun oku

Sayın Bakan'a göre Türkiye bir ok ve okun yayı ne kadar çekilip Doğu'ya yaklaşırsa Türkiye de Batı'ya o kadar hızla ilerleyecek

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kadar bakanlık koltuğuna oturması içeride ve dışarıda tantanalı bir şekilde kutlanan bir bakan olmamıştı. Hakkında yurtiçinde ve dışında sayfalarca makale döşendi. Konferanslar düzenlendi, kitaplar yazıldı. Müellifi olduğu Stratejik Derinlik kitabı kitabevlerinin depolarından çıkıp raflarda arz-ı endam eyledi.

Milletin değerlerine yabancı monşerlerin hâkimiyetindeki silik dış politika yerini Davutoğlu önderliğinde ‘ritmik’ dış politikaya bırakacaktı. Komşularla sıfır sorunumuz olacak, İslam âleminin parlayan yıldızı olarak Batı’da hak ettiğimiz itibarı görecektik. Kısmet değilmiş. Malum Davutoğlu’nun bir ok benzetmesi var. Sayın Bakan’a göre Türkiye bir ok ve okun yayı ne kadar çekilip Doğu’ya yaklaşırsa Türkiye de Batı’ya o kadar hızla ilerleyecek. Sakallı Celal’in meşhur sözündeki Doğu’ya giden geminin güvertesinde şaşkınca Batı’ya koşarak Batı’ya gittiğini zanneden monşerlerden sonra ne taze ne nefis bir nefesti. Fakat galiba biraz tıknefesti.

Batı’ya şöyle hak ettiğimiz gibi hızlıca ilerlemek için yayı çektikçe çekmek icap etti. Önce Kaddafi’yle Esad’la ahbaplık ederek yay çekildi. Bu arkadaşların pabucu dama atılınca yay biraz boşaldı. Bölgede Sünni kardeşler arasında birinciliğe oynanarak yay yine gerilmeye çalışıldı. Yay gerildi gerilmesine amma velakin ok bir türlü kıpırdayamıyordu.

Her vakit büyük ve ihtişamlı düşünen Başbakanımıza bu yay çekme, kiriş kırma, toz koparma işleri kâfi gelmedi. Geril ki gerildiğin yer bu yer değildir diye düşünerek geçen hafta yayı taa Şanghay’a kadar geriverdi. 

Germekle kalmadı, okun hedefine de gözdağını veriverdi. Başbakan’a göre Şanghay ortamı AB’ye göre ‘daha iyi, çok daha güçlü’. Daha iyi mi bilinmez ama Şanghay Örgütü üyelerinin liderleri gerçekten AB liderlerine göre çok daha güçlü. Bu da Erdoğan’a iyi geldi demek ki. Milli iradeyi Erdoğan temsil ettiğine göre ona iyi gelen milli iradeye de iyi geleceği için en demokratik yol giderek daha az demokratikleşmemizdir. Bence bunda bir sakınca yok. Sakınca yok yok olmasına da yay bunca gerilir, Erdoğan’ın ecdadına yakışır güçlü kollarıyla kâh Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılmaya çekilir kâh Çin-ü Maçin’e uzanırken ok biraz dengesini yitirdi galiba. İsrail’in Suriye’nin bir askeri tesisini bombalaması hususunda Ahmet Davutoğlu ne demiş diye merak ettim. Gerim gerim gerilen yayın çıkardığı gergin ses şu şekilde belirmiş: “Niye İsrail uçakları Beşar Esad’ın sarayının üzerinden uçup ülkesinin onuruyla oynarken bir çakıl taşı bile atmıyor? (...) İsrail’le Esad’ın arasında gizli bir anlaşma mı var?”
‘Sen atmadın...’

Komşunuz olan bir devlet bir başka devletin saldırısına karşılık vermedi diye kızmak, iki devlet arasındaki şiddet neden tırmanmıyor diye hayıflanmak vurduğu yerden ses getiren dış politikamıza pek yaraşır.

Ok atmayı öğrenene ustası ne derdi ecdad zamanında hatırlayalım: “Ve ma ramayte iz rameyte velâkinnallahe ramâ/Ey bu işe talip olan, attığın zaman sen atmadın, fakat, Allah attı.”

Yani kendilerini şahsen sorumlu saymasınlar. Ok giderse de Allah’tan, yay kırılırsa da Allah’tan, kiriş laçkalaşırsa da Allah’tan.

Not: Babam bir bombalı saldırıda öldürüldü. 10 Eylül 2001’de Gümüşsuyu’nda DHKP-C’nin düzenlediği bir intihar saldırısında tesadüfen sokakta bulunan merdivenlerden birkaç adım inmiş olduğum için kurtuldum. ABD Büyükelçiliği’ndeki patlamada kardeşimin bir arkadaşı ağır yaralandı. Demem o ki bombalı eylemlere karşı siyasi ve insani duyarlılığım haricinde şahsi ve ciddi bir tepkim de var. Buna rağmen Radikal’in ‘Korsakoff Taburu’ manşetine bir muhalefet şerhi düşmek isterim. Saldırıyı gerçekleştirenin Korsakoff hastası olması bence haberde sadece tali bir unsur ve bu manşetin ölüm oruçları nedeniyle bu hastalıktan mustarip yüzlerce kişinin hayatını çok zorlaştıracağı da açık.