Aile-Devlet

Devlet babalar yoldan çıkmış çocuklara el attılar. 'Ulus-devlet'in modası geçmişti. Hoş geldin aile-devlet.

Daha geçenlerde Marmaray açıldı. Gezici dış mihraklar hemen devreye girdi. Türkiye gazetesi bu durumu yakaladı. Şu haberi yapıverdi: “Yolcuların arasına sızan ‘Gezi’ciler seyir halindeyken imdat frenini çekiyor; trenler otomatik duruyor.”
Marmaray’da en çok emeği geçen kim? Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım. Binali Yıldırım bu günlere nasıl geldi? Kendisinden dinleyelim.
Bakan Yıldırım, genç bir öğrenciyken hangi üniversiteye gideceğine karar verememiştir. Boğaziçi Üniversitesi’ne bir bakar ve içinden şöyle geçirir:
“Bir baktım farklı bir dünya. Değişik binalar, surlarla çevrilmiş alan. Sonra bahçesinde gençler kızlı-erkekli oturuyor. Ben çok şaşırdım. Burada yoldan çıkarım dedim.”
Şimdi Binali Bey o genç yaşında bu dirayeti göstermeseydi ve bahçesinde ‘kızlı-erkekli’ oturulan üniversiteye girip yoldan çıksaydı?
Bugün Marmaray’ın mimarı olarak değil yolcuların arasına sızıp Marmaray’da imdat frenini çeken bir ‘Gezici’ olarak anılacaktı.
Sadece bu örnek dahi Başbakan’ın, öğrencilerin ‘kızlı-erkekli’ aynı evlerde kalmalarına müdahale edileceğini açıklamasının ne kadar isabetli olduğunu göstermiyor mu?
Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenler var. Madem bu özgürlük yok, bir gazeteci çıkıp da Başbakan’a şu soruyu nasıl yöneltebiliyor:
“Kişilerin özel evleri bunlar. Bunlara ilişkin de mi müdahale olacak?”
Soru da soru olsa. Koskoca Başbakan özel ne, ev ne bilmez mi?
Elbette böyle densiz bir soruyu Başbakan’a yöneltebilecek kadar özgürlükleri çarpık algılamış bir gazeteci, Başbakan’dan şu cevabı alacak:
“Yarın anne olduğunuzda veya anne iseniz kızınıza, çocuğunuza böyle bir şeyi uygun buluyorsanız hayırlı olsun.”
Bir kere ne dedi Başbakan? “Bu gençler bize emanet” dedi. Yok efendim bu gençler 18 yaşından büyükmüş de artık çocuk değilmiş de hakları ve özgürlükleri olan bireylermiş de... Bu laf salatalarını geçiniz.
Çocuk, anasının-babasının gözünde kaç yaşına gelirse gelsin çocuktur. Anasının-babasının çocuğu denetleyemeyeceği yerde ise milletin babası olan devlet ve dolayısıyla devletin kendisi olan başbakan ve onun bakanları ve onun valileri ve onun muhbir komşuları devreye girecektir.
Başbakanımız nereye kadar tahammül edebileceğini söyledi hatırlarsanız:
“Ben Dolmabahçe’de ofisimin önünde, Kadıköy’den gelenlerin durumunu görüyorum. Ama saygı gösteriyorum. Giyimine kuşamına karışmıyorum.”
Sınır budur. Bundan fazlasını yapan herkes ise, kimse kusura bakmasın, gözetim ve denetim altına alınacaktır.
O sefil kıyafetlerle, affedersiniz kucak kucağa Kadıköy’den geliyorsunuz, Başbakan camdan kafasını uzatıp sizi azarlamıyor diye şımarmanın da bir âlemi yok.
Neticede her gençten Binali Yıldırım’ın gençliğinde gösterdiği olgunluk ve dirayeti bekleyemeyiz.
Ne diyor Sayın Arınç:
“Kızlar ve erkekler bir arada kalabiliyorsa sonunda kaybeden çoğu zaman kızlar oluyor. Yanındakinin terk etmesi halinde ya da bir başkasını kullanması halinde nasıl olayların yaşandığını biliyoruz.”
Maazallah ya erkek başkasını ‘kullanırsa’ ne olacak o kızların hali?
O nedenle Sayın Erdoğan şu tarihi cümleyi sarf etti: “Kişilerin müstakil özel evlerinde bir farklı kız, bir farklı genç ikisinin aynı evde kalması ne denli acaba uygun olabilir?”
Ne denli acaba?
Düşünün bir farklı kız, bir farklı genç hem de ikisi hem de müstakil özel evde hem de aynı evde hem de ‘kızlı-erkekli’ hem de muhafazakâr demokratken hepimiz hem de öyle hem de böyle.
Ceketlerini giydiler, kravatlarını taktılar, sabah aynaya kemal-i ciddiyetle baktılar.
Başbakanı, bakanı, danışmanı, valisi, kaymakamı, polisi, bürokratı, müşaviri, müsteşarı bir oldular.
Kaşlarını çattılar, durumdan vazife çıkardılar, zihinlerindeki geleceği inşa etmek için kolları sıvadılar.
Devlet babalar yoldan çıkmış çocuklara el attılar.
‘Ulus-devlet’in modası geçmişti. Hoş geldin aile-devlet.
Şimdi özgürlükler NOKTASINDA, öp babanın elini.