Aleviler tehdit mi?

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Stratejik Planı'nda Aleviler için kullanılan 'tehdit' ibaresi yerli yerinde duruyor.

2008 senesinin aralık ayında Diyanet İşleri Başkanlığı, teşkilatın 2009-2013 yılları arasındaki faaliyet ve hedeflerini belirlemek amacıyla bir “Stratejik Plan” hazırladı. 130 sayfalık bu planda “Güçlü Alanlar, Zayıflıklar, Fırsatlar ve Tehditler” başlığı altında bir bölüm yer alıyor.
Bu bölümün “Tehditler” kısmında ise Başkanlığın kendisine karşı tehdit olarak algıladığı bazı durumlar sıralanmış. Bunlar arasında özellikle biri dikkat çekiyor: “Kimi çevrelerce zorunlu din öğretiminin kaldırılması taleplerinin olması”.
Zorunlu din öğretiminin kaldırılması talebi bilindiği üzere daha çok Alevilerden geliyor. Hatta bu “Stratejik Plan”’ın kabulünden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kızının zorunlu din dersi almasına karşı çıkan bir babanın başvurusu üzerine Türkiye’de bu haliyle zorunlu din dersinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetmişti. 

Resmi tehdit
Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilerin zorunlu din dersi konusundaki taleplerini kendisine karşı “tehdit” olarak gördüğünü teşkilat içinde hazırladığı bir raporda belirtmiş oldu. Bir devlet kurumunun bir dini grubu açıkça tehdit olarak nitelemesiyle karşı karşıyayız.
Bu durumu bugüne kadar daha önce çalıştığım BirGün gazetesinde ve Radikal’de üç kere yazıp, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tutumunun kabul edilemez olduğunun altını çizmeye çalıştım.
Radikal 22 Kasım 2010 günü konuyu gündeme taşıdı ve “Kardeştiler, tehdit oldular” manşetiyle çıktı. Enis Tayman imzasıyla çıkan haberde Stratejik Plan’dan bahsediliyor ve Alevi toplumunun buna verdiği tepkiler yer alıyordu.
Haber üzerine DSP milletvekili Süleyman Yağız, devlet bakanı Faruk Çelik’e yönelik bir soru önergesi verdi. Yağız’ın soru önergesinde yer alan sorulardan biri de “Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, bilindiği gibi Aleviler istemektedir. İstekleri tehdit unsuru olarak algıladığına göre, Alevilerin kendileri de tehdit olarak görülmekte midir?” şeklindeydi.
Geçenlerde Faruk Çelik bu soru önergesine yanıt verdi. Çelik, yanıtında tehdit meselesine ve din dersinin zorunluluğuna hiç değinmedi. Sadece Alevilerden oluşan bir komisyonun din dersinin içeriği hakkında bakanlığına sunulmak üzere bir rapor hazırladığını belirtmekle yetindi. 

Komisyona havale
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Stratejik Planı’ndaki “tehdit” ibaresi yerli yerinde durmakta. Faruk Çelik bu ibarenin sorulduğu soruya “Alevilere komisyon kurdurduk, rapor yazdırdık”tan öte yanıt verememekte.
Çelik’in yanıt vermeye niyeti olmadığı ortaya çıkınca elbette gözler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni başkanı Mehmet Görmez’e dönecek. Dün Hürriyet gazetesinde yer alan mülakatından anlaşıldığına göre Sayın Görmez, Sayın Mehmet Aydın’ın talebi üzerine “21. Yüzyılın Diyaneti nasıl olmalı” konulu bir raporu hazırlayan grupta yer almış. Yani Diyanet kimi ya da neyi tehdit olarak algılıyor sorusunun yanıtını verebilecek biri.
O yanıt zorunlu din dersinin kaldırılmasını isteyen Alevileri ne derece rahatlatır bilinmez. Çünkü Sultanbeyli’de yaptıkları cemevi ibadethane sayılsın diye başvurulduğunda, o zamanlar henüz başkan olmayan Mehmet Görmez’in yanıtı ortada. 

Tefrika
Pir Sultan Abdal Derneği’nin açıklamasına göre Görmez, cemevinin ibadethane olarak kabul edilmesini isteyenleri “Yapay sorunlarla halk arasına tefrika tohumları yeşertilmeye çalışılması faaliyetler”inde bulunmakla suçlamış.
Tehdit olarak görülen, cemevleri ibadethane sayılmayan, halk arasına tefrika tohumları attıkları söylenen Alevilerden alınan vergiler de Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin parçası.
Söz konusu bütçe ve mesela Diyanet İşleri Başkanı’nın maaşı olunca Aleviler kardeşimiz, o zaman tevhidden (birlik) bahsediliyor. Söz konusu zorunlu din dersi ya da ibadethane olunca Aleviler tehdit oluyor, tefrikadan (ayrılma) bahsediliyor.
Faruk Çelik ya da Mehmet Görmez tehdit ifadesinin “Stratejik Plan”larında ne aradığını izah edecekler mi?
Ya da tehdit olarak görüldüğü resmi belgelere konanların vergilerinden maaş almaya devam edecekler mi?
Sizce?